10/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 19:14
Kitabı 4.okuyuşum. Bittiğinde içimde hoş duygular bırakarak beni bambaşka birine dönüştürüyor. Ve yine o anlardan birinde ben bunları yazıyorum. Maya'nın, Max'ın Türkiye'ye gelmesiyle değişen hayatı, Max ve Nadia'nın aşkla, savaşla, umutlarla olan mücadelesi, II. Dünya Savaşı'nda yaşanan gün yüzüne çıkarılmamış hikayeler ve tabiki Livaneli'nin yaşanmış olaylarla kurguyu müthiş bir şekilde harmanlaması... Cümlelerin altını çizmekten fosforlu kalemlerimi bitirdiğim bir altın var elimde. 29 yaşındayım ve şu ana kadar en sevdiğim sensin Serenad:)
İnsan ve Duygular
SerenadZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 2021163,8bin okunma
“Dokunmadan” Üzerine
10/10
·352 syf.··
2026 7. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 13:26
Dokunmadan: Hayatın Kıyısında Bir Vicdan Yolculuğu (Spoiler İçerir!) Bazı kitaplar olay örgüsüyle, bazıları karakterleriyle, bazılarıysa diliyle hafızamızda yer eder. Yazarla tanışma kitabım olan “Dokunmadan” benim için üçüncü gruba giriyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda en çok kalan şey ne Adalet’in yolculuğu ne de romanın sürprizleri oldu; zihnimde en çok yer eden şey, yazarın kelimelerle kurduğu dünyaydı. Kahramanımız Adalet, henüz yirmi dokuz yaşında olmasına rağmen ölüm döşeğinde karşımıza çıkıyor. Hastane odasında ölümü beklerken hayatını sorguluyor ve kendine çok temel bir soru soruyor: “İlk gerçek günahım neydi?” Bu soru onu çocukluğuna, vicdanının en karanlık köşelerine ve yıllardır taşıdığı suçluluk duygusuna götürüyor. Adalet’in en belirgin özelliği, hayatı boyunca yakasını bırakmayan suçluluk hissi. Yaptıkları için, yapmadıkları için, düşündükleri için hatta bazen yalnızca var olduğu için suçluluk duyuyor. Bu nedenle roman sadece bir geçmişe dönüş hikâyesi değil; aynı zamanda vicdanın insan hayatını nasıl şekillendirebildiğinin de hikâyesi. Kitabın en etkileyici bölümlerinden biri hiç şüphesiz ölümle yüzleştiği ilk sayfalar. Adalet şöyle diyor: “Ölecektim. Öyle yaşlanıp elden ayaktan kesilince değil üstelik, bugün yarın. Belki yeni bir mevsim göremeden, tek bir yeşil erik daha yiyemeden, kıymetli defterimin sonuna gelemeden… Her an kapımı çalmasından çekindiğim arsız bir misafiri bekler gibi hazır olacaktım ölüm hazretlerinin teşrifine. İçimden bir ses, ‘Buraya kadarmış Adalet,’ diye fısılyordu. Ürperiyordum.” (syf: 8) Bu satırlarda beni etkileyen şey ölüm korkusundan çok, insanın yaşayamayacaklarını düşünmesi oldu. Yeni bir mevsim görememek… Bir daha erik yiyememek… Kıymetini çoğu zaman fark etmediğimiz sıradan güzelliklerin ölüm karşısında
Roman
DokunmadanNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 202511,4bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bir Modern Zaman Eşkıyası veya Köroğlu
7/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
