Türk zevkini Türk an'ane ve ahlakını kıskıvrak bağlayan garp tesirleri, ağılın içine giren kurt gibi, milli ve mahalli ne buldu ise, boğazlayıp kanlar ve yaralar içinde yere sermişti.
Halbuki herhangi bir şehrin kaderi bile, yaz-boz tahtası olmamak lazım iken, yeryüzünde bir eşi daha olmayan İstanbul şehr-i şehiri, gafletle menfaat elleri arasında nasıl çelik çomak haline getirilir?
Tarihin ve gravürlerin dillerinden dinleyip seyrettiğimiz İstanbul, üstün bir şehircilik anlayışı, tabiat ile estetiğin el birliği ile inkişaf etmiş bir belde, zevkte ve medeniyette zirveyi bulmuş bir milletin deha tablosu idi.
Eski İstanbul'da tabiatla mimarinin su sızmaz iki dost anlayışı ile bağdaşmış bulunması, şehri başbaşa vermiş bir ahenk ve zevk abidesi, bir cennet köşesi haline getirmişti.
…her giden sanat eserinin yerini soysuz ve şahsiyetsiz bir taş ve tuğla yığını alarak, İstanbul şehri, nizamsız, plansız ve düzensiz bir el çabukluğu ile taşlaşıp kaldı.
Durmuş oturmuş imparatorluğun şanına uygun bir medeniyet kurucusu olan bu Müslüman-Türk devletini yıkmak garp dünyasının hemen tek siyaset ihtirası olalı beri, topraklarımıza el birliği ile çarpan ve ülkelerimizi koparıp koparıp götüren dalgalar, iç düzenimizi de altüst etmekten geri kalmazdı. Şöyle ki, yükseliş ve medeniyet atılışlarımız duraklayıp devletce bunu önlemek isteyen hamlelerle ne zaman bir derlenip toparlanma hareketi gösterecek olsak, der hal bir fitne ve ihtilal, bu ümidin başını ezer olmuştur .
Ne yazık ki, haçlıdan ve Yahudiden gelen bu sinsi müdahaleler daima içerde satın alınacak bir gafil, cahil ve menfaat düşkünü zümre bulup, perde arkasından çıkmadan planlarını gerçekleştirebiliyordu.