Eğer etrafımızda sürünen sonsuz sayıdaki can çekişmeyi, birer gizli ölüm olan bütün hayatları sevip anlayabilseydik, acı çeken varlık sayısında kalp gerekirdi bize. Ve geçmiş üzüntülerimizin tamamını mevcudunda bulunduran, mucizevî bir şekilde güncel bir hafızamız olsaydı, böyle bir yükün altında çökerdik. Hayat, ancak muhayyilemizin ve hafızamızın zayıflıklarıyla mümkündür.
Sevmek zerre acı vermezmiş, tüm güzellikleri büyütür, kalbini genişletirmiş insanın. Hayat bu ya, elbet sorunlar olur hani, o sorunları çözmeye gayret veririmiş.
Sanki bütün insanlık unutmuştu onu, herkesten özür bekler gibi bir hali vardı, 'biz yaşadık lakin kusura bakma seni unuttuk' demelerini bekliyordu ama yok, sonu sessizlik... Kimsenin acıya tahammülü yoktu, gözlerden yaşamamışlığın, mahcubiyetin hüznü okunmuyordu.
"sesin sese karıştığı, gürültüden kendi sesimizi bile duyamadığımız, sözün çoğaldığı ama aynı zamanda içinin boşaldığı bu dünyada, sessizlik, duyguların konuşmaya temas etmesi, böylelikle anlamın ortaya çıkması için elzemdir."