İnceleme spoilersız bu aradaa.
Merhabalarr!! Uzun zamandır inceleme yapmıyordum ve düşündüm ki neden en sevdiğim serinin en sevdiğim kitabına inceleme yapmıyorum??
Kitabın konusu kısaca şöyle: harry hogwarts'taki 4. yılına başlıyor. Ama okulda bu sene farklı bir şeyler yaşanıyor. Hogwarts, yıllardır yapılmayan bir turnuvaya ev sahipliği yapıyor ve harry de istememesine rağmen kendini turnuvanın içinde buluyor tabii bazı gizemli olaylar, görevler, dersler derken kitap böyle devam ediyor.
Bana göre serinin dönüm noktası, evrenin derinleştiği ve harry potter'ın artık çocuklar için olmadığını iliklerimize kadar hissettiren bir kitaptı. İlk okuduğunuz andan itibaren karanlık bir atmosfere sahip olacağının sinyallerini veriyor ve diğer kitaplardan farklı olduğunu hemen anlıyorsunuz. Sonunda yaşanan olay da cabası. Artık karakterlerimiz bildiğimiz o masum, küçük karakterler değil. Tramvaları olan, olacak karakterler. İlk üç kitaptaki o cıvıl cıvıllık gitmiş yerini korku, gerginlik almıştı. felsefe taşı ile ateş kadehinin hem yazım hem de atmosfer olarak bu kadar farklı ve başarılı bir şekilde yazılması tamamen rowling'in kaleminin de çok iyi yönde değişmesi. (Senden nefret ediyorum bu arada). Karakterlerimiz de kitabın sonunda zaten artık eskisi gibi olamayacaklarının, bir şeylerin artık çok değişeceğinin farkındalar ve bu da serinin gidişatının bambaşka bir yere gideceğinin kanıtı bence.
Yeni karakterlerimizden de biraz bahsedeyim. Bence bu kitabın en büyük artısı yan karakterlerin de olaya çok dahil olması ve öylesine 'karakter çokluğu' olsun diye de yazılmamaları. Ludo, winky, moody, barth crouch hepsinin çok iyi arka plan hikayeleri vardı.
Kitabı 1,5 yıl önce okuduğumdan dolayı barty'nin hikayesi tamamen aklımdan silinmiş bu yüzden o kısımları soluksuz okudum. Gerçi
Romanın merkezinde, Beyrut’ta yaşayan 72 yaşındaki Aaliya Saleh yer alıyor. Hikâyenin başında, kullanma talimatını okumadan saçına fazla miktarda uyguladığı bir şampuan yüzünden saçları maviye dönmüş Aaliya ile tanışıyoruz. Ancak anlatı doğrusal ilerlemiyor; Aaliya’nın zihni ne kadar karmaşıksa hikâye de o kadar parçalı bir yapıda ilerliyor. Sürekli geçmişe dönüyor, anılar arasında dolaşıyor ve okuyucuyla sohbet eder gibi hikâyesini anlatıyor.
Aaliya Beyrut’ta doğmuş. Henüz iki yaşındayken babasını kaybediyor. Daha sonra annesi, dönemin gelenekleri gereği Aaliya’nın amcasıyla evleniyor. Böylece üvey kardeşlerle, “amca-baba” dediği bir adamla ve ayakta kalmaya çalışan annesiyle geçen zor bir çocukluk dönemi yaşıyor.
Henüz 16 yaşındayken evlendiriliyor. Dört yıl süren mutsuz ve yalnız evliliğinin ardından boşanıyor. O dönemin Beyrut’unda boşanmış ve çocuksuz bir kadın olmak kolay değil. Toplum tarafından dışlanması beklenirken Aaliya tam tersine kendi hayatını kurmaya karar veriyor. Bu noktadan sonra ailesine, çevresine ve toplumun dayattığı kurallara karşı sessiz bir direniş başlatıyor.
