10/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
1577 yılının İstanbul ' u ... Karabarut ile Emanet... Dizisi çekilecek olsa soluksuz izlenecek 45 bölümlük harika bir dizi senaryosu... Karmaşa - düzen - sorgulama- güven tüm kavramlar içiçe.. İskender Palanın mükemmel kalemi...
Azdahakİskender Pala · Kapı Yayınları · 20253,571 okunma
9/10
·272 syf.··
2026 39. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 16:46
17 HAZİRAN#okudumbitti Herkes anne baba olmamalı dedirtten 17 Haziran kitabını bir solukta çok severek okudum… 45 yaşındaki Vidar’ın öğretmenlik mesleğinde bir öğrencisine darp uygulaması iddiası sonucu meslek hayatında sorunlar yaşamaya başlamasıyla okuyucu bir anda 17 Haziran 1986 gününe yani Vidar’ın 8 yaşındaki anına gider… Parçadan bütüne doğru zekice kurgulanan 17 Haziran kitabında bir çocukluk travmasına şahit olan okuyucu narsist bir annenin etkisinde kalan birey olma yolunda tökezleyen bir insanın içsel çatışmasında yol alırken herkesin içindeki çocukla bağlantı kurup onun yaralarını iyileştirmesi mesajını da çok güzel somutlaştıran bu kitap kesinlikle okumalı… Yazarın yetişkin Vidar’ın telefon ile 8 yaşındaki Vidar ile diyaloğunu kurguya çok güzel yerleştirip ona gelecekten haberler vermesi beni en çok etkileyen bölüm olurken anne ile babanın bencilce kendi dünyalarında yaşayıp iki çocuklarına karşı duyarsız olmaları en çok kızdığım bölümler oldu… Özgün bir kurguya sahip bir soluk da okuyacağınız bu kitap gönülden tavsiyemdir…
1000Kitap
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 2026848 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·270 syf.··
2026 11. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 17:28
Zamanda Asılı Kalan Çocukluk: Alex Schulman’ın "17 Haziran" Romanı Üzerine Kişisel Bir Değerlendirme Alex Schulman’ın 17 Haziran romanı, ilk sayfalarından itibaren okuyucuyu içine çeken, gizemini ve temposunu belli bir noktaya kadar çok yüksek tutan, 270 sayfalık son derece akıcı bir eser. Kitabı elime aldığım ilk anlarda, daha 40-45. sayfalardayken bile hissettiğim o saf heyecan ve hayranlıkla, vaktim olsa iki günde bitirebileceğimi düşünerek çevremdeki herkese bu kitabı büyük bir coşkuyla tavsiye etmeye başlamıştım. Bir öğretmenin, çocukluğunun geçtiği eski evinin numarasını şans eseri bulup araması ve hattın ucundaki çocuk benliğiyle konuşmaya başlaması, edebiyatta eşine az rastlanır türden, çok farklı ve sarsıcı bir merak unsuru sundu bana. Yetişkin bir adamın, küçük çocuğun ne zaman üzüleceğini, ne zaman ağlayacağını saati saatine bilip, sırf onun o derin hayal kırıklığını ve acısını bir nebze olsun dindirebilmek için zamandan önce davranıp onu araması, kitabın beni en çok sarsan ve içimi acıtan yönlerinden biriydi. Ortak Hafızanın Nesnesi ve Çözülemeyen Kopukluk Romanın felsefesini sırtlayan en güçlü sembollerden biri, şüphesiz ki müzede sergilenen o eski telefon ve kahramanın onu alıp ablasına göndermesidir. Bu telefon, aslında ortak bir çocukluk hafızasının, paylaşılan acıların ve belki de en çok ablasının içini kemiren o gizli suçluluk duygusunun somut bir nesneye dönüşmüş halidir. Çağdaş dünyada ablası onun normal mesajlarına veya aramalarına muhtemelen yanıt vermeyecekti; aralarında yetişkinliğin getirdiği soğuk duvarlar vardı. Ancak o geçmişe ait nesne, donmuş bir ilişkiyi çözebilen tek anahtar oluyor ve geçmişle yeniden bağlantı kurmalarını sağlıyor. Fakat tüm bu bağ kurma çabasına rağmen, kitabı okurken temeline bir türlü inemediğim, zihnimde çözümsüz
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 2026848 okunma
Puan vermedi
