#kitapyorumu
Peyami Safa en sevdiğim yazarlardan biridir. Her eserinde olduğu gibi Mahşer’i de hayranlıkla okudum. Betimlemeleri beni büyüledi hatta bazı sayfaları iki kere okudum.
Peyami Safa, Mahşer romanında Türk toplumunun bunalımlı dönemlerinden realist bir şekilde bahseder.
Çanakkale’de 3 yıl savaşıp gazi olan Nihad, İstanbul vapurunda türlü hayaller kurar. Önce teyzesine gidecek sonra güzel bir iş bulacak ve hayatını düzene sokacaktı. İstanbul’a ayak basar basmaz gerçekler bir tokat gibi yüzüne çarpar. Teyzesinin vefat ettiğini bekçiden öğrenir, ertesi gün iş aramaya koyulur fakat orada da tüm kapılar yüzüne kapanır. Memleket savaş halindeyken bu krizi fırsata çevirmiş olan harp zenginlerini tanır. Memleket resmen mahşer yerine dönmüştür. İdeal tip olan Nihad’a göre cepheler bile memleketin şuan ki halinden daha iyidir. Peki ya Türk askeri cephede bunlar için mi can vermişti?
Birisi onun kulağına bir mahşere girdiğini niçin fısıldamadı? Niçin söylemedi ki, bir Türk'ün en bedbaht olduğu yer Türkiye'dir; harp cepheleri şehirlerden daha güzeldir, daima namuslu Türkler, ölümü, Türkiye'de hayata tercih etmişlerdir. Niçin ona haber verilmedi ki, cepheden dönerek memleketine girenler, sürüneceklerdir, niçin demediler ki, Türkiye bir mahşerdir.