Aaliya’nın hayatındaki en büyük tutku kitaplar oluyor. Yıllarca Beyrut’ta bir kitapçıda çalışıyor ve İngilizce ile Fransızcadan Arapçaya çeviriler yapıyor. Tolstoy, Pessoa, Calvino gibi önemli yazarların eserlerini çeviriyor. Fakat ilginç olan şu ki bu çevirilerin hiçbirini yayınevlerine göndermiyor. Tam 22 yaşından itibaren her yılın ilk günü yeni bir çeviriye başlıyor ve tamamladığı metinleri kutulara koyup evindeki küçük hizmetçi odasında saklıyor. Yıllar içinde 37 roman çevirmiş olmasına rağmen bunların hiçbiri yayımlanmıyor.
Roman boyunca yalnızca Aaliya’nın kişisel hikâyesini değil, Lübnan’ın çalkantılı tarihini de görüyoruz. Özellikle Lübnan İç Savaşı ve Ortadoğu’nun siyasi
Lüzumsuz KadınRabih Alameddine · Budala Kitap · 2021499 okunma
Bir erkeğin istemeden evlense de erişemedigi karısının hal ve hareketleri karşısında şekillenen hayatıymıs gibi görünüyor kitap okurken. Ama benim aklımdan:
O erkeğin halk; "kahpe"nin ülkenin o devir ki yöneticileri ve kalemdan üzerine endamıyla çizilen rüya mı gerçek mi anlayamadığı o güzel kızın, bir yönetim rejiminde hasret duyulanları içeriğinde barındıran hayalleri temsil ettiği geçti... Gösterip elletmeyen o "kahpe"nin en sonunda gözünü çıkarmış olması da halkın bir yerde baskıcı yönetimi alt edeceğine inanışı olsa gerek dedim. Çünkü (syf.37) "Ne mal dârem ki dīvān behored / Ne din dârem ki şeytan bebered" ~ne malım var kadıya yedirecek, ne dînim var şeytana verecek.~ verecek diyordu kahraman.
Yazarın hepi topu 69 sayfaya sığdırdığı felsefi sayılabilecek düşündürücülüklerle dolu bu kitabı bana daha ziyade siyasi geldi. Düşüncelerimiz her konuda uyuşmasa da okunmaya değer bir kitaptı.
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,6bin okunma
Neyle başlasam bilemiyorum... Öncelikle höst ulan! Ehem... evet, neyse...
Seri katil ve FBI ajanı aşkı dediler geldik ama bence inanılmaz ergence ve ZAVADANAK önümüze fırlatılmış bir çiftle karşılaştık. Logan denilen sözde FBI ajanı etrafına karşı sıfır görüş ve farkındalıkta. Lana isimli sözde seri katil sıfatı taşıyan hatun ise geçmişindeki kötüleri avlıyor.
Bu ikilinin arasında romantik bir şey olmasa ve etik çatışma olsa inanın daha harika olurdu. Çünkü o romantik çekim resmen insanın suratına vurulan ıslak mop gibi bir etki yaratıyor. Ben anlamadım abi, ne alaka birden birbirlerinin "sözde profillerini" çıkarmaları. Birinin direkt suratına bakınca ne kadar yakınlık aradığını ama bunu uzun süredir tatmadığını uzattığı 20 dolardan anlayabiliyor musunuz? Lan mal mısınız?
Gelelim Lana'nın çok zeki bir seri katil oluşuna... Hasbinallah... Sevgili kızçeler, siz hiç ayağınıza haddinden fazla büyük bir ayakkabı giyip onunla yürümeyi denediniz mi? Diyelim ayaklarınız 36-37 numara, bu Lana hanımefendi 46 numara ayakkabı giyiyormuş. Ayakkabılarında oluşan boşluğu doldursa bile ağırlığın eşit dağılması için ve o ağırlığı bacaklarının hareketiyle kontrol etmesi gerektiğinde sizce nasıl bir hareket akışı olur? Rica ediyorum bir deneyin. Sonra "Vay canına Lana çok zeki," yorumunu yapın. Ve sakın sırtına koyduğu ağırlıktan bahsetmeyin çünkü dağılan ağırlıkla sırta alınan ağırlık aynı şey değil.
