SELÇUKLU'DAN BUGÜNE
1. Soyu ve Çocukluk Yılları Gevher Nesibe, Anadolu Selçuklu Devleti'nin en parlak dönemlerinin mimarı olan II. Kılıçarslan'ın kızıdır. Annesi hakkında kesin tarihi bağlar olmamakla birlikte, sarayda iyi bir eğitim alarak büyüdüğü bilinir. I. Gıyaseddin Keyhüsrev, II. Rükneddin Süleyman Şah ve Muhyiddin Mesud gibi Selçuklu tarihine yön veren sultanların kız kardeşidir. Çocukluğu ve ilk gençlik yılları, babasının ülkeyi 11 oğlu arasında paylaştırmasının ardından başlayan taht mücadelelerinin ve siyasi gerilimlerin gölgesinde geçmiştir. 2. Sürgün Yılları ve Saray Hayatı Babası II. Kılıçarslan'ın vefatından sonra tahta ağabeyi I. Gıyaseddin Keyhüsrev geçer (1192). Ancak diğer ağabeyi II. Rükneddin Süleyman Şah tahtı ele geçirince, I. Gıyaseddin Keyhüsrev ve ailesi uzun bir sürgün hayatı yaşamak zorunda kalır. Gevher Nesibe de bu zorlu sürgün yıllarında ağabeyinin yanında yer almış, Bizans topraklarında ve Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde bulunmuştur. 1205 yılında II. Rükneddin Süleyman Şah'ın ölümü üzerine, I. Gıyaseddin Keyhüsrev ikinci kez Selçuklu tahtına oturur. Bu geri dönüşle birlikte Gevher Nesibe için de Konya ve Kayseri saraylarında güçlü bir hanedan üyesi olarak yaşam dönemi başlar. 3. Hayatını Değiştiren Trajedi: Saray Başispehsaları ile Aşk Saray hayatı sırasında Gevher Nesibe, ordunun başkomutanı (başispehsalar) olan yiğit bir Selçuklu emirine gönlünü kaptırır. Bu aşk karşılıklıdır ancak ağabeyi Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev, siyasi nedenler veya hanedan geleneği gereği bu evliliğe rıza göstermez. Sultan, komutanı cezalandırmak yerine saraydan uzaklaştırmak için tehlikeli bir sınıra, Suriye (Suriye Selçukluları / Eyyubiler üzerine) seferine gönderir. Komutanın bu savaştan dönememesi ve şehit düşmesi, Gevher Nesibe'nin hayatındaki kırılma noktası olur. 4.
Tarih
Kitap Önerisi Part 3
Yine fantastik ağırlıklı bir öneri olacak. Bu defa romantik ve distopya da içeren bir liste. Part 1 İçin: #300900777 Part 2 İçin: #301023021 Fantastik Kitaplar: Caraval Serisi: Scarlett Dragna ve Donatella Dragna annelerinin onları terk etmesinden sonra babalarının bozuk psikolojisi ve dur durak bilmeyen şiddetine maruz kalan iki kız kardeştir. Scar ve Tella büyükannelerinin Caraval oyunu hakkındaki hikayeleri ile büyümüştür ancak Scarlett hikayelerdeki Legend karakterine fazla inanıyordur. 7 yıl boyunca Legend’e mektuplar yazar ancak geri dönüş alamaz. Fakat düğününe çok kısa bir süre kala Scarlett, Caraval’a bizzat Legend’den iki isimli bir isimsiz davetiye alır ve hikaye başlar. Scarlett hayali bu olsa da kurtuluş yolunun nişanlısı olduğunu düşündüğü için Donatella ile Valenda’da nişanlısının yanında yaşadıkları ihtimaline tutunur. Ancak Tella’nın pes etmek gibi bir arzusu yoktur ve ablasını denizci Julian ile beraber kaçırarak Caraval adasına götürür. İncelemem: #301582540 (serinin tüm kitapları için incelemem mevcut, yan serisi için de mevcut ama önermiyorum o seriyi) Hırsızların Dansı Serisi: Kraliçenin rahtanlarından Aydınlıksisli Kazimyrah (favori kadın karakterim olur tüm kitaplar