Meltem

-SON-
Puan vermedi·631 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
• Vedat Türkali'nin 2004 yılında yayımlanan romanı *Kayıp Romanlar*, uzun yıllar siyasal sürgünde yaşamış yaşlı bir devrimci doktor olan Nahit Kotar'ın İstanbul'a dönüşüyle başlar. Yetmişli yaşlarında olan Nahit, emekliliğini devrimci idealleriyle geçirmeyi planlar: İstanbul'un tadını çıkaracak, elindeki örgütsel parayı uygun bir yere aktaracak ve belki bir roman yazacaktır. Ancak dönüşünden kısa süre sonra, kendisinden yaşça çok genç olan Esme adlı bir kadınla tanışır. Aralarındaki büyük yaş farkına rağmen tutkulu ve karmaşık bir aşk ilişkisi gelişir. • Roman, bu aşk hikâyesini merkeze alırken arka planda Türkiye'nin çalkantılı siyasi ve sosyal gerçekliğini işler: Kürt ve Ermeni sorunları, özgürlük mücadeleleri, eski komünistlerin kimlik arayışı, mafya ve karanlık güçlerin gölgesi. Yazar Vedat Türkali, romanda zaman zaman kendini de kahraman olarak dahil eder ve postmodern bir üslupla anlatıyı zenginleştirir. Hikâye, yazılmak istenip de tamamlanamayan "kayıp romanlar"a bir ağıt gibi, kayıplar, sürgünler ve tamamlanmamış hayaller üzerine derin bir sorgulama sunar. • Kendi Yorumum: Vedat Türkali'nin usta kalemiyle aşkı siyasetle iç içe dokuması, romanı sıradan bir aşk hikâyesinden çıkarıp güçlü bir toplumsal eleştiri haline getiriyor. Yaş farkı ve ideolojik çatışmalar üzerinden insan ruhunun çelişkilerini, tutkuyu ve yalnızlığı öyle çarpıcı anlatıyor ki, okurken hem buruk bir hüzün hem de derin bir düşünceye kapılıyorsunuz. Türk edebiyatında siyasetle aşkı bu kadar cesur ve acı bir tadıyla birleştiren az eser var; Türkali, yaşlı bir devrimcinin sonbahar aşkı üzerinden Türkiye'nin yaralarını ustalıkla deşiyor. Kesinlikle etkileyici ve unutulmaz bir roman. • Herkese keyifli okumalar diliyorum ..! • ⁠Kitaplarla kalınız..!
Kayıp RomanlarVedat Türkali · Everest Yayınları · 20041,543 okunma
Reklam
Cut
Sıfırdan değil, bir renkten başlayacaksın. Şimdi düşün...Hangi renkten başlayacaksın yeni hayatına ?
Sayfa 6
Alıntı
Tanrıların Arasında Kaybolmuş Bir Kadın
8/10
·408 syf.·
2025 2. kitabı
Madeline Miller’ın Ben, Kirke kitabını okumaya başladığımda aklımdaki tek şey şuydu: “Aa evet, Odysseus’un yolculuğunda çıkan o büyücü kadın.” Açıkçası çok da önemli görmüyordum onu. Ama sayfalar ilerledikçe fark ettim ki Kirke aslında o kocaman destanın arkasında saklanmış, sesi hiç duyulmamış biriymiş. Ve Miller onu öyle bir konuşturuyor ki, bir yerden sonra Kirke’nin yalnızlığını, öfkesini, hatta gururunu kalbimde hissetmeye başladım. Kirke bana en çok “ait olamamak” duygusunu hatırlattı. Ne tanrıların parlak dünyasında yer bulabiliyor, ne de insanların kırılgan tarafına yaklaşabiliyor. Hep arada, hep eksik. Büyüsü de aslında bir tür hayatta kalma biçimi gibi. Başkalarının gözünde tehlikeli, ama onun için nefes almak kadar gerekli. Düşününce biz de bazen en çok sakındığımız, en yanlış anlaşılan yanlarımızla aslında ayakta duruyoruz. Miller’ın dili akıcı, ama koşturarak okumuyorsunuz; sindirerek, durup düşünerek ilerliyorsunuz. Özellikle Kirke’nin iç seslerini okurken “ya ben de böyle hissetmiştim” dediğim çok oldu. Sanki bir efsane değil de, çok yakın bir arkadaşım hayat hikâyesini fısıldıyormuş gibi hissettim. Kitabı kapattığımda şunu düşündüm: Ben, Kirke sadece bir mitoloji anlatısı değil. Daha çok, “hep yan rol” diye görülen kadınların aslında ne kadar güçlü ve derin bir hikâyeye sahip olduğunun kanıtı. Bu yüzden bence mitoloji sevmeyen biri bile Kirke’nin mücadelesinde kendinden bir parça bulabilir. Ben buldum, eminim siz de bulursunuz. Peki size sorayım: Siz hiç kendi hikâyenizde “yan karakter” gibi hissettiniz mi?
