Puan vermedi
Biz - 246 sayfa Yevgeni Zamyatin Tek Devlet anlayışının olduğu, baştaki kişiye Velinimet denildiği ütopik bir gezegendeyiz. Gezegenlerini diğer gezegenlere de müjdelemek üzere İntegral adını verdikleri bir uzay gemisi yapmaktadırlar. Yaşayanlar harf ve sayılarla isimlendirilmektedir. İntegral'in baş mühendisi D- 503, diğer gezegenlere aktarmak için bir günlük tutmaya başlar. Tek Devlet'te her şey gözlem altındadır. Hatta kiminle birlikte olunacağı da belirlenmiştir. Duygulara yer yoktur. Ancak hiç beklemediği bir anda bambaşka birine aşık olan D-503, Tek Devlet'teki yanlışları görmeye başlar. Kitap, ilk kez yazarın ülkesi olan Rusya'da değil, İngiltere'de basılmış. 1920 lerde yazılmış olsa da kendi ülkesinde basım tarihi 1988 yılında olmuş. Distopik bir dünyayı anlatan ilk kitaplardan birisi olma özelliğine sahip bir Bilim Kurgu Klasiği.
BizYevgeni İvanoviç Zamyatin · İthaki Yayınları · 202111,9bin okunma
Puan vermedi·448 syf.··
2026 17. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 31 Mart 2026 08:57
Hayallere daldığımızdan ya da dalgınlıkla ilk iki adımı atmış bulunuruz,o zaman üçüncü adımı da atmaktan başka çaremiz yoktur,hem de bunun aptalca bir hata olduğunu bile bile,insan mantıksız bir hayvandır,nihai gerçek budur." (S.246) "Genellikle insan affedilmek ve unutturmak için pişman olduğunu söyler,hepimiz hatalarımızı gizlice sevmeye devam ederiz." (S.310) Bu kitaptan öğrendiğim en ilginç bilgi Salazar dönemi gazetelerinin güvenlik gerekçesiyle Salazar'ın ziyaretlerini hep olduktan sonra aktarmaları, bu nedenle halk arasında Salazar'a "oldu" anlamına gelen "Esteves" isminin takılması oldu :)) Şunu da söylemem lazım Saramago'ya bu kitapla başlasam çok uzun bir süre elime başka kitabını almazdım :)) Bir de filmini yapmışlar ama malum siteler veya platformlarda bulamadım. Kitapta Ricaardo Reis isminde bir doktor'un Brezilya'dan Portekiz'e dönüşünü,ilk olarak bir otele yerleşmesini ve burada uzun bir müddet kaldıktan sonra bir eve çıkışını okuyoruz. Kitapta olan tek aksiyon bu taşınma olayı ve doktorun biri otel görevlisi, diğeri otelde kalan müşterilerden biriyle yaşadığı aşk kaçamakları oluyor. Arka planda ise Fernando Pessoa mezarından kalkıp ara ara Ricardo Reis'i ziyarete gelerek özellikle Avrupa ve Dünya'da olup bitenler, gazete haberleri başta olmak üzere muhabbet ediyorlar. Hitler, Salazae, Franco bu konuşmalarda sık sık anılıyor. Savaş ve sistem eleştirileri olmazsa olmazlardan. O kadar durağan ilerleyen bir kitaptı ki kesinlikle bir şekilde okunuyor ama insanın içi geçiyor :) Kısaca zevk aldığım bir okuma olmadı. Buna rağmen oldukça fazla yerin altını çizdiğime ben de şaşırdım :)) İlgilisine tavsiyemdir. Keyifli okumalar dilerim. "Yalnızlık yalnız yaşamak değildir,içimizdeki birine ya da bir şeye yoldaşlık edememektir. Yalnızlık ovanın ortasında bir
Ricardo Reis'in Öldüğü YılJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2017260 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
BİR KAYMAKAMIN GÖZÜNDEN YAKIN GEÇMİŞİMİZ
7/10
·374 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 13 Mart 2026 09:13