Kitabı okuyorum - nihayet okumaya başladım - lakin belirteyim; bu kitap ve içindeki bilgiler bana masal gibi geliyor. Zaten açıkçası bana bir şey katması için ve yaşadığım çevreye daha iyi adapte olabilmem için okuyorum. Önceki okuduğum kitapta Gazali'nin cehennem tasvirleriyle yarışacak düzeyde bir kitap olduğu belirtilmişti(Ahirette 45 Gün). Oradan aldığım şevkle kitabı okumaya koyuldum ama daha başlarındayken bu yazılanlara - yani içeriğe - pekde inanmadığımı belirtmek isterim. Örneğin daha başlangıçta yazan rabbin kimdir veya kimin milletindensin soruları gibi(bu sorgulamalar kabirdeyken yapılıyormuş yersen) ve daha okuyacağım niceleri... Ama dediğim gibi esas okuma sebebim cehennem tasvirlerini görmek, hayal edebilmek, okumak ve bilmek. İnanmayanlarda benim gibi hikâye niyetine alıp okuyabilir. Allah'dan elimizin altında kitap hazır vardı yoksa birde temin etmek zorunda kalacaktık...(kütüphaneye sormuştum depoya kaldırılmış alamadıydım) Bilmeyenler için kitap eski dilde, lisanda tercüme edilmiş. (yani tercümeli hali bile zeman veya domuza hınzır vs. diyor, eski lisan, terimler anlıyacağınız) Bitirince önemli kısımları buraya aktarabilirim zira kimse duygu ve düşüncelerini yani yorumunu buraya aktarmamış. Kitabı okuyorum bu arada kitap gözümün önüne - bazı tasvirlerden dolayı - nedense Samanyolu Tvdeki Beşinci Boyut dizisini getiriyor. Bu arada Gazali, bidati mezhepsizcilik olarak tanıtıyor. Bende bidatçiyim o zaman ey Gazali! Yine kitap Kur'anda, Allaha yaklaşmak için vesile arayınız mealini peygamberler ve evliyalar olarak tefsir ediyor. Bu da bir eksi ben ve Cemre Demirel bunu beğenmedi. Öncelikle kitap 73 fırka olacağını(şu meşhur hadisden hareketle) ve bir fırkanın cennete gireceğini, onunda naciyye ehl-i sünnet ve'l cemaat olacağını söylüyor. Diğer 72
Kıyamet ve Ahiretİmam Gazali · Çelik Yayınevi · 2012561 okunma
On küçük zenci ya da adaletin tecelli etmesi
9/10
·224 syf.··
2026 8. kitabı
Agatha Christie, romanları hiç beklenmedik bir şekilde sonlandıran, kurguyu sağlam oluşturan bir yazar. 45 yıl aradan sonra tekrar kitaplarını bir genç olarak değil de yetişkin biri olarak okuduğumda daha çok zevk aldım. Adaletin gecikmiş olsa da bir şekilde yerine getirmek için uygulanan çözüm yeni cinayetlerin işlenmesine sebep oldu. Romanın sonu müthiş bir finaldi. Okumanızı tavsiye ediyorum.
On Küçük ZenciAgatha Christie · Altın Kitaplar · 201843,5bin okunma
Dünyayı Kuran Beyin
9/10
·351 syf.··
Beğendi
·
2026 76. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 08:30
“Dünyanın yapılandırılması ve kurulması muazzam bir iştir, bunu her gün binlerce kez bilinçdışında yaptığımız için ne yaptığımızın farkında bile olmayız.” (s. 155) Oliver Sacks kitaplarının beni en çok etkileyen yanı, nörolojik vakaları anlatırken aslında insanın dünyayı nasıl kurduğunu sorgulaması oluyor. Bu kitapta renkleri kaybeden bir ressamın, hafızası zamanın bir noktasında donup kalan bir adamın, sonradan görmeyi öğrenmek zorunda kalan Virgil’in, Tourette sendromlu bir cerrahın ve otistik savantların hikâyeleri yer alıyor. İlk bakışta birbirinden çok farklı görünen bu vakalar, sonunda aynı noktada birleşiyor. Beyin dünyayı algılarken belirli ölçüde onu yeniden kurar. Bu fikir özellikle Jonathan I. vakasında belirginleşiyor. Renkleri kaybeden ressamın hikâyesinde Sacks, algının ne olduğu sorusunu da düşündürüyor. Bu bölümleri okurken sık sık Steven Pinker çağrışımları uyandı. Pinker dilin ve zihnin dünyayı doğrudan almadığını, onu kategoriler aracılığıyla işlediğini söyler. Johann Wolfgang Von Goethe ise renklerin yalnızca fiziksel bir olgu olmayıp deneyimin ürünü olduğunu düşünür. Sacks ise küçük bir beyin hasarının bütün gerçeklik deneyimini değiştirebildiğini gösterir. Üçü de farklı yerlerden aynı soruyu soruyor aslında: Gerçeklik nerede kurulur? “Rengi yapan şey, bizzat beyindi.” (s. 45) Bu cümle kitabın felsefi merkezlerinden biridir. Jonathan I. başlangıçta renkleri hatırlayabiliyor, onlar hakkında konuşabiliyordu fakat zamanla yalnızca renk görme yetisini değil renklerle ilgili zihinsel dünyasını da kaybetti. Renk, duyusal bir eksiklik olmaktan çıkıp hafızadan silinen bir deneyime dönüştü. Bu fikir beni özellikle etkiledi. Çünkü burada kaybolan şey bir duyudan ziyade o duyunun etrafında kurulmuş anlam dünyası gibi görünüyor. Hatta gördüğü renk gri bile değildir, kullandığımız
Felsefe
Mars'ta Bir AntropologOliver Sacks · İletişim Yayınları · 1997247 okunma