arasında) ve iki kız rahtan arkadaşı, krallıklardan ilki olduğunu iddia eden kanun kaçağı Ballenger ailesinin peşine düşer. Ancak daha henüz Kral olan Jase ve usta hırsız Kazi’nin yolları hiç beklemedikleri şekilde kesişecek ve asla istemedikleri bir serüvene sürükleneceklerdir. Benim çok sevdiğim bir kitap. Kadın karakter aşık oldu diye karakterinden ödün verip farklı birisine dönüşmüyor. Aynı şekilde Jase de öyle. Yalanlarla dolu bir aşk yaşıyorlar ve işler sarpa sarıyor. Gallant: Bu kitabı herkesin seveceğini düşünmüyorum öncelikle. Biraz karanlık bir atmosferi
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Hepiniz Sahtekârsınız
3 Her şeyi sırayla ele almaya çalışalım. Sanatçılar konusunda, her zaman doğru olmayan bir şey vardı. Sanatçıların projesi, en azından son seferde, teknik olarak hatalı bir şey içerir, yani, birbiri ile çelişkili üç şey yapmak ister: dâhil olan azınlık için maksimum özgürlük sağlamak, dışlanan çoğunluğu hayatta kalma sınırına dek sömürmek ve bir ortak kültür miti ile ikinci grubun ayaklanmasını engellemek. Bu dolandırıcılıkta sanatçının rolü, “sanatına orospuluk yaptırmayan (para için olmadığı sürece) adam”dan çok daha fazlasıdır. Bu rol bugün olduğu gibi eskiden de büyük ideolojik öneme sahipti: gençlerin isyan etmesini önlemek, onları yatıştırmak, onları konsensüsün kültürel sınırları dâhilinde tutmak. Arthur Rimbaud şairlik mesleğinin tüm diğer meslekler gibi sefil bir şey olduğunu keşfettiğinde tiksinti içinde yerini yurdunu terk edip Afrika’ya gitti. Bir diğer Arthur’un (Cravan) protestosu daha şiddetliydi. Ama inkâr söz konusu olduğunda sanatçıların hafızaları kısa dönemlidir. Geçmiş inkârcıları kültürel ikonlara dönüştürürler, yani onları öldürürler. Sanatçılar kendilerini kurabiye gibi satmayı tercih ederler. Bunda başarılı olmuşlardır. Sanat zevkli bir şey olmuştur. Sanat eğitimi bir banka işine dönüşmüştür. Sanatçılar sosyal basamakları teker teker tırmanmaktadır. Alçak hükümetler kirli savaşlara girişmektedir. İnsan bu konuda ne yapacağını bilememektedir. Sanat eleştirmenlerinin hepsi yozlaşmıştır. Sanat dergileri moda dergilerine karışmaktadır. Her zamankinden daha büyük ve daha cici sanat kitapları yayınlanmaktadır. Müzeler dolup taşmaktadır. Eski isyankâr sanat sözleri ölmüştür. Sanatçılar gittikçe daha fazla, daha büyük, daha hızlı çalışmaktadır. Bazı insanlar hâlâ kitle iletişim araçlarının her şeyi açıklayabildiğini düşünmektedir. Cep telefonları hiç

Sol Diyez

@Pio_baroja
·
Sanatı Sanatçılardan Kurtarın ... A. Brener - Barbara Schurz
1 Çirkin bir dünyada yaşıyoruz. Bu çirkinliğin sorumlusu kim? Çirkin ne? Eğer bir güzellik satıcısı tarafından soruluyorsa, asıl çirkin olan bu sorudur. En çirkin manzara da sanatçıların kendilerini satmasıdır. Bir meta olarak sanat çirkin bir fikirdir; bir eğlence olarak sanat çirkin bir eylemdir. Bir memnun etme ve satış mesleği olarak görsel sanatlar çirkin bir iştir. Sanat alışverişi, sanat koleksiyonculuğu, sanat manipülasyonu, sanat işi çirkindir. Bir geçim aracı olarak, bir hayatın tadını çıkarma aracı olarak sanat çirkindir. “Sanatçının da yemek