1945 yılı. Artık 2. Dünya Savaşı’nın son düzlüğüne girilmektedir. Bir zamanların işgalcileri artık savunma pozisyonuna geçmiştir. Bütün Almanya gözünü Doğu sınırına dikmişti zira kapıda bekleyen bir dev vardı. Tüm dünya Sovyetlerin Almanya’ya son öldürücü darbeyi ne zaman vuracağını tartışıyordu.
Tüm bu endişelerin içinde Doğu Prusya’da bulunan Georgenhoff Çiftliği kendi dünyasında yaşamaya devam ediyordu. Evin hanımı Katharina, oğlu Peter, hala Helena Harnisch, Polonyalı kâhya ve 2 Ukraynalı hizmetçiden ibaretti evin nüfusu. Katharina’nın eşi İtalya’da görevli bir Alman subayıydı. Savaşla, savaşın getirdikleri ile pek alakaları yoktu. Zira çiftlik sayesinde ne yoksulluk çekiyorlardı ne de açlık…Kayıtsız bir şekilde hayatlarına devam etmektedirler. Ancak kulaklarını savaşa tamamen kapamak imkansızdır. Çünkü gelen gideni olan bir çiftliktir bu. Pul koleksiyoneri bir iktisatçı, faşist bir kemancı kadın, Rusya’ya kaçmak isteyen bir Yahudi vs…her gelen misafir devam eden savaşı kendi bakış açılarından aktarmaktadır ev ahalisine. Peki radyolar, gazeteler hiç savaştan bahsetmiyorlar mıydı diye soracak olursanız, onlara göre her şey güllük gülistanlıktı. Alman ordusu geri çekilse bile bu taktik bir geri çekilme idi. Rusları tuzağa çekip onları Alman topraklarında kıstıracaklardı güya. Ancak durum hiç açıcı değildi. Zira savaştan kaçan Alman mülteciler yavaş yavaş sokakları doldurmaya başlamıştı.
Rusların sınıra dayandığından söz ediliyordu, çok tatsız şeyler oluyordu orada.
“Kimin aklına gelirdi işin bu raddeye varacağı? “ S.97
Baş denetçi Drygalski durumun vahametini şu sözlerle itiraf ediyor:
“Neyse ki oğlumuz çoktan Polonya’da vuruldu, diye düşündü. Yoksa her gün onun için endişelenecektik. “ s.151
Cepheye gönderecek genç erkek kalmamıştı. Yavaş yavaş çocuklar askere