• Mermer sultan sarayı, Dolmabahçe’nin altın kapısının arkasında sessizce duruyordu. Simsiyah giysiler içinde ki­birle etrafına bakınan hizmetkârlar, geniş özel bölümler ve çiçeklerle dolu bahçeler, sarayı çevreleyen beyaz duvarların arkasından Harbiye Nazır’ı Enver Paşa’yı getiren bir araba hızla içeri girdi.Enver Paşa saatine baktığında, huzura kabul edilmesi, beklediğinden ve düşündüğünden de çok uzun sürmüştü.Sultan Mehmet Reşad; Türk-Alman antlaşmasının im­zalanıp, Alman İmparatoruna gönderildiğinden beri, bütün muamelelerde söz sahibi olmak istiyordu. Yetmiş yaşını aş­mış mavi gözleriyle Sultan Reşat, Enver Paşa’nın getirdiği haberleri dinliyordu. Sonunda konuşma her ikisini de ilgi­lendiren özel akrabalık ilişkilerine gelmişti. Genç Harbiye Nazırı, 5 Mart 1914’de Sultan’ın yeğenlerinden prenses Na- ciye ile evlenmiş, Prenses ile bu bağlılığından dolayı, sara­yın yâni Halife’nin damadı olmuştu.Enver Paşa, kımıldamadan oturuyordu. Sanki pencerer lerin dışındaki dünyayı duymuyor ve görmüyordu. Haftalar­dan beri aklından bin türlü fikir, bin türlü plân dolaşıyordu. Her gün yeni taleplerle karşılaşıyor, işi çığ gibi büyüyordu. Ama, aynı zamanda gücü de artıyordu. Genç ve dinç olun­malı, tutkulu olmalı, yönetim elinde olmalı, itaat edilmeli, karşı koymalar ortadan kaldırılmalı, aşılamayacakmış gibi görülen engeller aşılmalıydı. Bu vatan için, millet için, ülke için gerekliydi.Enver Paşa’nın arabası, kapılarını nefis süslemeleriyle, kırmızı miğferlerinde ayyıldız parlayan nöbetçilerin devriye gezdiği, İstanbul’un yedi tepesinden birini bir taç gibi sar­malayan dev yapının önündeki geniş meydanı hızla geçti.Eskiden satıcılar, seyyar kahveciler, helvacıların, dilen­cilerin ve arzuhalcilerin dolaştığı buralarda şimdi, atlı pos­tacıların, kuryelerin ve vaverlerin aceleci bir koşuşturmacası görünüyordu. Buralarda arlık AvrupalIlara yabancı gelen eski refah zamanların adetlerinden sadece birkaçı kalmıştı. Bunlar, her öğleden sonra saz çalınan kahvehaneler, saat beşbuçuğa doğru her oda hizmetçisinin hazırladığı kahveler ve minarelerinden müminleri namaza çağıran ezan sesi gibi günlük şeylerdi.Müezzinin sesi duyulur duyulmaz bir kaç dakika için devlet işlerinin çarkları dururdu. Her tarafta; geliş gidişler salonları, sahanlıklar ve merdivenlerin göründüğü loş ışıklı boşlukları insanlar kısa bir süre namaz kılmak için doldu­rurlardı.Bu dini adetlerini içinde hiç bir komik şey taşımayacak şekilde kararlılıkla sürdürürlerdi. İstanbul’da bulunuşunun pek uzun evveliyatı olmayan işgüzar Prusyalı Çavuş, başı sarıkla süslü, anlayamadığı sözleri seslenen bu müezzin de­nen adamın, Harbiye Nezaretinde bulunmasını basit bir şa­ka gibi algılıyordu.Enver Paşa arabadan inip, ilk kata çıkıyordu.Bu yüksek tavanlı, ışık dolu salonda şimdilerde Türki­ye’nin nabzı atmaktaydı. Başlar, masa üzerine yayılmış hari­taların üzerine eğilmiş, kalemlerin uçları, sınır çizgileri üzerinde zikzaklar çizerek hışırdamakta, telefonlar hiç dur­madan çalıyor, her taraftan mırıldanmalar duyuluyor, hiç kesilmeyen meydandaki araba gürültüleriyle, kapıların çarpma sesleri birbirine karışıyordu. Bekleme salonu göre­vini yapan oturma salonunda, subaylar, yüksek rütbeli su­baylar, çeşitli Bakanlıkların kuryeleri, gizli ajanlar ve gene­raller oturuyordu. Burası parıltılı bir salondu, şark eşyala­rıyla donanmış bir müze görünümündeydi.. Altın saatler, geniş divanlar, yerde dev ölçülerde çiçeklerle bezeli bir halı­nın güzelliği göze