Ali Küçükaydın'ın milletvekilliği döneminde sık sık gidip Zamantı, Göksu, Seyhan vadilerinde yapılan HES hoyratlıklarını dile getirirdim. Ben ona "köy okulları köy karakolları kapatılıyor, HES'ler, yollar bahane edilerek dereler, ırmaklar kurutuluyor, su yatakları hafriyatla dolduruluyor, dağlar, köyler boşaltılıyor, etnik kaydırma yöntemiyle Türkler Anadolu'dan atılıyor" derken, o tek kelime etmiyor, sanki beni duymuyor, sadece susuyor, susuyordu. Her gidişimde sitemler ederek, bir daha onunla görüşmeme kararı alıyor, sonra çaresizce tekrar gidiyordum... Aradan yıllar, yıllar geçti. Bir gün sahaflardan Estonya doğumlu Alman Etnolog Ulla Johansen'in "50 Yıl Önce Yörüklerin Yayla Hayatı" adlı kitabını araştırırken, onun "Ulla-Yörük Obasında Bir Alman Kızı" kitabıyla tanıştım. Kitabını bir solukta okudum. Ulla, sanki bir kitap değil, bitip giden kadim bir kültürün, medeniyetin üzerine söylenmiş bir ağıt, bir çığlıktı. Kitabı ikinci kez okuduktan sonra kapsamlı ve uzun bir inceleme yazdım. Ve bu incelememi kendisine de gönderdim. Kitap ve inceleme yazım üzerine uzun bir telefon sobetimiz oldu. Fakat ben onun doğanın, çevrenin adeta imha edilmesine, Anadolu'nun gönüllü milisleri olan Yörüklerin, köylülerin zorunlu göçe tabi tutularak dağların, köylerin insansızlaştırılmasına sessiz kalan siyasetçi Ali Küçükaydın'la Yörük yazar Küçükaydın'ın aynı kişi olduğunun hala farkında değildim. Bunu, Deli Habip kitabı çıkıp kendisiyle yüz yüze görüşünce ancak fark edebilecektim. Siyasetteyken haksızlıklar, hukuksuzluklar, karşısında (çaresizce) susarken, yazarken haksızlığa, hukuksuzluğa tahammülü olmayan biri vardı karşımızda. Son Yörük Küçükaydın, "Bir Kaymakamın Serencamı" kitabında da yine bir öğretmen, kaymakam, vali, milletvekili olmanın ötesinde dürüst, namuslu, yasa ve
Bir Kaymakamın Serencamı "Dün"Ali Küçükaydın · Gufo Yayınları · 20261 okunma
7/10
·361 syf.··
2025 2. kitabı
''Dağdan odun getiriyordum. Herkes ona odun diyordu. Ama ben onun ilk hecesiyle ilgilendim. 'Od' gönüllerde aşkı tutuşturan ateş'' Biçare Yunus, Tapduk Yunus, Derviş Yunus... Ama en anlamlısı Türk Yurtlarında bilinen adıyla Bizim Yunus... İskender Pala, Yunus Emre'nin hayatını anlattığı bu romanını edebi bir dille divan edebiyatından göndermeler yaparak kurgulamış. 13.yy. Anadolu'sunun Moğol istilası altındaki karışık bir döneminde yaşayan Yunus Emre'nin ilahi aşka ulaşma mücadelesine, eşi Sitare ve oğlu İsmail'e olan sonsuz bağına şahit oluyoruz satır aralarında. Aslında bu hikaye Yunus Emre'nin eşi Sitare'yi kaybettikten sonra Tapduk Emre'nin dergahına girmesi ve orada odun taşıma işiyle meşgul olarak 'od'u yüreğinde hissetmesiyle 'Bizim Yunus' olma sürecidir... Od ''Her ne ki arıyorsun; aradığın ancak sensin. İyinin de kötünün de fidanı senin içinde büyür.'' İskender Pala
Edebiyat & Roman
Odİskender Pala · Kapı Yayınları · 202248,8bin okunma
Başarı mı Vahşet mi? Jinekolojinin "Babası" ve Anneleri
9/10
·112 syf.··
2026 16. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Mart 2026 21:04
