Mesela; Allah, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’e “ey nebî! Muhakkak ki biz seni (ancak insanlar için) bir şahid, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik”368 buyurur. Neye şahid? -İnsana şahid. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz insana şahidlik yapıyordu; yani insan ona bakınca Allah’ın yeryüzündeki halifesini, Allah’ın güzelliğinin tecelli ettiği; âlemlere rahmet olan, kerim olan, rauf ve rahim olan, azim bir ahlak üzere olan varlığı görüyordu. Allah, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’i böyle tanıtıyor369 ve bize de “sizden böyle bir kul olmanızı istiyorum” buyuruyor.
Âyet devam ediyor. “Ayrıca onun izni ile (insanları) Allah’a (çağıran) bir davetçi ve nûr saçan bir kandil olarak (gönderdik).”370 Allah’ın güzelliğini, hidâyetini, rahmetini, güzelliğini saçan, saçtığı nûrla gönüllerdeki küfrü, şirki, hatayı, kusuru, eksiği, yanlış anlamaları, cehalet karanlığını aydınlatan bir kandil…
Allah bize Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’i bu şekilde tanıtmıştır. Madem öyle kendimize bakalım; kendimizde rabbimizin tecellisini, güzelliğini ne kadar görüyoruz? İnsanlar için ne kadar müjdeci, uyarıcı olmuş, şahid olmuş, nûr saçan kandil olmuşuz? Kendimizi Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’le yan yana koyduğumuzda ondaki güzellik bizde ne kadar varsa Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’e o kadar benzemişiz. İmtihanlar karşısında ne kadar onun yaptığı gibi yapıyorsak ona tabi olduğumuzu söylerken de o kadar doğru söylüyoruz demektir.