çarpıyor, kristal lüks lâmbaları rengarenk tavanların altında sallanıyor, dev aynalar, mekâna şaşırtıcı bir boyut katıyordu. Muhteşem büyük dolaplarda geçmiş savaşların hatıralarını taşıyan silâhlar sergileniyordu. Bir za­manlar Haçlı şövalyelerinin taşıdığı zırhlar, süslü hançerler, sancaklar, altın kalkanlar, dolma tüfekler, mızraklar, süngü­ler, baltalar, eğri kılıçlar... Silâhların üzerindeki paslar bun­ların çok zaman önce kullanıldığını gösteriyor, ancak, pırıl­tıları donuklaşmış zırhlar, sancakların ipek kumaşları ışık saçan solgun zerâfet içinde ölü kelebeklerin kanatlarını an­dırıyordu.Sanki burada üç büyük pencereden, geçmiş savaşların ışıkları bügüne akıyordu.Harbiye Nazırı baş yaverinin verdiği bilgileri dinliyor­du: Amiral Souchon huzura kabul edilmek istiyor, sansür müdürü Seyfi Bey, General Bronsart von Schellendorf, Ge­neral Buck, menzil müfettişleri şefi, operasyon bölümü şefi yarbay Von Feldmann sırada, gelen telgraf ve telefonlarla il­gili notlar masada bekliyordu.Enver Paşa, Kazım Bey’in raporunu dikkatle dinledik­ten sonra, birkaç telgraf okumuş ve yazı masası koltuğuna yaslandığında:Rica ediyorum”Enver Paşa gözlerin bir kaç saniye boyunca yumduğun­da, yorgunluk, üzerine bir bulut gibi çökmüştü. Gecenin bu koyu sessizliğinde sadece lüks lâmbalarının hışırtısı duyulu­yordu. Sonra kapı vuruldu. Gözlerini açtı, öne doğru dikil­di. Yüzündeki yorgunluğu silkerek, hemen o an işe hazır bi­ri vaziyetini almakta gecikmedi.Geçen hafta olaylarla dolu geçmiş ve Avrupa’da harp kopmuştu. Resmen açıklanmamış da olsa, hemen hemen her akşam Sadrazam’ın riyasetinde toplanan Bakanlar kuru­lu, antlaşmalarla bağlı olunmasına rağmen, tarafsızlığın açıklanması ve seferberlik işlerinin çok acil olarak bitirilme­si kararı almıştı. Balkan harbinin Türk ordusu üzerindeki yıkıcı tesirinin silinmesi için büyük çaba harcandığından, seferberlik hazırlıklarının bir kaç küçük çalışmayla bitiril­mesi çok da zor bir şey değildi.Rusya’nın hiç istememesine ve itirazlarına rağmen, Türk ordusunun Avrupa tarzına göre yenileştirilmesi için Türk hükümetinin isteği üzerine 3 Ocak 1914’den beri Al­man askeri heyeti İstanbul’da bulunuyordu.Alman heyeti başkanı General Liman von Sanders ile, Rus Büyük elçisi Giers’in ilk karşılaşması, o zamanki Türk cemiyetinde sansasyon yaratan bir bayram merasiminde gerçekleşmişti. Beklenildiği gibi diplomatik takdimde, bü­yük bir gerginlik yaşanmış, diplomatlar, subaylar ve gazete­cilerden oluşan bir grubun, her ikisinin etrafını sarmış ol­masına rağmen, Rus Büyükelçisi hiç çekinmeden açık bir* tifade ve davranışıyla memnuniyetsizliğini göstermişti.Alman generalin, ne yaptığını bilen otoriter idaresinde Türk ordusu yeniden düzene girmiş fakat, Harbiye Nazırı olan Enver Paşa ile Alman heyetin başının bütün yaş ve ka­rakter farklılıklarına rağmen, aşağı yukarı bütün konularda son derece uyumlu çalışmalarına rağmen, organizasyonu­nun ortak hedeflerine ulaşılmasında birtakım rahatsızlıklar ortaya çıkmıştı.Genel kurmayda, subaylar ve Bakanlıklar arasında tasfi­yeye gidilerek, pek çok kişi gereksiz ve fazla görülerek işine son verilmişti. Aynı şekilde Harbiye Nezaretinin de değişik bölümlerinde reformlara gidilerek, teftişler, günlük kesinti­siz olarak büyük veya küçük askeri eğitimler yapılmaya baş­lanmış, çok kısa bir süre sonra, sert disiplinin etkisi kendini göstermekte gecikmemişti.
  • Kovalıyor günler peş peşe bir birini hergün bir macera heyecan sarmış çocukluğumuzu .