Kitap ve araştırmam bittiğinde açıkçası ne düşünmem gerektiğini bilemedim. Dünyada milyonlarca buluş var ve bunlar çat diye oluşmadı; bir şeylerden feda edildi. Zaman, sağlık, huzur... Feda edilen şeyler olmasa belki de bu buluşlar olmazdı ama tıp icatları söz konusu olduğunda hep garip hissetmişimdir. ​Jinekoloji, en genel tanımı ile kadın üreme sisteminin yapısal ve işlevsel özelliklerini, bu sistemde görülen hastalıkları inceleyen; tanı ve tedavi yöntemlerini kapsayan tıp dalıdır. Şüphesiz diğer alanlar gibi çok önemli bir alan ve jinekolojinin buralara gelmesinde yardımı olanlar da bir o kadar önemli. J. Marion Sims, modern jinekolojinin babası sayılan doktordur. Kendisi; günümüzde kullanılan sentetik dikişlerin ve paslanmaz çelik telin temeli olan gümüş teli buldu diyebiliriz. Keza Sims Spekulumu, Vajinal Kateter ve Sims pozisyonu da buna dahildir. Peki bu başarı sadece ona mı aitti? Bunca şey bulunana kadar denek olan kadınlar ne olacak? ​Anarcha Westcott, 1845 yılının yazında 17 yaşında doğum yapan bir genç kızdı. Doğumu 3 gün sürdü ve çok acılı geçti. Doğum sonrası bebeğini kaybeden Anarcha’da ise "fistül" dediğimiz hasarlar kaldı. Fistül, o dönemlerde yaygın bir hastalıktı. Bebek doğum kanalında sıkışıp kaldığında, bebeğin başı annenin iç dokularına (mesane ve vajina arasına) saatlerce baskı yapıyordu. Bu baskı o bölgedeki kan akışını durduruyor ve dokuların ölmesine sebep oluyordu. Doğumdan birkaç gün sonra ölen dokular düşüyor ve mesane ile vajina arasında "yapay bir delik" oluşuyordu. Dr. Sims’e başta bu vakalardan gelse de kendisi bunu tedavi edemeyeceğini söyleyip herkesi geri gönderiyordu. Bir gün, attan düşen bir kadının tedavisi esnasında aslında fistülü net bir şekilde görebildiğini ve bunu tedavi edebileceğini fark etti. ​Bunun sonucunda
Anarcha SpeaksDominique Christina · Beacon Press · 20181 okunma
Puan vermedi·361 syf.··
2026 16. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 10 Mart 2026 14:59
Herkese iyi Ramazanlar Od , İskender Pala ’nın kaleminden çıkan; tasavvufla tarihi, efsaneyle hakikati iç içe geçiren bir roman. Ama sadece bir dönem anlatısı değil… Daha çok, “yanmadan arınmak mümkün mü?” sorusunun etrafında dönen bir iç yolculuk.. Romanın merkezinde Yunus Emre var; fakat bildiğimiz menkıbevi Yunus değil bu. Et ve kemikten, acı çeken, isyan eden, evlat kaybeden, öfkelenen bir Yunus. Onu dervişliğe taşıyan şey kuru bir hikmet arayışı değil; hayatın ta kendisi, yani “od”. Buradaki “od” sadece ateş değil: Ayrılık ateşi Evlat acısı Nefisle mücadele Hakikati ararken yanma cesareti Yazar, Yunus’un oğlu İsmail üzerinden çok çarpıcı bir karşıtlık kuruyor. Biri teslimiyetin ve ilahi aşkın yoluna yürürken, diğeri öfkenin ve kırgınlığın ateşinde savruluyor. Aynı evde büyüyen iki insanın kader karşısında bu kadar farklı yönlere savrulması, romanın en güçlü taraflarından biri. Bir yanda dervişçe sabır, diğer yanda insanî isyan… İşte roman tam burada insanı yakalıyor. Tarihsel arka plan da oldukça yoğun: Moğol istilası, kıtlık, siyasi çalkantılar… Yani Anadolu zaten dışarıdan yanıyor. Yunus ise içeriden. Ve insan şunu fark ediyor: Dış yangınlar söner belki, ama iç yangın insanı ya kül eder ya da olgunlaştırır. İskender Pala’nın dili klasikle modern arasında bir köprü gibi. Yer yer ağırlaşsa da o tasavvufi atmosferi hissettirmek için bilinçli bir tercih bu. Özellikle Yunus’un iç konuşmaları, romanı biyografik olmaktan çıkarıp ruhsal bir metne dönüştürüyor. Bence romanın asıl meselesi şu ;Aşk, insanı yakmadan pişirir mi? Ve herkes yandığı yerden mi olgunlaşır? “Od”, Yunus’u putlaştırmadan anlatıyor; onu önce insan yapıyor, sonra derviş. Bu yüzden etkisi derin. Ramazan’ın dingin atmosferinde okuduğum bu kitap, bende farklı bir ruh hâli uyandırdı. Kitabı
Odİskender Pala · Kapı Yayınları · 202248,8bin okunma