2004 yılında, Türkçe öğretmenim Saim Bey’in elinde görmüş, okumaya heveslenmiş, “Cümleleri, demir leblebi gibi. Okuyamazsın.” demesine aldırmamış, alıp okumuştum. Bu, benim bu kitabı üçüncü okuyuşum.
Kitaptan bahsetmeden önce, tanımayanlar için kitabın yazarından bahsedeyim:
Nazan Bekiroğlu, 1957 Trabzon doğumlu. Eğitim hayatının üniversite hariç tamamını Trabzon’da geçirmiş birisi. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu.
“Halide Edip Adıvar Romanlarının Teknik Açıdan İncelenmesi” teziyle doktorasını; “Şair Nigâr Hanım” adlı teziyle de doçentliğini tamamladı. 2001 yılında ise KTÜ’de Profesör olarak görev yapmaya başladı.
Bu kitap, benim yazarla tanışma kitabım. Kitabı okudukça, bu kadar derin ve şiirsel ifadeler kullanan, tarihi ve edebiyatı bu kadar başarılı şekilde aynı potada eriten bir yazara olan merakım arttı.
Kitabın katmanlı ve görünüşte çok anlatıcılı anlatısı, ritmi durağan, cümleleri de “demir leblebi” yapıyor elbet ama, elden bırakılıp da bir daha okunmayan türden bir anlatı değil. Ben de, tüm bu nedenlerle, yazarı araştırmaya niyetlendim.
İşte tam bu noktada biraz sükût-u hayale uğradım. Çünkü yazar hakkında yukarıda yazdığım yaşam öyküsü dışında fazla bir bilgi yok.
Türk edebiyatına bu kadar güzel eserler (Lâ, Nûn Masalları, Yerli Yersiz Cümleler, Mücella, İsimle Ateş Arasında, Nar Ağacı gibi) veren bir yazarın “münzevi” hayatından çıkıp, okuyucuya kendini “hatırlatması” gerekmez mi? Son kitabı “Kehribar Geçidi” bile 5 yıl önce yayınlandı. Yazım, yeni bir eser yaratımı için, bana biraz fazla geldi. Belki şu anda yazar, yeni bir çalışma üzerindedir. Kim bilir?
Son söylediklerim bir “serzeniş” olarak algılanmasın ama “yepyeni” ve “nevi şahsına münhasır” bir Nazan Bekiroğlu kitabı okumanın vakti gelmedi mi?