    Ramazan bayramının gelmesine bir hafta kadar zaman kaldı .

    Ve biz çocuklar o dönemlerde eczanelerden alınan o küçük ince üzerleri baskılı poşetleri. Bir halının altında biriktirirdik .
    Bayramda o poşetler ile şeker toplamaya gidecektik . Komşularımızın ellerini Öpecektik
    Mesela banko komşularımız vardı el öptüğümüzde bize para veren .

    Bir cumartesi günü mahalle pazarı kurulmuş
    Mahalleli pazar alış verişi yapıyor çarşıya gitmek istemeyen pazardan çocuklarına bayramlık alıyorlar. .

    Herkesde bayram telaşesi vardı o hafta
    Bayramda giyer
    Bayramda yeriz
    Bayramda bizede gelin
    O bayramlıklar alınmış
    Şeker toplayan çocuklara şu cam şekerlerden ver
    Eve gelecek olanada çikolata ve içi dolgulu şekerlerden karışık yap .
    Tel kadayıfı alanlar .

    O gün pazar daha bir kalabalıktı herkes bayrama hazırlıyordu kendini .


    Biz pazarda geziniyorduk mahallemizde pazarcılık yapan komşularımıza yardım ediyorduk .
    Beş kilo al dört kilo ödeee
    Gel vatandaş gel
    Sulu sulu. Taze taze
    Böylesi daha bu pazar da görülmedi

    Diye bağırıyoruz , meyve sebze satan,textil,ayakkabıcı artık kimlere denk geldiysek yancılık yapıyoruz yanlarında .

    Annemi gördüm gittim yanına ne almış diye
    Poşetleri tırtıklıyorum şekerleri gördüm bi acuç kadar aldım .
    Katır kutur yemeye başladım emerek yemek ne yazıkkı tarzımız değil .

    Annemin elinden bir kaç taşıya bileceğimiz poşetlerden aldık gidip bizim eve bıraktık

    Geri döndük pazara doğru çünkü prensip edinmiştik pazar yeri girişinde takılıp komşularımıza yardım etmeyi .

    Gelen gidene yardım ediyor pazardan artık bizim yiyeceğimiz ne varsa poşetlerden onları tırtıklıyorduk her zaman olduğu gibi

    Bayram iyice yaklaşmaya başladı mahalledeki kadınlar bir ekip kurup baklavalık yufkalar açıyordu .

    Annem kendi ponçik kankalarını toplamış
    Herkese 3-4 tepsi baklava yufkası açıldı tepsilere dizildi

    Artık kim neyli istiyorsa fındıklı,cevizli,fıstıklı

    Bu sahnede kabuklu cevizleri ve kabuklu fındıkları kırmak bize düşmüştü

    3 tane kırıyor ayıklıyor , bir iki tane yiyorduk
    Buda bizim oklava ile kovalanmamıza sebeb olmuştu . Sürgün yemiştik Bizde haliyle o ortamı terk etmiştik kimde para var ben de , bendede var , bende de var iyi hadi eski moo alalım gittik Eskimo yapan komşunun her zaman ki gibi. Mutfak camını tıkırdamaya nerdeyse camı kıracağız ama açan yok

    Camı biz yaşlarda bir kız açtı ama tanımıyoruz
    Sonra TEYZE diye seslendi
    O an anladık misafir gelmiş ne güzel kızdı diye konusuyoruz kendi aramızda ama tertemiz duygular ile

    Bizim çetenin bütün üyeleri o Kıza aşık olmuştuk .
    Bir daha görür müyüz diye teyzesinin evinin çevresinde kamp kurduk resmen sürekli evlerinin etrafında takılıyoruz

    Arkadaş olmuştuk mahallenin diğer kızlarıda
    Vardı. Fakat odak noktası SUDE idi neden kimse bilmiyor ama odak noktası o idi mahalleye yabancı olmasından sanırım

    Bizim kızlar kıskanıyor ama çaktırmıyorlardı .
    Artık yavaş yavaş durumlar şaç çekmeye başlamıştı. Taki sudenin teyzesi hadi teyzem gel yemek vakti burası Almanya gibi değil burda yemek aile ile beraber yenir demişti
    Vay be diyoruz Almanya gerçi neresi bilmiyoruz da ama Almanya .
    Yavaş yavaş herkes dağıldı evlerine yemek yemeye sonra tekrar buluştuk saklambaç oynuyoruz kızlarda var .
    Ebe saymaya başlıyor bütün erkekler sudenin olduğu yere saklanıyor resmen biz Kendimizi
    Sude için sper ediyorduk .

    Bizim sobelenmemiz önemli değildi sude söbelenmesin di herkesin derdi bizim kızlar kıskançlık yaparak sek sek oynamaya başladı
    Sude de o tarafa geçmiş oldu

    Biz erkekler kasap önündeki kedi gibi ciğere bakıyoruz . Sonra öğrendik bayram tatiline gelmişler bayramdan sonra gidecekler .

    Bayramlıklar alındı jilet gibi giyildi .
    Abdestimizi aldık bayram namazına gittik
    Namaz çıkışında bütün herkes. Bir biri ile bayramlaştı . Evlere gidildi kahvaltı yapıldı , Ben hemen annem,babam,ablalarım ve abimle bayramlaşıp yakın komşulara gidip el öptüm harçlıkları topladım .
    Eve gelip aylar öncesinden hazırladığım poşetlerimi aldım , ben arkadaşlarımla şeker toplamaya gidiyorum dedim .
    Çete üyeleri toplandık ve bütün mahallenin altını üstüne getirdik gitmediğimiz ev öpmediğimiz el kalmamıştı .

