Allah Rasûlü ﷺ haccı tamamladıktan sonra Mekke'de kalma husûsunda suâl soranlara: "Mekke kalma yeri değildir. Dışarıdan gelen kimselerin, hac ibadetlerini yerine getirdikten sonra Mekke'de kalacağı müddet (ancak) üç gündür." (Ahmed, IV, 339) buyurmuştur. Hazreti Ömer -radıyallâhu anh- da, hac ve umre ibadetlerini îfâ edenlere, vazifelerini tamamladıktan sonra tazîm hislerinin zedelenip lâubâlilik meydana gelmemesi için hemen memleketlerine dönmelerini tavsiye etmiştir.
Şia'nın Bâtıniye koluna mensup Cennabi oğlu Ebû Tahir, etrafına topladığı birkaç bin çapulcuyla hicri 311 yılında hacca gitmekte olan hacıları pusuya düşürerek çoğunu kılınçtan geçirdi, mallarını yağmaladı. Hicrî 317 yılında da aynı çete yine Hac mevsiminde Arafat'tan Mekke'ye dönen hacılara saldırarak hepsini kılınçtan geçirdi. Bu toplu katliamdan kurtulan bir kısım hacılar Kâbe-i Muazzama'ya sığındılarsa da bu anarşistler, Kâbe'ye girdiler ve onları da Beytullah'ın içinde şehid ettiler. Hatta bir kısmının cesetlerini zemzem kuyusuna attılar. Kabe'nin örtüsünü yağma ettiler. Ebû Tahir, Kâbe'nin kapısını ve Hacerü'l-Esved'i söküp götürdü. Hicri 339 yılına kadar tam 22 sene Hacer-ül Esved bunların elinde kaldı. O zamanki Bağdat hükümeti bu gözü dönmüş Şiâ çapulcularından Hacerü'l-Esved'i geri almak için 50.000 altın teklif etti. Bu teklifi reddettiler. Nihayet Afrika'daki Fâtımîlerin Mehdi sinin şiddetli tehdidi üzerine Hacerü'l-Esved'i iade ettiler.
Reklam
Manetho'nun eserini, basitçe Chronicle olarak bilinen kendi zaman çizelgesini oluşturmak için kullanan âlimlerden biri, Filistinli Hristiyan tarihçi ve teolog Eusebius'tu (MS yak. 260-339), zaman çizelgesinde belirli dönemlerde Etiyopya, İran ve Makedonya etkisine atıfta bulunmuştur.Kudüslü âlim ve Hristiyan tarihçi Sextus Julius Africanus (MS 180–250), Chronographiai (MS 221) eserinde listeyi İncil'deki olaylarla ve güney Babil'den (günümüzde güney Irak) gelen başka bir eski uygarlık olan Keldani Uygarlığı'nın (MÖ 10. ila 6. yüzyıllar) zaman çizelgesiyle karşılaştırarak hanedanları tarihlendirmeye çalışmıştı.Bunlar ve diğer tarihlerin o dönemin yazarlarının bazı medeniyetleri diğerlerinden daha üstün göstermek için maruz kaldıkları siyasi baskılar nedeniyle bir şekilde çarpıtılmış olabileceği düşünülmektedir. Ancak Antik Mısır'ın krallık ve mit anlatısına dahil edilmeleri, dünyanın diğer kısımlarında da paralel mitolojilerin, inanç sistemlerinin ve kültürel yapıların var olduğunu fark etmemizi sağlar.Antik Mısır mitleri zamanla değişmiştir, tanrılar ve tanrıçalar hükümdarlar veya bütün hanedanlarla yükselmiş ve gözden düşmüştür. Bilinen dönemler ve hükümdarlara tarih atamak için tarihsel bir zaman çizelgesi olmadan âlimler bunların önemini değerlendirmekte veya önemli değişim noktalarını belirlemekte zorluk çekerdi.