Eserde Milli Aşireti'nin lideri Plîng (kaplan) lakaplı Mehmet Milli'nin ilginç ve maceralarla dolu hayatı anlatılmıştır. Bucak Aşireti'nden bir milletvekilinin öldürülme ithamı ile köyü basılıp yakınları öldürüldüğünden önce Suriye'ye kaçan ve ardından İsveç'e iltica eden Milli'nin ilginç hayat hikâyesi aşiret kültürü ve aşiretler arası ve aşiretlerin devlet ile ilişkilerini anlamak için önemli veriler sunmaktadır. Mehmet Milli'nin 1978'de Apocular olarak bilinen PKK ile kısa süreli bir münasebeti olmuşsa da PKK’nın şiddete dayalı anlayışını görünce araya mesafe koyan Mehmet Milli, köyünün basılıp yakınlarının öldürülmesi üzerine ülkeden ayrılana kadar zorunluluktan ötürü PKK ile stratejik bir ilişkisi olmuştur. Ülkeden ayrıldıktan otuz yılı aşkın bir süre yurt dışında olmasına rağmen PKK ve şiddete dayalı anlayışla arasına mesafe koyan Mehmet Milli; zulme karşı hak bildiği yoldan cesaretle giderek kendine özgü bir yaklaşım sergilemiştir. Başta İsveç, Romanya ve Moldova olmak üzere çeşitli ülkelerde yaşayan Milli otuz iki yıl sonra 2011’de Türkiye'ye dönmüş ve kanaat önderi olarak üst düzeyde kabul görmüştür. 29 Eylül 2025'te hayatını kaybeden Milli'nin sıra dışı hayat hikâyesi başta Kürt sorunu ve aşiretlerin siyasi ve sosyal konumunu merak edenler bakımından ilginç veriler sunmaktadır.
PlîngÖmer Şahin · Gufo Yayınları · 20214 okunma
Puan vermedi·163 syf.··
Beğendi
·
2026 27. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 08:13
#harukimurakami #rüzgarınşarkısınıdinle Haruki Murakami’nin ilk göz ağrısı, yazarlık serüveninin sıfır noktası olan "Rüzgârın Şarkısını Dinle" (Hear the Wind Sing), aslında klasik anlamda başı, ortası ve sonu olan bir roman değil. Murakami bu kitabı 29 yaşındayken, işlettiği caz barın mutfak masasında, gece yarıları parça parça yazmış. İşte tam da bu yüzden kitapta o hırslı, "büyük bir başyapıt yazmalıyım" kasıntısı yok. Aksine, inanılmaz derecede samimi, telaşsız ve hafif esintili bir havası var. Kitabın kalbinde kocaman bir melankoli ve yalnızlık hissi var ama bu his seni boğmuyor. Hani yirmili yaşların başında insanın üzerine çöken, "Ben ne yapıyorum? Hayat nereye gidiyor?" dedirten o tatlı sert boşluk vardır ya; Murakami tam olarak o hissin fotoğrafını çekmiş. ​Karakterler sürekli konuşuyorlar ama aslında birbirlerinin ruhuna tam olarak dokunamıyorlar. Herkes biraz yaralı, biraz eksik. Mesela sol eli dört parmaklı kız, hayatındaki o fiziksel eksikliği ruhsal bir kabukla kapatmaya çalışıyor. Anlatıcı ise geçmişteki üç sevgilisinin (özellikle de intihar eden üçüncüsünün) gölgesini üzerinde taşıyor ama bunu bir acıtasyon malzemesi yapmıyor. Hayatın getirdiği acıları bir nevi kabulleniş var. ​"Mükemmel bir yazı diye bir şey yoktur. Tıpkı mükemmel bir umutsuzluk olmadığı gibi." ​Kitap bu ünlü cümleyle açılıyor. Murakami bize aslında şunu söylemek istiyor: Hayat mükemmel değil, duygularımızı anlatmakta kullandığımız kelimeler her zaman yetersiz kalıyor ama yine de denemeye değer. #okudumbitti
Rüzgarın Şarkısını DinleHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20257,4bin okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2026 25. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 17:56