    Poşetlerimiz ağızlarına kadar şeker dolmuştu
    Ben güzel şekerleri ayrı koyuyordum SUDEYE verecektim 🙈
    Bitti şeker Faslı mahalle hallaç pamuğu edilmiş ve kendi aramızda konuşuyoruz
    Ordaki evde verilen şekerler çok güzeldi
    Herkes de hobby almış felan diyorduk
    Düşünmüyorduk kimsenin bütçesini
    Aldı alamadı durumu var yok çünkü çocuktuk heveslerimiz isteklerimiz hayallerimiz vardı

    İstediysek olmak zorundaydı ,

    Ben bütün güzel şekerlerimi sudeye hediye etmiştim hayatımda verdiğim en şeker hediyeydi oda kırmadı beni sevinerek aldı

    Bayram evet şeker gibi. Geçiyordu
    Eve gelen giden komşular , evin kapı girişi ayakkabı dolu biz çocukların görevi söylenmeden O ayakkabıları toparlamak düzgünce koymaktı
    Eve geldim o görevimi yaptım içeri girdim tekrar herkesin elleri öpüldü .
    Bayram böyle şeker gibi geçti geçmeye devam edildi sohbetler yapıldı özlemler giderildi. Bayramı ziyadesi ile yaşadık şekerlerin tadına doyduk . Sude bayram dan sonra gitti biz erkeklerin gönlü buruk kaldık . Ama kızlar öyle düşünmüyordu Ohhhh canımıza deysin gene bize kaldınız der gibiydiler . Sanırsak öylede görünüyordu .

    ARTIK BENİM OKULA BAŞLAYACAĞIM SÖYLENDİ OKULLAR AÇILACAK MIŞ .

    18.BÖLÜM “ŞİMDİ OKULLU OLDUK”
  • 512 syf.
    ·Puan vermedi
    Kitabı okurken sürekli "hayır ya nasıl bir yazarın ilk kitabı bu kadar güzel olabilir kesin kandırıldık ilk kitabı değildir" düşüncesi geçti aklımdan... Bunun sebebi anlatılan olayların nasıl hayal edilebilmiş olduğuna hayret etmem bir yana 12 saat'lik bir zaman diliminde aslında 3 farklı zamanın iç içe geçirilmiş olarak birbirine bağlanıyor oluşuydu. Kitabın bu üslubuna biraz zor alışıyorsunuz lakin kavrayınca taşlar yerine oturuyor ve kopmadan devam edebiliyorsunuz. Alışma hususunda okuyucuyu sıkabilecek bir diğer etmen bence betimlemenin kitabın ilk bölümleri boyunca uzun uzun yapılmış olması ve diyaloglar kısmının ilerleyen süreçte daha ön plana çıkması. Belki daha dengeli bir dağılım yapılabilirdi ama kitapla bir tanışma olarak bakarsak belki de kaçınılmaz olanı bu haliydi. Demem o ki okumaya başlayıp sıkılacak olursanız, aldırmadan devam edin hayretler içinde kalacaksınız. Şimdiye kadar okuduğum hiçbir kitapta karşılaşmamıştım bu iç içe geçmiş zaman örgüsüyle, bu bile okuyucuyu heyecanlandırmaya yeterli bir sebep. Ve ters köşe olunan birkaç nokta da çok iyiydi. Kitapta verilmek istenen mesaja gelirsek de (ya da benim algılayabildiğim diyelim) bir kadının kendini değerli addetmesi için bir erkeğin ilgisine, bir erkek tarafından değer görmesi gerekir düşüncesine çarpıcı bir şekilde karşı çıkılıyor. 20 yaşlarında bir genç kızın küçük yaşta babasını, hayatındaki gördüğü ilk 'erkek' kavramını kaybetmesiyle belki baştan kendini değersiz kabul edişi ve bunun üzerine geçen yıllar boyunca aşık olduğu erkek tarafından 'sen varsın ve değerlisin' yargısını görmek, duymak, hissetmek için içine girdiği çabayı, diğer yandan da kızıyla iletişimini araya yine bir erkek aracı koyup ileride değerli bir kadın nasıl olur eğitimi verdiren, bunu düşünmesine rağmen kendini değerli göremeyen bir kadın, bir anne görüyoruz. Tüm hayatını 12 saat içinde bizimle paylaşan Ilgın'ın yolun sonunda tüm bu dehşetten çıkardığı doğru sonucu aynı dehşeti şükür ki yaşamadan bizlere öğreten, hatırlatan yazarımıza teşekkürler. Çoğu kadının (10'lu yaşlardan tutun 60'lı yaşlara) kendi değerini kendinde değil de ne idüğü belirsiz kendini bir halt sanan 'erkek' aynalardan yansımalar şeklinde görmesi sıkıntısını içinde bir kez bile olsun hisseden her kadına, kadın psikolojisine bir erkeğin bilerek veya bilmeyerek ne kadar zarar veya yarar verdiğini bir macera içinde okumak isteyen her erkeğe tavsiye ederim. Ve son olarak bir erkeğin kadın psikolojisini kavrayıp, anlatısını bir kadın ağzıyla böyle güzel ortaya serişi de şaşırtan diğer bir durum. Nihayetinde aslında kadın, erkek olarak değil de insan olarak bakmamız gerekiyor bazı meselelere, yazar ve anlatan cinsiyetin farklı oluşundan da bu sonuca varıyoruz. Her insan sadece kendi olduğu için değerli. Ve kimsenin değerli hissetmek için bir diğerine ihtiyacı yok. Sadece aynaya bakmak, özünü görmek yeterli aslında bunu hissetmek için.
  • -Muavin seslendi yol ayırımında inecek olanlar toparlansın diye .

    Babam toparlanın birşey unutmayın diyerek otobüsünün oturduğumuz koltukların üst bölmesinde eşyaların  koyulduğu yerden  eşyalarımızı çıkartıp  annemin ve benim elime tutuşturuyordu kalanlarıda kendisi kucağında topladı .

