Budalalık düzdür, kurnazlıktan yoksundur; zekâ hileye, sinsiliğe başvurur. Akılda namussuzluk, aptallıkta doğruluk, namus vardır. Beni umutsuzluğa vardıran durumu ne kadar budalaca ortaya serersem o kadar kârlı olurum.
Kalbini nasıl kandırabilirsin?
O bilirken senden fazlasını
Kalbine nasıl hayır diyebilirsin?
O titrerken bir yaprak gibi
Henüz tanımıyorsun o adamı
Sevdalını, biriciğini
Yine de aşk hissettirir kendini
Söyler hayatının tümden değiştiğini
Göster bana buğulu gözlerini
Sonra emin olacağım
Beni gerçekten sevdiğine
İşler yolunda gitmediğinde, yolunda gitmeyişinin derecesine göre, gerekli şarkıyı seçerim. Düşüncelerimi bir süreliğine askıya almak istediğimde kışkırtıcı bir caz, bir sıçrama tahtasına ihtiyaç duyduğumda spekülatif bir Bartók, özgür hissetmek için bir Beethoven yaylı çalgılar dörtlüsü, bir noktaya yoğunlaşmak istediğimde helezonik bir Mozart; Bach’a gelince, onu en çok ruhsal bütünlüğe gereksinim duyduğumda çalarım.
Nasıl düşünürsek düşünelim insan denen varlığın içinde, yüzün önemli bir yer kaplamaması lazım. Sonuçta insanın değeri yaptığı işin içeriğiyle ölçülmeli, bu da serebral korteksle ilgili olabilir belki ama yüz vesairenin söz söylemeye hakkının olmaması gereken bir dünya bu. Altı üstü yüzün kaybıyla, insanı değerlendiren ölçekte belirgin bir değişiklik oluyorsa, bunun sebebi insanın yaptığı işin içeriğinin zayıf oluşudur ancak.