çoğumuzun en büyük acisi geliş ve gidiş kavramlarimizdan kaynaklanır.sevdigimiz kişinin bize bı yerden geldiğini ve başka bı yere gittiğini düşünürüz. oysa gerçek dogamiz gelissiz ve gidiş siz bir dogadir. sadece koşullar yeterli olduğunda tezahür ederiz, koşullar yeterli olmadiginda tezahür etmeyiz. bu, var olmadığımız anlamına gelmez.sadece radyosu olmayan radyo dalgaları gibi tezahür edemeyiz.
Kendi olarak, sana gelen sana gereksinimi olmadan, seni isteyen sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan
O, işte...
az sey sunabildigimiz zaman çok şey bekliyoruz. ama kendimizi daha iyi biliyoruz bu yüzden de, daha az atılgan, daha kuşkulu oluyoruz. kendimizin ve başkalarının durumlarını bildiğimizden,sevilecegimizden emin olamıyoruz.
ayakkabilarini çıkarıp öyle olcmeli boyunu insanın:düşünce dağarcığı kendinden mi başkalarından mi? varlığında talihin payı var mı? cekilen kiliclara alev alev mi bakıyor? kendinden emin,haksever,tokgozlu mu? Bakilmasi gereken bunlardır, bunlardan anlaşılır aramızdaki sonsuz ayrılıklar.