    Otobüsten indik bizden başka inecek yoktu annem babam ben .

    İner inmez bir traktör gördüm yanında sakallı bir adam üstünde eskimiş kıyafetler tozlu vede yamalı  ( Annemden biliyordum pamuk toplamaya gittiği dönemler de geldiğinde üstü hep toz çamur olurdu tarla işlerinin toz ve çamur barındırdığı belliydi TERİ de var tabi bu işin ) babam elindekileri traktör ün arkasında bir yerlere koydu o amca ile sarılmaya başladılar böyle kenetlenir gibi. O an içim kaynamaya başladı .
    Muavin bagajlarımızı  otobüsden  indirmiş  , bagajlar yol kenarında  annem e hoş geldin abla denildi eli öpüldü sonra bana gel bakalım amcam koca adam olmuşsun sen deyip şapur şupur öpülmeye maruz kaldım .

    Bağullar kucaklandı traktör e istif edildi 
    Traktör ün arkasına iki tekerleğin arasındaki boşluğa tahtadan oturmak için bir şey yapmışlar adını bilmiyorum .
    Bir tarafda bağullar bir tarafda annemin kucağında ben amcam direksiyonda babam yanında  yavaş yavaş yola koyulduk

    Gidiyoruz köyümüze doğru annem ve babamın doğup büyüdüğü yetiştiği ve ailemizin geldiği benim doğduğum topraklara .

    Köy yolunda bu sefer annem çevreyi tanıtmaya başladı .
    Bak oğlum bu tarlalarda buğday var arpa var patates var fig var lahana var ve şeker pancarı var .
    Bildiklerimi o an gözlerimde canlandırmaya başladım pancar ve fiğ neydi acaba hadi diğerlerini anladımda

    Bak inek bak dana bak söğütlü tarla bak eskiden burda taş değirmen vardı derken köye  giriş yaptık .

    Beş metre kadar mesafeli karşılıklı evler var durduğumuz yerde  evlerin önünde oyulmuş taşlar  evler çamurdan yapılmış (sonradan öğrendim kerpiç derlermiş ) herkes bir heyecanlı  abim gelmiş ablam gelmiş diye herkes bir birine sarılıyor hoş geldin cümleleri havalarda uçuyor  beni gören  en küçük mü bu diye sarılıyor öpüyor yada el öptürüyor .
    Hadi bakalım bi çay koyulsun çayın yanına birşeyler hazırlansın denildi

    Eşyalar evlerden birine koyuldu  girdik içeri. Yaşlı bir adam köşede oturmuş elinde uzunca bir tespih  kim geldi diye soruyor .

    O yaşlı adam dedem miş babamın babası
    Şaşırdım  anlatılırdı hep evimize akrabalar geldikçe  meğer dedemin gözlerinden rahatsızlığı varmış görmüyor muş .

    Babamın geldiğini öğrenen dedem hemen yerinden kalktı  bir yerlerden destek alarak sarılmak için babamı arıyor elleri ama herkesin bir anda gözleri sulandı. Ben şaşkın  sarıldı  koklaştılar . Annem aynı şekilde 
    Sıra bana gelmişti  nasıl olduysa bir anda dedemin kucağında buldum kendimi sıkı sıkı sarılmış oğlum oğlum diyor  sanki böyle gençliğinde babamı kucağına almış seviyor gibi hissediyordu ben öyle hissettim .

    Yer sofrası kuruldu   İki odayada  haşlanmış yumurta yağ bal kaymak yoğurt çökelek peynir evde ne varsa seferber edilmiş  sofraya
    Sofradaki ekmek çeşitlerini biliyordum. Çünkü annem hazır ekmek alıp masraf olmasın diye ekmeği kendisi yapardı o konuda bilgiliyim
    Tandır ekmegi , lavaş ekmeği , Somun ekmeği , birde  golot denilen  bir ekmek çeşidimiz var .

    Kahvaltı yapıldı derken hadi dediler yağmur lar başlamadan  sap saman işini halledelim
    Üst baş değişti  arar acele traktör ün arkasına römork bağlandı  gidilecek yerde kullanılacak olan alet edevat römork A koyuldu.
    Amcam  babam ben gidiyoruz

    Geniş bir arazide durduk  hazırlık yapılıyor
    Otlar felan var büyük yeşil bir makina  (patoz makinasıymış mesela buğday ı kesip biçtikden sonra o makinaya atıyorlar  çarpışma sonucu buğdayın başakdan ayrılması sağlanıyor eleklerden geçip buğday bir  tarafa geri kalan saman olarak adlandırılan kısım başka bir tarafa ayırmayı sağlayan tarım ekipmanı )
    Babam amcam başladılar patoz u çalıştırıp içine  daha önce biçtikleri buğdayları içerisine atmaya .
    Ben  kemlenmiş ( yani otlar ile yapılmış ip  biçilen ürünleri  balyalamak için kullanılan ip )
    İstiflenmiş ürünlerin üstünde oturmuş  babam ile amcamı izliyorum   
    Birisi daha geldi  teyzemin oğluymuş hızlıca sarıldılar babamla geldi beni öptü bir hışımla başladı oda çalışmaya   Gecenin ilerleyen saatlerine kadar olay bu şekilde  devam etti
    Ve ben yorgunlukdan uyuyup kalmışım yapacak birşey olmadığı için  .

