34. Tesettürlü olmanız yılbaşı, doğum günü, anneler günü ve sevgililer günü gibi günleri kutlamamanızı bu gibi günlerde alışveriş yapmamanızı gerektirir
Batıdan ithal edilen bazı günlerin kutlanması furyasına tesettürlülerin de katılması bir Müslüman olarak bizleri derinden üzdü... Tesettürlü bir Müslüman nasıl olur da bu günleri kutlar?
⁃ Peygamber efendimiz bu günleri kutlamıs mıdır?
- Sahabeler kutlamış mıdır?
- Dört mezhep âlimimiz kutlamış mıdır?
⁃ Neden Hristivanlar bizim bayramımızı kutlamazlar da biz onların bavramlarını kutlarız?
34. Allah Rasûlü (s.a.s.)'in ashabından olan Ebu Umeyra şöyle demiştir: "Eğer bir kul doğumundan yaşlanıp öleceği vakte kadar yüzü üzere kapaklanıp Allah'ın taati üzere bulunsa, öleceği gün bu ibadetlerini küçük görüp sevap ve ecirleri arttırmayı temenni edecektir. "
Sayfa 26 - İTİSAM Yayınları 2021. Tercüme ve Dipnot: Abdullah Samed Afaracı.·Kitabı okuyor
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bu çatışmalı süreci Celadet Alî Bedir-Xan son derece alegorik olan "Gazinda xençera Min" adlı öyküsünde ele alır. Öyküde siyasal alana (kılıç) dahil olmayıp kültürel alanı (kalemi) tercih eden aydın/ yazarın rafa kaldırdığı hançeri pas tutmuştur. Ben anlatıcının hakim olduğu öyküde, anlatıcı "uzun süredir bakmamıştım ona [hançere)"(33) diye baslar. Hançer kitaplginin uzerinde, karanlık, kuytu bir yerdedir. Yazarın kalemi körelince bıçağını arar, bıçağı bulamayınca da gözü örümcek ağlarının ördüğü hançere takılır. Hançeri alıp kınından çıkarınca nahoş, metalik sesler çıkarır. O kadar paslanmıştır ki bir kâğıda sarıp temizlemeye çalışır. Kalemi sivriltmeye, açmaya çalışınca hançerin kalemi kesemediğini fark eder. Hançer hükmünü yitirmiş, iktidarsızlaşmıştır. Rafa kaldırılmak hançer için bir nevi hadım edilme olarak düşünülebilir. Hançerine bakar, hançer kırmızımsı ("yarı-kırmızı" der) renginden kan kırmızısına dönüşür. Hançerine kendisine küsüp küsmediğini sorar. Hançer de ona küstüğünü söyleyip, yazarın onu çerçöp içine atmasına sitem eder. Hançeri yaralayan şeylerden biri de onu kalemtıraş ve sayfa açacağı olarak kullanmasıdır. Hançer anlatıcıya "sen eşek yükünü aslana yüklemeye çalışıyorsun" (34) derken kalem ile hançer arasındaki karşıtlığın alegorisi okunmaya başlanır. Kalem işleri "eşekliktir", aslolan yiğitlik savaşmaktır. Hançer kendini "asil bir çelik" olarak tanımlar. Öyleyse neden pas tutmuștur? Anlatıcının yani yazarın ataları hançeri yiğit, kahraman erkeklerin kalurgası, eti, yüreği ve ciğeriyle beslerken anlatıcı onu ağaç, kabuk ve samanla beslemiştir (34). Oysa hançer "dört ayaklı otobur değil[dir], etobur bir aslan[dır]"
وعنه رضي الله عنه قال: [قال رسول الله ﷺ: لَا يُلْدَغُ الْمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ مَرَّتَيْنِ]. أخرجه الشيخان وأبو داود.
Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Mü'min, bir (yılanın) deliğinden iki defa sokulmaz.”
[Buhârî, Edeb 83; Müslim, Zühd 63, (2998); Ebu Dâvud, Edeb 34, (4862).]
Tabii bir de, bugünkü temel insan hakları açısından diyelim isterseniz, modern hukuk açısından, sıkıntı oluşturan bazı ayetler de var. İşte bunları da not etmişim. Mesela, Nisa Suresi 34. ayet, gerektiğinde kadınların dövülmesi; Maide Suresi 38. ayet, hırsızın elinin kesilmesi; Nur Suresi 2 ve Nisa Suresi 15. ayette zina yapana 100 kere değnekle vurulması; Nisa Suresi 11 ve 176. ayetlerde, erkeğe iki kadın kadar miras hakkı tanınması gibi. Bunları tarihsel perspektifle yorumladığımız zaman, yanlış da olsalar, o döneme göre olağan şeyler olabilir. Çünkü 7. yüzyıldan bahsediyoruz. Yani bunlar, o dönemin ceza sistemine göre ya da genel sosyal politik yapısına göre çok anormal olmayabilir. Ama günümüzde bunları bire bir uygulamakla ilgili tabii ciddi sıkıntılar var. Yani o dönem ceza olarak öngörülen şeyin kendisi bugün modern hukuka göre suç.