yemesi lazım” ifadesi çirkindir. Bir sanatçının yemek ihtiyacı bir başkasından fazla değildir. Sanatta ekonomik ilişkiler utanç verici ve çirkindir. Sanatta ticaretçilik, kariyercilik, para yapmacılık, hayatta kalmacılık çirkindir. Bir iş adamı olarak sanatçı, bir sanatçı olarak iş adamından daha çirkindir. Sanatçının himaye altına alınmış bir ahmak olarak, bir masum olarak, bir şirket adamı olarak, bir koleksiyon parçası, başarılı adam olarak imajı çirkindir. Doğal bir hayvan, bitki, ot, egzotik meyve olarak sanatçı çirkindir. Sanatta anti-entelektüalizm çirkindir. Sanatta sahte entelektüalizm çirkindir. Sanatta özel-leştirilmiş entelektüalizm de çirkindir. Sanat mekanizmasının bir parçası olarak çirkin kültü iğrenç ve çirkindir. Anti-sanatın herhangi bir biçimi çirkindir. Kolaj, montaj, hurda, performans ve enstalasyon sanatı çirkindir. Geometrik sanat dışavurumcu sanattan daha az çirkin değildir. Amerikan sanatı, Alman sanatı, İtalyan sanatı, Çin sanatı ve her tür sözde ulusal etiket sanatı çirkindir. “Genç sanat” çirkindir. Sözde uluslararası çağdaş sanat hem sefil hem çirkindir. Tüm bienaller çirkindir. Turizm endüstrisinin parçası olarak sanat çirkindir. Tüm jüriler ve ödüller çirkindir. Kültürel değiş tokuş
Dışlanan Karakterler But HP Vers
Tüm seriyi okumadıysanız spoilerlı olabilir☆ ☆Petunia Dursley Her ne kadarda sevmesemde kendisi gerçekten çok dışlandı. Yani hangi kitap hatırlamıyorum ama ailesinin Lily ve kendi arasında ayrımcılık yaptığını söylüyordu, Lily Hogwarts'a gittiği zaman tek kalıyordu falan yani kötü bir karakter evet ama yani düşünsene kız kardeşinin oğluyla yaşıyorsun ve her gün kız kardeşinin gözlerine bakıyorsun. Tamam bu Harry'ye kötü davranmasını haklı çıkarmaz ama Petunia bence çok dışlandı. ☆Remus Lupin Bakın bu adam hakkında saatlerce konuşabilirim. Kendisi babasının kurt adamlar hakkında kötü bir ley söylemesi ve Fenrir'in bunu suyması nedeni ile ısırılan biri. Küçükken arkadaşları onu dışlamış her dolunay dönüşüp acı çekmek zorunda kalmış falan filan, 11 yaşına gelince arkadaş edindi tamam ama onlara bile bunu anlatamadı. Sırf dışlanmamak için bunu gizledi. Üstüne üstlük Öapulculardada dışlandı bence çünkü Sirius ve James hep en yakın iki arkadaştı. Peter James'in hayranı gibi hep onun peşindeydi falan. Peki 31 Ekim 1981 gecesi Remus bir arkadaşının öldüğünü birinin ihanet ettiğini öğrendi zaten sonra Sirius Azkabana Peter güya mezara gitti. 12 yıl boyunca yalnız bir şekilde dönüşüm geçirdi. Hep ayak işleri yaptı. 12 yıl sonra Hogwarts'a geri döndü öğretmen oldu. Fakat eski cüppesi hep bir alay konusu oldu. 3. Kitabın sonuna doğru Sirius'un suçsuz olduğunu Peter'ın ölmediğini öğrendi. Sonra ne oldu Sirius'u haklı bulmadı bakanlık. Peter kaçtı, zaten Snape onun bir kurt adam olduğunu ağzında kaçırdığı (!) için öğretmenliğede devam edemedi. Yoldaşlık için çalışmaya başladı sonra Tonls ile tanıştı aşık oldu ama kendinin ona göre çok yaşlı olduğunu ve kurt adam olmasını kabul etmeyeceğini düşündü. Tonks'un ona aşık olduğunu öğrenince kendini ondan uzak tuttu. Derken Sirius öldü!
1000Kitap
Neden bu şiddete meyil ?
