Sanki düşmekte olan bir uçaktaydım ve koltuğuma sıkı sıkı tutunarak kurtulacağıma inanıyordum.
Sanki tutunmak her zaman düşmekten kurtarılmış gibi... Oysa kurtarmıyordu. Uçakta değildim ama yine de düşüyordum.
"Kim de zikrimden (göndereceğim Kitaplardan) yüz çevirirse, şüphesiz ki ona sıkıcı/dar bir hayat vardır ve Kıyamet Günü'nde onu kör olarak diriltiriz." Tâhâ-124
"Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatıldığı hâlde yüz çeviren ve elleriyle (yapıp) takdim ettiğini unutandan daha zalim kim olabilir? Şüphesiz ki anlamamaları için kalplerine perde germiş, kulaklarına da ağırlık koymuşuzdur. Sen onları hidayete çağırsan bile, ebediyen doğru yolu bulamazlar." Kehf-57
"Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ile ve belirlenmiş bir süreye kadar yarattık. Kâfirler, uyarıldıkları şeyden yüz çeviren kimselerdir." Ahkâf-3
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dinle, bak hayat nedir:
1. Perde: Gökyüzü kurşun renginde. Canınızı yakarlar.
2. Perde: Gökyüzü kurşun renginde. Tekrar canınız yanar.
3. Perde: Hava kararır, yağmur başlar.
4. Perde: Karanlık çoğalır. Bir kapı görülür.
5.Perde: Gece, koyu gece, kapı kapalı. Dışındasınız. Kapının dışında.
1. Vukûf-i zamanî: Her an ve her halin muhasebesini yapmak. Huzurda geçirdiği ânına ve haline şükretmek, gafletle tükettiği zamanından tevbekâr olmak. Bir başka ifade ile kabz halinde istiğfara, bast halinde şükre devam. Sâlik zamanın değerini bilmeli, alıp verdiği her nefese dikkat etmeli, nefes alırken de verirken de uyanık olmalı, murakabeyi korumalı.
2. Vukûf-i adedî: Zikir sırasında sayıya riâyet etmek; aklı dağınıklıktan koruyup bir yerde toplamak; dikkati teksif etmek. Zikirde sayıya dikkat önemli olmakla birlikte, aslolan kemmiyet değil keyfiyettir. Zikir sayısı az olsa bile, zikredilen zâta karşı kalp huzuruna sahip olmalıdır. Ledün ilminin ilk mertebesi sayılan vukûf-i adedî, kalbdeki havâtırın önlenmesini sağlar.
3. Vukûf-i kalbî: Zikredenin her an Allah'ı bilmesi, kalpte Allah'tan başka hiçbir şeye yer vermemesi ve zikredenin zikir sırasında kalbine yönelmesi.
Sâlik sol memenin altındaki çam kozalağına benzeyen et parçasına yönelerek o et parçasının zikirden gafil olmamasını sağlamaya çalışır. Nitekim heryerde hazır olan Allah'a, nasıl Kâbe'ye dönerek el açılıyorsa, zikir sırasında da kalbe yönelmek ve ona âgâh olmak, oraya Hakk'ın tecellilerinin dolmasını sağlar.
4. Hûş der-dem: Alınan her nefeste huzuru korumak, Allah'tan gafil olarak tek nefes bile almamak. Çünkü nefesleri gafletsiz almak, kalbi huzurla doldurur. Nefes alıp verirken ve iki nefes arasında gafletten uzak kalmak, Allah'ın "Hayy" isminin tecellisi sayılır. Nefesini koruyan kimse, mazi endişesinden ve istikbal telâşından kurtularak İbnül-vakt olur.
5. Nazar ber-kadem: Bakışları ayak ucuna mıhlamak. Yürürken sağa sola bakan kimsenin ilgisi dağılır, kalbini havâtır işgal eder. Bakışını ayak ucunda toplayan kimse hem harama bakmaktan hem de havâtıra düşmekten kurtulur, çünkü kalbe gelen