(Yirmiikinci Mektub'un Hâtime'sindeki bahse bir zeyldir.) اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخ۪يهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ ...الخ Gıybet, şu âyetin kat'î hükmüyle nazar-ı Kur'anda gayet menfur ve ehl-i gıybet gayet fena ve alçaktırlar. Gıybetin en fena ve en şenii ve en zalimane kısmı, kazf-ı muhsanat nev'idir. Yani gözüyle görmüş dört şahidi gösteremeyen bir insan, bir erkek veya kadın hakkında zina isnad etmek; en şenî' bir günah-ı kebair ve en zalimane bir cinayettir, hayat-ı içtimaiye-i ehl-i imanı zehirlendirir bir hıyanettir, mes'ud bir ailenin hayatını mahveden bir gadirdir. Evet Sure-i Nur bu hakikatı o kadar şiddetle göstermiş ki, vicdan sahibini titretiyor ve tüylerini ürperttiriyor. لَوْلَٓا اِذْ سَمِعْتُمُوهُ قُلْتُمْ مَا يَكُونُ لَنَٓا اَنْ نَتَكَلَّمَ بِهٰذَا سُبْحَانَكَ هٰذَا بُهْتَانٌ عَظ۪يمٌ şiddetle ferman ediyor ve diyor ki: Gözüyle görmüş dört şahidi gösteremeyen merdudü'ş-şehadettir. Ebedî şehadetlerini kabul etmeyiniz. Çünki yalancıdırlar. Acaba böyle kazfe cesaret eden hangi adam var ki, gözüyle görmüş dört şahidi gösterebilir. Kur'an-ı Hakîm bu şartı koşturmakla, böyle şeylerde şakk-ı şefe etmeyiniz, bu kapıyı kapayınız demektir. Said Nursî Barla - 267
3:92
2-Bakara Suresi 267. ayette düzgün mallardan harcama yapmamız, tiksinilecek şeyleri infak etmememiz gerektiği anlatılır. Kuran servet sahiplerine, mallarında fakirlerin hakkının olduğunun, malın gerçek sahibinin Allah olduğunun dersini verir.
Sayfa 443 - İstanbul Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bakara 3
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا بَيْعٌ ف۪يهِ وَلَا خُلَّةٌ وَلَا شَفَاعَةٌۜ وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ Ey inananlar, ne alışverişin, ne dostluğun ve ne de şefaatin olmadığı gün gelmezden önce, size verdiğimiz rızıktan (Allah için) harcayın. Kafirler, zalimlerin ta kendileridir. 254 اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ اَلْحَيُّ الْقَيُّومُۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌۜ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ مَنْ ذَا الَّذ۪ي يَشْفَعُ عِنْدَهُٓ اِلَّا بِاِذْنِه۪ۜ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْۚ وَلَا يُح۪يطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِه۪ٓ اِلَّا بِمَا شَٓاءَۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَۚ وَلَا يَؤُ۫دُهُ حِفْظُهُمَاۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظ۪يمُ Allah, ki O’ndan başka tanrı yoktur, daima diri ve yaratıklarını koruyup yöneticidir. Kendisini ne bir uyuklama, ne de uyku tutmaz. Göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur. O’nun izni olmadan kendisinin katında kim şefaat edebilir? Onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. O’nun ilminden, ancak kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun Kürsüsü, gökleri ve yeri kaplamıştır (O yüce padişah, göklere, yere, bütün kainata hükmetmektedir). Onları koru(yup gözet)mek, kendisine ağır gelmez. O yücedir, büyüktür. 255 لَٓا اِكْرَاهَ فِي الدّ۪ينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّۚ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللّٰهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۗ لَا انْفِصَامَ لَهَاۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ Dinde zorlama yoktur. Doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur. Kim tağut (şeytan)ı inkar edip Allah’a inanırsa, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir. 256 اَللّٰهُ وَلِيُّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۙ يُخْرِجُهُمْ مِنَ
Neden mi Sosyalizm..?
Annelere sağlanan doğum öncesi bakım ve verilen desteklerin diğer bir anlamı da sosyalist dönemde bebek ölüm oranlarının düşmesiydi. 1915'te Rusya' da bir yaşın altındaki bebeklerdeki ölüm oranı binde 267'ydi; 1990' da sosyalist sistem çökmeden he­men önce bu oran yalnızca binde 24'tü.
Sayfa 177·Kitabı okudu
Gazel 267
"Ölüm günü, beni toprağa gömmelerine müsaade etme, beni meyhaneye götür, bir şarap küpüne at!"
İslam ve Fundamentalizm
Yine Dünya'da ve Türkiye'de Siyasal İslamcılık adlı eserden (s. 267 , 426) aldığım bazı notlara burada de­ğinmek istiyorum: Ülkelerinde İslam devleti hedefine ulaşmamış İslamcılar için içinde bulunulan dönem, Hz. Peygamber'in Mekke döne­mine benzer. Bu dönemi yaşayanların ülkesi de bir bakıma Daru'I Harb'dir. Cihad Yurdu anlamına gelen bu kavram, İs­lam hükümlerinin uygulanmadığı ve Müslümanların güvenlik­te olmadığı ülkeleri tanımlar. Daru'I Harb olan bir ülkede, Ci­had yerine hile yoluna gitmek ve Müslüman olmayanlara karşı 'barış içinde birlikte yaşamayı kabul etmiş görün­mek' gerekir. Bu amaçla Takıyye yapmak ve asıl maksadı bir süre gizlemek Şiilere göre dinsel bir farz hükmündedir. Sünnilerde ise bu durum, siyasi bir zorunluluk kabul edilir. Türkiyeli İslamcıların bu konuda kullandıkları fetvalar­dan birisi Osmanlı Şeyhulislamı Mustafa Sabri Efendi'ye aittir. Ona göre; "Türkiye'de kurulan Demokratik Laik Cumhuriyet, medeni kanunu kabul etmek suretiyle, İs­lam fıkhını yürürlükten kaldırmış ve diğer hususlarda da, Avrupa'dan getirilen kanunlarla hükmetmeye başlamış­tır. Bu sebeple Daru'I Harb'e dahil olmuştur." ...Kısa zamanda çok sayıda İlahiyat Fakültesi'nin açıl­ması , büyük bir öğretim elemanı ihtiyacını da beraberinde getirdi. Önceki mezunlar ile doldurulmaya çalışılan kadrola­ra, hemen her cemaatten ilahiyatçılar yerleştiler. Neticede İlahiyat Fakültelerindeki bilim ve öğretim seviyesi düştü. Si­yasal İslamcı hareketler bu kez İlahiyat Fakültelerine yerleş­me yoluna gittiler. Türkiye'de İslamcı hareketin gelişmesine paralel olarak bu alanda kullanılan 'Fundamentalizm' ve 'Köktencilik' gibi kavramlar da sıkça kullanılmaya ve tartışılmaya başlanmıştı. İlahiyat Fakültelerinin önde gelen bazı öğretim üyeleri İslam­cılara yöneltilen