Biz ne ara bu hale geldik ? Bir öğrenci çantasına kitaplarını defterlerini koyması gerekirken nasıl oldu da ölüm makinası koydu ? Bu “Devasa Yabancılaşmanın “ temelinde ne var ? Bu çocuklara ne oluyor da çevresinde bir can taşıyan kişileri sadece bir objeden ibaret görüp yok edilmesi gereken bir engel gibi görebiliyor ? Suçlu çocuk mu ? Yoksa sistemin kendisi mi ? Biz miyiz ? Herkesin benmerkezciliğinin arttığı bu dünyada neler olup bittiğini gelin hep birlikte analiz edelim. Öfke ; hak arama yolu olarak kutsanmış , Tahammülsüzlük ; karakter olarak alkışlanmış , Kaba kuvvet saygınlık olarak görülmüş , Silaha Sarılmak ; itibar olarak görülmüş , Kuralsızlık ; cesaret olarak tanımlanmış , Başkasını Ezmek ; yükselmek için basamak olarak kavranmış. Bu ilkelere göre temellendirilen dijital olan herşey özellikle z kuşağı çocuklarımıza çok güzel allandırılıp budaklandırılmış. Bilgi ve Erdem diyalektiği birlikte anlam kazanan iki kavramken bilgi erdemden soyutlanıp bütün sisteme empoze edilmiş ve asıl gücün bilginin tüketime endekslenmesiyle ortaya çıkabileceği herkesçe kabul edilmiş bir gerçek olmuş… Kabadayılarla dolu olan mafyatik ilişkilerin “aile” kavramının tam baş köşesine oturduğu dizilerden tutun , anlaşmazlıkları konuşup çözmeyi zayıflık olarak görüp vurup kırmayla çözümü sunan gücü intikama endeksleyen reyting hırsı yapımcılarıda alıp bu konuları tek tek konuşmak gerek. Bir yemek programında bile anadolu kadınının seve seve yedirip içirdiği imajdan soyutlayıp saldırganlaşarak yemek sunan edepsizliği ve terbiyesizliği hak abidesi gören reyting hastası yapımcılar yine bu konuda konuşması gereken ilk kişilerden. Amaç ne ? Toplumun saldırganlaşıp , gerginleşip tahammül sınırını zorlamanın getirdiği son öngörülebilir bi gerçektir. Ya da Eğitim kurumlarının not verme
Gürültülü Yokluk: Kaybın Değere Etkisi
Gündelik dilde çokça duyduğumuz bir cümle mevcut: “İnsan kaybedince anlıyor.” Bu, sezgisel olarak doğru ancak kavramsal olarak sorunlu bir ifadedir. Çünkü burada değeri ve onun hissedilme şiddetini birbiriyle karıştırırız. Değişen şey kaybedilen şeyin değeri midir, yoksa bizim ona ilişkin algımız mı? 1. Değer Kaybedince mi Ortaya Çıkar? Yapmamız gereken ilk ve en temel tespit, şeylerin kendisinde “değerli” olduğudur. Bir şey ya da bir kişi, kaybedilmeden önce de değerlidir. Kayıp değerin mevcudiyetini etkilemez, onu görünür kılar. İnsan zihni süreklilik gösteren şeyleri arka plana atar. Sahip olunan, tehdit altında olmayan, erişimi sürekli olan şeyler zihinsel olarak “acil” kategorisinde değerlendirilmez. Burada bir değer olsa da oldukça sessiz bir varoluşa sahiptir. 2. Kayıp Neden Bu Denli Sarsıcıdır? Kayıp anında iki süreç aynı anda devreye girer. Erişimin kesilmesi: Bir şeye artık ulaşamamak beynin otomatik pilotunu kapatır. Daha önce sorgulanmayan şey, düşüncenin merkezine yerleşir. Martin Heidegger’in “Varlık ve Zaman”da kullandığı örnekle söylersek bir alet, çalıştığı müddetçe görünmezdir. Bozulduğunda “nesne” haline gelir. İnsan ilişkileri de benzer şekilde işler. Kayıp kaçınması: Daniel Kahneman ve Amos Tversky’nin ortaya koyduğu kayıp kaçınması ilkesine göre insanlar; aynı büyüklükteki bir kaybı, aynı büyüklükteki bir kazançtan daha yoğun hisseder. Dolayısıyla kayıp değerden daha gürültülüdür. Fakat burada söz konusu olan şey duygusal genliğin artmasıdır. Yeni bir değer ortaya çıkmaz ya da mevcut değer artmaz. 3. Değer mi, Sahiplik mi? Erich Fromm’un “Sahip Olmak ya da Olmak” kitabı modern ilişkilerdeki değer kavramına yeni bir bakış açısı getirir. Fromm’a göre modern insan çoğu ilişkiyi “olmak” yerine “sahip olmak” üzerinden kurar. Yani nesneleri
Felsefe