... Rasûlullah (s.a.v) şöyle dua etmiştir:
"Allah'ım, fayda vermeyen ilimden sana sığınırım." ¹
Rasûlullah (s.a.v) bu tür bir malumata da "ilim” ismini vermiştir. Çünkü, o da bir bilgidir ve ona sahip olanlar ehli yanında alim diye anılırlar. Allah Rasûlü (s.a.v) daha sonra onda menfeat bulunmadığını belirtmiş ve ondan Allah’a sığınmıştır.
Bir haberde şöyle nakledilmiştir: Rasûlullah (s.a.v):
"-Şeytan, bazan ilimle sizin önünüze geçer," buyurdu. Biz:
-Ya Rasûlullah, ilimle nasıl önümüze geçer ve bizi aldatır? diye sorduk, buyurdu ki:
-Şeytan (sizden birinize): "İlim öğren, tam öğreninceye kadar am el etme" der. O kimse de durmadan ilimle meşgul olup, ameli sonraya bırakır ve nihayet hiç amel etmeden kendisine ölüm gelir." ²
_______________________________
¹ Müslim, Zikr, 73; Ebü Davud, Vitr, 32; Tirmizî, Deavat, 68.
² Hatib el-Bağdadi, el-Cami li Ahlaki’-Ravi, I, 132; Zebidi, İthafu’s-Sade, I, 376.
Sayfa 18 - Semerkand Yayıncılık, 3. Baskı, Eylül 2004 (Çev: Yakup Çiçek ve Dilaver Selvi)·Kitabı okuyor
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Terrified at the prospect of conquest by the advancing Huns, the Visigoths (or West Goths) petitioned the Romans to allow them to settle as allies inside the empire. Rome granted the request, and in 376 the entire tribe crossed the Danube into Roman territory. Shortly, however, corrupt Roman officials mistreated the Visigoths, and the proud barbarians went on a rampage. The inept Eastern emperor Valens tried to quell them, but in 378 he lost both his army and his life in the battle of Adrianople (in today’s Turkey).
M.S. I. Binyılda Asya ve Avrupa'nın Türk kabileleri erken feodal halkları olarak şekillenmişlerdir. Bunların bir çoğu ken-di alfabesine ve devletine sahipti. En güçlü Türk kabileleri bir-liğinden birisi de M.S. I. Yüzyıldan IV. Yüzyıla kadar Kuzey Kafkasya'da hüküm sürmüş olan Alan kabileleri federasyonu-dur. Bu federasyonun dağılmasından sonra Alanların bir kısmı 375 yılında Hunlarla birlikte batıya gitmiş, diğer kısmı Merke-zi ve Batı Kafkasya'nın dağlık bölgelerine çekilmiş ve Kafkas-ya'nın Doğu Avrupa, Ön ve Küçük Asya halklarının tarihinde önemli roller oynamışdır.
Alanların bir bölümü, Hunların baskısıyla batıya çekilmiş, Fransa ve İspanya'ya kadar gitmiş; oradan da Cebelitarık Bo-ğazı üzerinden geçerek Kuzey Afrika'nın önemli bir kesimini zapt etmiştir. Şimdiki Cezayir, Fas ve Tunus sınırlarında Alan-Vandal Devletini kuran Alanlar, oradan gemilerle Roma'ya as-keri seferler düzenlemişler ve V. yüzyılın sonunda Roma'yı tahrip etmişlerdir. Daha sonraları Alanlar yerli kabilelerle ka-rışarak İspanyol halkının şekillenmesinde yer almışlardır. Alanlar, Katalonya bölgesi (Türkçe -"İkinci Alanya") halkının önemli bir bölümünü oluşturmaktadırlar. Ispanyol etnograf Hoze Manuel Gomes-Tabanera, Türk-Alanların Ispanyol etno-genezine katıldıklarına vurgu yapmaktadırlar (Sovyetskaya Et-nografya, 1966, No: 5, s. 62).
Kuzey Kafkasya'da kalan Alanlar ise, Hunlarla birlikte, on-ların, Ön Asya'ya ve Batı Avrupa'ya yapmış oldukları bütün se-ferlere katılmışlar; yine Hunlarla birlikte 376 yılında Gotları dağıtıp, sürmüşlerdir. Gotların bir bölümü Kırım'da kalmış; Vizigotlar, Kuzey Karadeniz civarından Roma Imparatorluğu sınırları içine girmişler; Ostrogotlar ise, Hunların müttefiki olarak orduya katılmışlardır.
Allah bize “rahat ol, sen sana verdiklerimi kullan ve tercihini doğru yap. Senin gücün duadan başka bir şey değildir. Senin için tercih etmek yalnızca dua etmektir. Sen duanı ve tercihini yap. Gerisini ben yaratırım. Yaratmak, rızık vermek bana aittir. Ben salihlerin işini görürüm.376 Sen kendini ıslah etmeye, temizlenmeye, salih bir kul olmaya çalış. Sonrasında ben senin işini görürüm” buyuruyor.
Doğrusunu söylemek gerekirse bizim de endişelerimiz vardır. Hem de her birimiz için anlaşılamayacak kadar büyük endişelerimiz vardır; ama bu endişemiz Allah bize azap edecek, kendinden mahrum edecek, bize rahmet etmeyecek, bizi affetmeyecek, mağfiret etmeyecek diye değildir. Bizim endişemiz; Allah’ın huzurunda nasıl başımızı kaldırıp onun huzurunda duracağımızdır. Allah’ın bize yaptığı bütün ikramlara, verdiği şerefe, yüklediği emanete, rûhundan nefhetmesine karşılık nasıl utanmadan, hayâ etmeden onun huzurunda duracağız, onu merak ediyorum.
2016 yılında TBMM içindeki en önemli gelişme hakkında fezleke bulunan milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması olmuştu. Erdoğan, Suudi Arabistan gezisi sonrasında uçağına aldığı gazetecilere, 2 Ocak’ta dönüş yolunda yaptığı açıklamada HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ı hedef alarak ‘Dokunulmazlıklarının kaldırılması suretiyle başlayacak süreç, terörle mücadele açısından ülkemizdeki havayı da olumlu yönde etkileyecektir’ demişti. 16 Mart 2016’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın milletvekillerinin dokunulmazlık konusunu gündeme taşımasından sonra AKP, 12 Nisan’da konuyla ilgili anayasa değişiklik teklifini TBMM Başkanlığına sundu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 19 Nisan’da yaptığı açıklamayla dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin anayasa değişikliği teklifine, ‘Anayasa’ya aykırı olmasına rağmen evet diyeceklerini’ açıkladı. 20’den fazla milletvekilinin de destek vermesiyle anayasa değişikliği teklifi, TBMM Genel Kurulunda 376 oy ile kabul edildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın değişikliği onaylamasının ertesi günü ilgili kanun 8 Haziran’da Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. 5 ay sonra, 4 Kasım 2016 gecesi HDP’li Kürt siyasetçileri hapishaneye götürecek süreç başlatılacaktı ama öncesinde kanlı bir darbe kalkışması yaşandı.