    Gözümü açıldığında yer  yatağında yatıyordum eve gelinmiş sabah  olmuş   .
    İlçenin cuma günleri pazarı kurulurmuş herkes genel olarak CUMA namazından sonra pazar alışverişi yapıp  buluşma noktası ilçe kahvesinde olurmuş .

    Pazarda   İhtiyaç olan herşeyi bulmak mümkün
    Gıda tekstil  baklagil büyük baş küçük baş hayvan ilk defa duyduğum camuş da dahil olmak üzere .

    İlçede herkes çayı kıtlama içiyor çocuklar sadece oralet .


    Eve döndük alınanlar  poşetlerle eve götürüldü daha sonra tandır evine gidin herkes orda  denildi
    Babam tuttu elimden girdik içeri sohbetler başladı
    Yapılan sohbet sadece ekme ve biçme üzerine
    Önceki seneler de hangi tarlaya ne ekilmiş biçilmiş
    Derken sohbet babama döndü sen ne yaptın gurbette çoluk çocukdan uzak
    Kolay olmadı yabancı ülke yabancı dil hava sıcak çok şükür sağ Salim gittim geldim
    Artık gitmeyeceğim kesin dönüş yaptım cümlesini duyunca anladım ki BABAM artık bizimle ve bizim yanımızda  ertesi gün Trabzon'a  gidileceğini tarım ekipmanları alınacağının kararları alındı herkes yavaş yavaş yatalım moduna girdi

    Sabah bir kadının isyankar bağırışına uyandım
    Hoştt valannn seyirt kurtar beni feryatları habu guduk dan nedir çektiğim diye  hayıflanan bir teyze .
    Dışarı çıktığımda  gördüğüm sahne aynen şu şekilde köpek değil di o çünkü Kocaman   Bir Kangal ırkı .
    Köyde macera ve heyecan dolu sahneler başlamıştı bende monotonlukdan sıkılmıştım biraz macera olması güzel olur tabikide

    Bu kaza zede teyzem  bizim köpek küçükken sürekli taş terlik atarmış yazık köpekde bu kadına kin güdmüş o teyze ne zaman bizim evlerin bölgesinden geçse köpek sadece teyzeyi yere yatırıp çıkıp üzerinde hır hır hır diye beklermiş ısırmak yok hırpalamak yok sanki bana ettiklerini hatırlıyor musun diye sürekli aynı davranışı sergilermiş .

    Gözüme birşey ilişti mavi renkte kollu ve ağızlı. (Tulumba su kuyusundan kolu aşşağı yukarı hareket ettirdikçe su çıkartır )

    Annem büyük bir aleminyum leğen kucaklamış tulumbanın oraya geliyor elinde toz deterjan torbası  kolunun altında kıyafetler

    Annem çamaşır yıkayacağı alanı olusturdu
    Banada gel sende su çıkar da çamasır yıkayayım dedi 
    İşde  böyle  yapacaksın su çıkacak diye gösterdi 
    Annem sistemi gösterdide benim gücüm o kuyudan o suyu çıkarmaya yetmiyorki
    Bir iki denedim baktım olmuyor artık bütün vucudumun ağırlığını vermeye başladım  o kuyudan o suyu çıkarmayı başardım 🙈

    Köydeki çocuklar beni öyle görünce gülüşmeye başladı
    Kimisi teyzemin oğluymuş kimişi uzak akraba çocuğu kimide köyümüzün çocuğu

    Annem hadi gidin oynayın gezin burası bizim köyümüz arkadaş olun
    Dedenin tarlasına gidin vişne toplayıp yeyin dedi
    5-6 çocuk bir olduk gidiyoruz evlerden çok uzakda olmayan bir tarla buğday ekili etrafında kavak ağaçları ile çevrilmiş içinde 3-5 tane meyve ağacı var
    Ağaçlardan bir tanesi belli Kocaman bir vişne ağacı   Vişneler  yeşil erikden büyük kan kırmızı ve sulu sulu
    Önce ağaca çıkmadan boyumuzun yettiklerini kopartıp yemeye başladık ama nasıl güzel bir tadı var anlatamam size kokusu sulu sulu
    Baya yedik ceplerimize doldurduk artık olay oyun boyutuna girmeye başladı
    Kulaklarımıza küpe gibi takmaya bir birimize gülmeye başladık

    Oturduk ağaç dibinde bir birinize birşeyler soruyoruz  genelde köyde yeni olduğum için sorular bana doğru geliyordu
    Kimin oğlusun ?
    Adın ne ?
    Adını hiç duymadım !!
    Nereden geldin ?

    -ANTALYA 😊
    Orası neresi uzakmı ?
    -uzak
    Neyle geldiniz ?
    -Otobüsle
    Antalyamı güzel burasımı ?
    -ANTALYA
    NİYE NE VAR ANTALYADA ?

    -Deniz,orman,hayvanatbahçesi,okul,bakkal
    OFF GÜZELMİŞ !!!!!
    Derken aslında sadece ben onların sorularını olduğu gibi cevaplamıştım  niyetim hiç bir zaman ben bunları yaşıyorum  değildi olmadı olamaz olmamalıda zaten .