1000Kitap
Ben, KirkeMadeline Miller · İthaki Yayınları · 202444,3bin okunma
Mağaradaki Gölgelerden Gerçeğe
7/10
·372 syf.·
2025 4. kitabı
Platon’un Devlet’ini elime aldığımda açıkçası biraz çekinmiştim. Kalın, eski ve felsefeyle dolu bir kitap… “Acaba sıkılır mıyım, acaba anlamakta zorlanır mıyım?” diye düşündüm. Ama sayfalar ilerledikçe kendimi beklemediğim kadar canlı bir tartışmanın ortasında buldum. Her şey çok basit bir soruyla başladı: Adalet nedir? Başta bu soruya herkesin bir cevabı vardır diye düşünmüştüm. Ama Sokrates’in karşısına çıkan fikirler “adalet güçlü olanın işine gelendir” ya da “dostlara iyilik, düşmanlara kötülük etmektir” birer birer çürütülünce benim de kafam karıştı. Demek ki adalet, düşündüğümden çok daha derin bir meseleymiş. Platon, adaleti anlamak için gözünü bireyden devlete çevirdiğinde şaşırdım. Ortaya üç sınıflı bir toplum çıktı: filozoflar yöneten, askerler koruyan, üreticilerin yaşamı sürdüren bir düzen. Adalet ise herkesin kendi işini yapmasıydı. O an düşündüm: Bizim toplumda gerçekten böyle mi işliyor? Yoksa herkes herkesin alanına karışıyor mu? Kitabın en çarpıcı kısmı hiç kuşkusuz mağara alegorisi oldu. Zincirlenmiş insanların sadece gölgeleri izlediği o sahne gözümün önüne geldiğinde ürperdim. Birinin zincirini kırıp dışarı çıkışı, gerçek güneşi görmesi ve sonra geri dönüp diğerlerini uyandırmaya çalışması… İşte filozof böyle anlatılıyordu. Ama aslında o zincirlenmiş insanlar bana çok tanıdık geldi: Belki biz de çoğu zaman gölgelerle yetiniyoruz. Devlet’i okurken sık sık kendime döndüm. “Benim için adalet ne demek? Hakikati görmeye cesaretim var mı? Yoksa zincirlerimle mi yetiniyorum?” Kitap bana kesin cevaplar vermedi ama zihnime yeni sorular ekti. Ve belki de asıl değerli olan buydu. Sonunda fark ettim ki Platon’un Devlet’i sadece bir felsefe kitabı değil. Aynı zamanda içsel bir yolculuğun rehberi. Sayfalar bittiğinde yolculuk bitmiyor; insan kendi içindeki
1000Kitap
DevletPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201932,9bin okunma
Serhat Kaya'dan Zülfü Livaneli Söyleşisi
Serhat Kaya'dan Baykuş Edebiyat Okurları İçin Özel Bir Zülfü Livaneli Söyleşisi. Dünya barışına katkıları 1995 yılında UNESCO tarafından tanınan ve UNESCO İyi Niyet Elçisi olarak atanan, 2014 yılında Fransa’nın en yüksek askeri ve sivil liyakat nişanı olan Legion D’Honneur’a layık görülen, 400’den fazla şarkı ve film müziğinin besteciliği ile layık görüldüğü pek çok müzik ödülünün yanı sıra 1999’da İtalya San Remo’da Premio Luigi Tenco - En İyi Besteci ve 44. Altın Portakal Film Festivali En İyi Film Müziği (Mutluluk) gibi yüksek anlamlı ödüllerle başarısı defalarca kez taçlanan ve 40’tan fazla ülkede yayımlanarak milyonlarca insana ulaşan kitaplarıyla Dünya edebiyatı için gerçek bir hünerdar olan ve yaşamını “barış ve özgürlüğe” adayan kıymetli büyüğüm, ustam sevgili Zülfü Livaneli’yle Baykuş Edebiyat Dergisi okurları için hayata, topluma ve edebiyata dair keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Tarih boyunca çağdaşlarının çok ilerisinde eserler yaratan büyük sanatçılara ve büyük yazarlara bakınca hepsinin ortak bir üst başlık altında toplandıklarını görürüz; herhangi bir konuda yüzeyde kalmadan, derinlemesine ve daha önemlisi yaratım dilleriyle kimlikleri ayrıştırmadan, insanları kategorileştirmeden olgular ve gerçeklikler üzerine düşünebiliyor olmaları. Bir ressamın duygularını ve zihninde yarattığı mizanseni tuval üzerinden diğer gözlere sunarken seçtiği renkleri bir arada ve tam da olması gerektiği şekilde kararında kullanabiliyor olması gibi, insan için düşünürken hayatı, konuları ve olguları dağınık bölümlere ayırmak yerine, hepsini hayatın olağanlığıyla kabul edip harmanlayarak algılamak ve insanı sınırlayan tüm ön kabul kodlarından sıyrılarak onları yeniden yorumlamak gerçek bir hünerdir. 40’tan fazla ülkede yayımlanarak milyonlarca insana ulaşan kitaplarıyla
1000Kitap
Reklam