​"Biz" demenin zorunlu, "Ben" demenin suç olduğu bir dünya... Uzun zamandır listemde olan EGO, hem yazarla ilk tanışma kitabım oldu hem de diğer kitaplarını hemen listemin üst sıralarına taşımamı sağladı. ​Distopik eserleri çok severim ama Ego’nun bendeki yeri bir başka oldu. Kitap 1937 yılında yazılmış. Şöyle bir durup düşününce; türün en popüler, en bilinen örneklerinin birçoğundan önce kaleme alınmış. Tarzının öncülerinden biri olduğunu bilmek, okurken aldığım keyfi ve kitaba olan saygımı fazlasıyla artırdı ​Konusu o kadar vurucu ki... Tamamen kontrol altında, neredeyse nefes almanın bile kurallara bağlandığı, her şeyin yasak olduğu bir gelecek düşünün. Ama en korkuncu: "Ben" kavramı tamamen yok edilmiş. İnsanlar kendilerinden bahsederken bile sadece kolektif bir "Biz" diyebiliyor. İşte böyle bir toplumun içinde, sadece içinden de olsa soru sormaya, sorgulamaya cesaret edebilen tek bir kişinin hikayesini okuyoruz. ​Yazarın o kadar akıcı ve sürükleyici bir dili var ki, elimden bırakamadım ve bir günde su gibi akıp gitti. Eğer benim gibi distopya türünü seviyorsanız ve bu zamana kadar gözünüzden kaçtıysa, "Ben bunu nasıl atlamışım!" diyeceğinize eminim EGO Ayn Rand Pegasus Yayınları 1. Baskı, Kasım 2021 114 syf. ️29.05.2026 - 29.05.2026 Mersin 2026/25 #ego #anthem #aynrand #pegasusyayınları #distopia Pegasus Yayınları @aynrandorg
EgoAyn Rand · Pegasus Yayınları · 20211,953 okunma
9/10
·724 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
·
34 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 01:27
Turgut Özben'in kaybıyla yolumuza başladık... ya da kaybettik mi demeliyim? Kitap, daha ilk sayfalarda okuyucuyu bir belirsizliğin içine itiyor. Turgut Özben'in üç yıldan beri 'kayıp' olduğu bilgisi, aslında sadece fiziksel bir kayboluşu değil; bir insanın kurulu düzeninden, kimliğinden ve toplumsal rollerinden kopuşunu temsil ediyor. Bir insan neden tüm izlerini silip gitmek ister?.. Belki de 'tutunmak' o kadar ağır gelmiştir ki, kaybolmak tek kurtuluştur... Sayfa 29 (Alıntı): Havaya kaldırdığı Selim'i duvara sürüklendi. Siyah saçlarından yakalayarak başını duvara dayar: "Dökülmeyen saçlarından asacağım seni." diye bağırırdı. "Erkeğin kılları göğsündedir, oğlum Selim." Hemen gömleğini çıkarır ve boynuna kadar bütün gövdesini kaplayan kıllarını gösterirdi Selim'e. "İğrençsin Turgut. Sen onları, üniversite kantinindeki kızlara göster. Kapat şu ormanı." Bir erkeğin yanında soyunmasından sıkılırdı Selim. "Beni, aşağılara çekiyorsun Turgut. Senden kurtulmalıyım." Turgut, pantolonunu da çıkarır, kollarını açarak bağırırdı. "Ben, senin bilinçaltı karanlıklarına ittiğin ve gerçekleşmesinden korktuğun kirli arzuların; ben senin bilinçaltı ormanlarının Tarzanı! yemeye geldim seni. Benden kurtulamazsın. Ben, senin vicdan azabınım!" "Bağırma, anladık. Benim vicdan azabım bu kadar kıllı olamaz. Ruhbilimci Tarzan, lütfen giyin."[Bu sahnede sinirlenmem gerekiyordu ama kahkaha attım. Aklıma bir anda televizyon ekranında beliren Yaprak Dökümü (Orman Tarzanı) Tahsin'in duş alma sahnesi geldi.] Sayfa 33-34-35: Turgut'un Rüyası üzerine 1) Aslında Selim’i değil, kendi kibrini gömüyor. Selim’in ölümü bir mikrop gibi Turgut’un zihnine giriyor ve onun o 'mühendis titizliğiyle' kurduğu düzenli hayatını çürütmeye başlıyor. 2) Cenaze töreni, toplumun her şeyi nasıl bir 'tiyatroya' çevirdiğini
2024 Okuma Raporları
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,8bin okunma