    Döndük evlerimize ben o Kocaman Kangal köpeğimizi çok sevmiştim
    Oda sanırım beni sürekli yanıma gelmek istiyordu
    Gittim yanına amcam bin üstüne taşır seni o dedi hatta benide taşır deyince cesaret aldım. Bindim
    Sanki oda gel beraber gezelim der gibi yürümeye başladı yavaş yavaş belliydi akıllı köpek şaşırtıcı ama baya gezdirdi beni sonra  bi kaç çocuk gördüm pahar dedikleri yerde inekler su içiyor çocuklarda  suda birşeyler yüzdürüyor
    Bir abi var kenarda elinde çakı yanında havuç gibi birşeyler var onları kesip soyuyor  gemi gibi yapıyor çocuklara veriyor  onlarda Kocaman mutlulukla suda yüzdürüyorlar
    O sanatkar abi ula uşak sen kimin oğlusun diye bana seslendi  söyledim babamı gel ula buraya sana birşey anlatayım dedi. Gittim gel otur dedi oturdum  bak dedi bunun adı pancar şeker pancarı şeker bundan yapılır  soydu bitane kesti ye bakayım dedi bende ısırdım tadı güzel di aslında sanki çay şekerini ekmeğin arasına doldurmuş severdim çünkü ekmeğin arasına şeker doldurup yemeyi 

    Sonra bak dedi iyi dinle  ,
    Sen doğduğun dönemde  birşey oldu  deden  sen doğduktan sonra  ananlara sormuş bu çocuğun adı nedir ne olacak
    Anan  Baran,Eren demiş deden de bir gürültü kopmuş ne baranı ne ereni asarım keserim diye ananı başladı köy meydanına doğru kovalamaya dedenin elinde balta ananın kucağında sen  kolu komşu etme emi etme amca derken zor ayırdık senin ismin Orda dedenin dediği gibi oldu orda ismin konuldu
    Ben bir yandan şeker pancarı yiyorum üstleri seyrek dişlerim ile bir yandan gözümde canlandırıyorum .
    Anladım ki abimden tecrübe ettiğim dayakları bir zamanlar dedem de evlatlarına sunmuş .
    Hatta fazlasını  belkide ilk geldiğimizde dedemin göz yaşları ondan dökülüyordu belkide beni kucakladığı zaman yapmış olduğu cahilliğini yaşıyordu kim bilir .

    Aslında biz köyümüze tatile değil amcamlar ve dayılara tarlayı hasat edip depolara doldurmak için gitmişiz  hasat yapıldıkdan sonrada satılınca paralarını ceplerine doldurmaya gitmişiz  bir de eksik kaldıkları yerleri tamamlamaya gitmişiz .
    Vel hasıl dönüş kararı alındı
    Ablamlar ve abim okula gittiği için onlar Antalyada kaldığı için. Hazırlıklar yapıldı vedalar edildi . Geri dönüş yoluna girdik biz

    4.Bölüm ü burda bitiriyorum .
    5.BÖLÜM  GERİ DÖNÜŞ YOLU
    O uzun yolda doğduğumuz topraklarda çekilen çileler.
  • 2.BÖLÜM HAZIR
    SEVGİLİ OKURCANLAR ,
    HAZIR DURUMDA SİZLERE SUNMAKDAN MUTLULUK DUYUYORUM .
    YORUM,BEĞENİ VE YAPLAŞIM YAPMAYI UNUTMAYINIZ .


    2.BÖLÜM

    -Annem seslenmeye devam ediyor oğlum
    kalk gel bak kim gelmiş ?

    Ben kaltım artık yıllardır HASRETİNİ ÇEKTİĞİM BABAMLA KAVUŞMA ZAMANI GELDİ .
    Böyle içimde garip bir heyecan var tarif etmeye kelimeler yetmeyecekmiş gibi
    Bir yandan da ellerimle gözlerimi silmeye çalışıyorum hani erkeğiz ya su koy vermeyeceğim çaktırmayacağım yıllardır görmediğim BABAM a kavuşacağım için mutluluk sevinç göz yaşlarını çocukluk işde .

    Neyse gittim yüzümü gözümü yıkadım derin bir nefes .
    Mutfak kapısında kendimi gösteriyorum .
    Annem yer sofrası kurmuş ailemizin reisi BABAM baş köşede ablamlar , abim etrafına oturmuş annem in sofraya kızarttığı patates ve biberleri getirmesi çayların doldurulması bekleniyor ,
    Ben sadece nutku tutulmuş baş köşede oturan babamın yanına usul usul gıdım gıdım yanaşıyorum heyecandan bayıldım bayılacağım yanına yanaşmaya çalıştığım kişi BABAM .
    Babamın espirili adam olduğunu o gün ilk tanışmamız da gördüm gel bakalım evin erkeği gel otur oğlum dizime deyip sarılışı sanki bugün müş gibi hala ciğerimde sıcacık .
    Herkes kuruldu sofraya bismillah dedik başladık kahvaltıya çaylar demli babam gelmiş tam keyif çayı herkesin gözleri ışıl ışıl herkesin yüregi bayram yeri .
    Kahvaltı faslını kapattık sohbete döndü ortam ,
    Tabi annemin pofuduk komşuları mutfak penceresinin önünden gelip geçerken ayak üstü hoş sohbet çay muhabbetlerine alışık oldukları için babamı gören hoş geldin gözünüz aydın felan .

