Tutsak edilmiş fillere benzeriz; onlar da günlerce dehşetle öfkelenir ve çırpınır, ta ki bunun nafile olduğunu anlayana dek; ve sonra aniden sakinleşip boyunlarını boyunduruğa uzatırlar, sonsuza dek dizginlenmiş olarak. Aynı zamanda Davut Peygamber gibiyiz: Oğlu hâla yaşarken, durmaksızın Yehova'va yalvarmış, kendini perişan etmiştir ancak oğlu ölünce, artık onu hiç düşünmemiştir. İşte bu yüzdendir ki, sakatlık, yoksulluk, alt sınıfa ait olmak, çirkinlik, nahoş bir yerde yaşamak gibi sayısız kalıcı kötülük, sayısız insan tarafından kayıtsızlıkla taşınır ve artık hissedilmez bile, adeta kabuk bağlamış yaralar gibidir. Çünkü bu insanlar, ister içsel ister dışsal zorunluluk olsun, bu durumlarda hiçbir şeyin değistirilemeyeceğini bilirler. Buna karşılık daha şanslı olanlar, bu koşullara nasıl katlanıldığını anlamakta zorlanırlar.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“Hayır dememi mi bekliyordun?” Şimdi kaşlarını çatan Itır’dı. “Nasıl olsa ben hayır derim diye mi evlenelim dedin?”
“Hayır.”
“Hayır mı?”
"Evet.
“Evet mi? Yani gerçekten o amaçla sordun?”
“Hayır!”
“Az önce evet dedin.”
“O anlamda bir evet değildi!” Gediz delirmek üzereydi.
Başkalarının özelliklerini ve ayırt edici niteliklerini taklit etmek, başkalarının giysilerini giymekten çok daha aşağılayıcıdır. Çünkü bu, insanın kendi değersizliğine yine kendi kendine hükmetmesi demektir.