“Kötü rüya görüp de geceleyin uyandığımda Lars’a sokulur, sağ kolumu onun sırtına atar, onun rüyalarını kapmaya çalışırdım, onunkilerin huzurlu olduğundan emindim.”
“Bana göre tüm kısalığına karşın sözcük şaşırtıcı ölçüde bir ağırlık, bir dolgunluk içermekteydi. Öyle bir şey içeriyordu ki, altını anımsatıyordu insana; gerçekten de bereketliliğinin ve anlam dolu oluşunun yanı sıra kendine özgü bir parıltısı vardı, bulut içinde çakan şimşek gibi kısa bir heceyi kendine yurt edinmişti.”
“Bu dünya böyledir,” diyordu. “Sular hendeğine dolar. İnsanlar doğar ölür, gün doğar batar. Ağaçlar büyür çürür. Sular akar, bulut ağar. Ağayı öldürürsün, ağa gelir yerine. Bir daha öldürürsün, bir daha gelir.
Koca Süleyman, o köy bulunmaz, diyordu içinden. Ben yetmiş yıldır o köyü arıyorum. O köydeki adamı da… Bu dünyada o köy yok, yok yavrum. Ara bakalım. Bir de sen ara. Dünya kurulduğundan bu yana herkes o köyü, o köydeki o adamı arıyor.