Tarih
Hollanda'nın toplam toprak alanı yaklaşık 3.339.000 ha'dır. Bu­ nun yarısı gelgit seviyesinin üstündedir. Altında kalan diğer yarısı ise neredeyse iki eşit parçaya bölünmüştür ve 8 milyon çalışkan insan tarafından iskan edilmiştir. Ren ve Meuse Nehirleri Alman­ ya, İsviçre ve Fransa'nın topraklarını erozyonla sürükleyip Kuzey Denizi'ne akıtırlar ve bu toprakların meydana getirdiği delta Hol­ landa topraklarındadır. Şu an topraklarının yüzde 45'i gelgit sevi­ yesinin ve dörtte biri ise deniz seviyesinin altındadır. Hollandalı­ lar çok uzun zamandan beri denizle bitmek bilmeyen bir mücadele içindedirler. Kuzey Denizi'nin azgın sularından toprak çalmada adeta uzmanlaşmışlardır.
İnsan ve Hayat
ASM mucizelerinden biri daha. Bugün bilim zarrlı oldğnu söylyr
"Gecenin sonunda mescidde karnımın üzerine yatmış hâlde uyuyordum. Bu sırada bana biri geldi ve ayağıyla beni dürtüp 'Kalk! Bu, Allah'ın hoşlanmadiği biryatış şeklidir' dedi. Başımı kaldırdım. Bir de ne göreyim, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem başucumda ayakta duruyor." ( Ebû Davud, Edeb 94•, ibn Mâce, Edeb 27•, Ahmed b. Hanbel, 111, 429, 430, V, 426•, Tayâlisî,Müsned, s. 190; ibn Ebû $eybe, el-Musannef, V, 339; Taberânî, el-Mu 'cemu 'I-kebîr, VIII,961 327, 328; Beyhakî, $uabu 'I-îmân, IV, 177.)
Sayfa 576·Kitabı okudu
Öte yandan hem İnciller hem de Yeni Ahit’in diğer kısımları yazıldıkları ilk anda Hristiyan âleminde “kutsal” görülen veya herkesçe iman edilip kullanılan metinler olmamışlardır.Luka İncili’nin başlangıç cümleleri burada savunulan yargı açısından kanıt niteliği taşımaktadır.Çünkü bu İncilin yazarı, henüz ilk cümlelerinde, kaleme aldığı bu metni bazı kaynaklara dayanarak oluşturduğunu, ayrıca tıpkı kendisi gibi birçok başkalarının da bu gibi yazınsal teşebbüslere giriştiğini söylemektedir.339 Böylece “Luka” denilen İncil’in yazarı, kendi metni hakkında ne kutsal yazı ne de vahiy olma iddiasında bulunmuştur.Hakikaten aynen Luka İncili’nin yazarınca da söylendiği gibi, Antik Çağ’da Hristiyan dünyada İsa’nın yaşamını ve mesajını hikâye ettiği iddiasını içeren çok sayıda başka metne (İncil?) rastlanmaktadır.Kilise geleneğinde “apokrif” denilen bu metinlerin bazıları bugün eldedir.Bunların bir kısmı İsa’nın Petrus veya Philippos gibi havarilerince veya “kardeşi” olduğu ileri sürülen Iudas Thomas tarafından yahut da onun hanım takipçileri arasında sıkça anılan Mecdelli Meryem tarafından yazıldıkları iddiasını taşımaktadır.Antik Çağ kilise yazarlarının eserlerine, elimizdeki “apokrif” İncil metinlerine ve ayrıca elyazması referanslarına bakılırsa, bu İncillerin sayısı muhtemelen ellinin üzerindedir.Dolayısıyla mevcut dört İncil’in (ve Yeni Ahit’i oluşturan diğer metinlerin), Antik Çağ’da pek çok başka İncil (ve metin) arasından belirli ölçütler ışığında ve süreç içinde seçildikleri sonucuna ulaşmak gerekir ki, bugün “Yeni Ahit’in kanonlaşması” diye tanımlanabilecek bir araştırma disiplini de zaten bu süreç ve faktörleri ortaya çıkarma teşebbüsünün ifadesidir.
339/ Luka, 1:1-4·Kitabı okudu
Din
Reklam
Reklam