    Ben de bir korku başladı acaba daha yeni babama kavuşmuşken tekrar gidermi diye ?

    O sohbetlerde şunu öğrendim
    BABAM I getirecek olan uçak rötar yapmış ondan gecikmeli gelmiş .

    Şuanda oturduğumuz evi bilmediği için abim ve ablamlar bizim eski kirada kaldığımız bir oda bir kücük oda kadar salonu olan eski evimizin çevresinde karşılamaya gitmişler .
    Karşılayıp yeni evimize getirmişler ,
    BABAM annem e soruyor ne olduda evi değiştirdiniz bir yaramazlık yok inşallah
    Annem pamuk toplamaya işçi olarak gittik kızlarıda götürdüm arsayı aldık borç harç senin gönderdiğin paralardan ekmekden pazardan artırdık başımızı sokacak ev yaptık deyince. Bir anda babam da benim gibi gözlerini avuşturmaya başladı babam hakkında bşr şey daha öğrendim o da benim gibi duggusal .
    Babam gelin bakalım size hediyeler. Oyuncaklar getirdim dedi herkesi evin salonunda topladı 5-6 bavul salonda istiflenmiş koliler felan var .
    Sırayla açılmaya başlandı bu bağul büyük kızlarıma bu bagul oğullarıma bu annenizin
    Bu da memleket e gidecek hediyeler .

    Abim ile benim bavul açıldı offf hepsi gıcır gıcır poşetinde .

    Ayakkabılar,eşortmanlar,kazaklar,üstler başlar herkes çok mutlu .
    Oyuncaklar. Türkiyede o zaman uzakdan kumandalı araba uçak yok BABAM abimle bana kumandalı oyuncak getirmiş . Kırmızı sport bir araba .

    Eve gelen giden arkadaşımın hatti hesabı yok babamın geldiğini öğrenen meraklı tabi .

    Bana getirilen bir çok kıyafet olmadı tabi çelimsiz olduğum için büyüyünce giyer denildi aslında umrumda da değildi kıyafet oyuncak felan
    Ben BABAMI istemiştim sadece .
    Gerisini umursamadım kısacası .

    Paket paket şimdi dönüp yüzüne bakmadıgımız lokumlar çikolatalar OFF diyorum kokuları hala burnumda lezzetleri hala dilimin ucunda .

    Gelen giden arkadaşlarıma birer tane lokum veriyorum BABAM geldi diye BABAM YURT dısından bak ne neler getirmiş diye
    Çocuğum erkeklik artistlik yapıyor hava atıyorum .
    Ortam normal yaşama döndü aile bireyleri için
    BABAM eve adapte olmaya çalışıyor
    Ben arabaya 8 kalempil 1 tanede kumanda için 9 voltluk pil var onları takmaya çalısıyorum amacım arabamı kucaklayıp kumandasını cebime koyup kendimi sokağa atacak ve mahallenin bütün çocuklarına BABAMIN getirdiği oyuncağımı gösterecektim .

    Ama öyle olmadı çünkü mahallede o oyuncağı oynayıp hava atacağım yol yok her yer patika yol her yer toprak yol asfalt yol yok

    Arkadaşlarımla sadece şunu yapa bildik ceplerime doldurduğum çıkolAta ve lokumları yerken
    Ooow kırmızı sport araba üffff
    Lan kumandasıda var
    Bir lokum daha versene
    Bak buna basınca gidiyor
    Vayyy be ısıklarıda var

    Aslında araba çok fonksiyonlu değildi kumanda düğmesine basınca kafasına göre gidiyor düğmeyi bırakınca aptal saptal kafasına göre geri geliyordu 🙈

    3 -5 gün babamın getirdiği piller bitene kadar oynadım arabayla evin içinde hevesi dibine kadar aldım Sonra annemin bardak tabak koyduğu vitrinin en üstüne tozlanacağı yere koydum .

    Cebime tasolarımı gazoz kapaklarımı koyup mahalleye çıktım

    Ali , ahmet , mehmet derken toparlandık bir kaç kişi taso oynadık ben yenildim 🤣

    Gazoz kapaklarını da YAĞMAAAAAAA diye bağırarak havaya attım her biri bir tarafa uçtu vede düştü herkes bir birinin üstüne atlıyor kapaklanıyor
    Onu ben gördüm ilk
    O benim
    Ver lan o soda kapağını

    Derken ortalık yatıştı .

    Aslında benim yapmak istediğim BABAM IN GELİŞİNİ kutlamakdı.
    Havai fişek o zaman vardıda biz mi atmadık
    Konfeti vardıda biz mi patlatmadık
    Ozaman elimde bulunan imkanım oydu 🥳
    3-BÖLÜM
    BABAM KIRAATHANEYE DOĞRU GİDİYOR
    YAKINDA !!!
  • Her küflü oda bir aşk, her aşk da bir ayrılığı yaşar...