Merhaba, Oblomov’u bitirdim ve gerçekten uzun zamandır beni bu kadar etkileyen bir roman okumamıştım. Rus edebiyatını zaten ayrı seviyorum ama bu kitap benim için bambaşka bir yerde oldu.
Oblomov’da aslında biraz kendimi gördüm. Sanırım hepimizin içinde biraz Oblomov’luk var. Her insanın hayattan korktuğu, kaçtığı ya da tutunamadığı bir noktası oluyor. Romanda dışarıdan bakınca tembellik gibi görünen şeyin aslında çok daha derin olduğunu düşünüyorum. Oblomov sadece tembel bir adam değildi. O, hayattan vazgeçmiş, umudunu kaybetmiş, yaşamaktan korkan bir karakterdi.
Bence Oblomov oldukça zeki, duygusal ve ileri görüşlü bir insandı. Ama fazla hassastı. Stolz’un onun için söylediği “güvercin ürkekliği” sözü karakterini çok iyi anlatıyordu. Hayatın yükü, karar vermek, mücadele etmek onu korkutuyordu. Bu yüzden kendi içine kapandı ve yaşamın dışında kalmayı seçti.
Olga ile yaşadığı o masum aşk da beni çok etkiledi. Birbirlerini sevmelerine rağmen ondan vazgeçmesi belki de yaptığı en doğru şeydi. Çünkü bazen aşk, bırakabilmektir. Sevdiğin insanın hayatını yarım bırakmamak için geri çekilmektir.
Stolz’un onu hayata döndürme çabaları da çok dokunaklıydı. Ama bazı insanlar ne kadar çabalarsa çabalasın hayata tam anlamıyla tutunamıyor. Belki hepimizin içinde başaramadığı, eksik kaldığı bir yer vardır. İnsan bazen çok ister ama yine de olmaz.
İvan Gonçarov’un duygu aktarımını inanılmaz güçlü buldum. Oblomov’un yaşadığı tereddütler, pişmanlıklar, kararsızlıklar ve içsel çatışmalar bana çok yoğun geçti. Kitabı okurken birçok yerde karakterin duygularını gerçekten hissettim.
Benim için çok özel bir eser oldu. Hem düşündüren hem insanın içine dokunan bir romandı. Keyif alarak okudum ve herkese kesinlikle tavsiye edeceğim kitaplardan biri oldu.