Her şey fazla tesadüfi bir şekilde meydana geliyor ve nedense Lana bir nedenle işi kotarıyor. O KADAR KAMERALAR FALAN VARKEN VESSELAM. Arkadaşının sisteme sızması da ilginç, o kadar kuvvetine laf edilmeyen bir beyefendi ki arkasında siber ayak izi falan da bırakmıyor. FBI siber konuda ya benimle aynı seviyede ya da bu Jake denen herif ilah seviyesinde siber bilgiye sahip.
Normal bir
2025 Booker Ödülü'nü kazanan “Beden”, bitirdiğimde uzun süre zihnimde dönüp duran kitaplardan biri oldu. Bu, büyük olaylarla değil; insanın içindeki boşluklarla, arzularıyla ve hayatın onu sürüklediği yönlerle etkileyen bir roman . Kitap, Macaristan'da mütevazı bir yaşam süren István'ın gençliğinden başlayıp yıllar boyunca değişen hayatını takip ediyor. Kitabın ilk 37 sayfası bazı okuyucuları rahatsız edebilir.
István ilginç bir karakterdi.
Çok konuşan, duygularını açıkça ortaya koyan biri değil. Hatta çoğu zaman hayatın onu sürüklediği yöne doğru gidiyor gibi görünüyor. Ama tam da bu yüzden gerçek geldi bana. Çünkü bazen insanlar seçim yapmaktan çok, başlarına gelenlerin içinde yaşamaya çalışıyorlar
Kitabı okurken en çok düşündüğüm şey şu oldu: Bir insanın hayatını gerçekten kendi kararları mı şekillendirir, yoksa karşısına çıkan insanlar ve tesadüfler mi? István'ın gençliğinde yaptığı bir seçimden sonra hayatının bambaşka yönlere savrulmasını izlemek oldukça etkileyiciydi.
Roman boyunca sınıf farkları, güç, para, aidiyet ve erkeklik üzerine sessiz ama güçlü bir sorgulama var. Macaristan'daki sıradan bir hayattan Londra'nın zengin çevrelerine uzanan yolculuk aslında sadece ekonomik bir yükseliş değil; insanın kendini arayışının da hikâyesi gibi geldi bana.
En sevdiğim tarafı ise yazarın anlatımı oldu. Çok sade bir dili var ama o sadeliğin altında büyük bir ağırlık hissediliyor. Bazı cümleler sayfalarca anlatılabilecek duyguları birkaç satırda hissettirebiliyor.
David Szalay daha önce de Booker adaylığı yaşamış bir yazar. Bu romanıyla 2025 Booker Ödülü'nü kazanarak ödülü alan ilk Macar-Britanyalı yazar oldu.
Kısacası: “Beden”, olaylardan çok insanın iç dünyasını anlatan; başarı, arzu, yalnızlık ve aidiyet üzerine düşündüren bir roman oldu benim için.
Sezin Karameşe
Kitaba bugün kargom bkmden gelir gelmez başladım ve 6 saatte bitirdim aralıklarla, çok akıcıydı gerçekten bir solukta bitti. Bende bir Sezomun ilk kitabı olan 37 var bir de bu son kitabı. Gerçekten o kadar gerildim ki başlarda ve ortasında. Zaten direkt konuya giriyor o yüzden uzun uzadıya süren betimlemeler yok. Olayların başlamasını fazla beklemiyorsunuz. Konusu zaten kapağın arkasında yazıyor ve tam da yazan gibi fazlasını söylemeye pek de gerek duymuyorum ben. SPOİLER aslında pek spoiler değil ama yine de uyarı koymak istedim. Kısaca ana karakterimizin evine taşınan bu “kusursuz yabancı”nın pek de kusursuz olmaması ve bunu uzunca bir süre sadece ana karakterimizin fark edip tek başına halletmeye çalışmasını okuyoruz ve sonu.. sonunu ben anlamadım flsşdlfşşsşsid ya tahminlerim var ama emin olamadım Sezinime sordum o da söylemedi Okuyucuya bıraktığını söyledi.. Kitabı da bitiren çok az insan var kimseyle konuşamıyorum acil birilerine sormam lazım lütfen hızlı okuyun da konuşalım