Bu bana hiç de delilik gibi gelmedi. Her zamanki gibi 08.45 otobüsüne binmiştim. Kısa bir süre sonra, afyonum henüz patlamamış olduğu için okuduğum sa­ tırlardan bir şey anlamamış, elimdeki kitabı kapatıp dışarısını seyre dalmıştım. Bir ara otobüse göz gezdirdiğimde onu gör­ düm. Ayakta gitmeyi sevmediğimden, işe geç kalmayı göze alır, hep bu saatte binerdim otobüse. Yolcuların hemen hepsine aşinaydım. Onunla ilk defa karşılaşıyordum. Bunun bir anla­ mı yoktu. Dışarısını seyretmekle ona bakmak arasında bir fark yoktu. Ama ben ona bakmayı sürdürdüm. Böylelikle maceram anlaşılmaz bir şekilde başlamış oldu. Koridor tarafında, sol çaprazımda, benden iki ön sırada oturuyordu. Saçlarını topuz yaptı; ensesine, boynuna baktım. Sonra saçlarını çözdü; elleri­ ne baktım. Saçlarını geç fark ettim, siyahtı, düzdü. Tam işinizi bitirdiğinizi sanırken en önemli şeyi unuttuğunuzu fark ettiği­ niz bir şaşkınlık anı vardır ya, öyle baktım saçlarına. Ama hay­ ret edecek bir şey yoktu, onu görmeye yeni başladığım belliydi. Peki, onunla bu otobüste ilk defa karşılaştığımı nasıl anlamış­ tım? Yabancılığını bana ilk nasıl duyurmuştu? Bunu çözmek için tüm dikkatimi topladım. Doğrusu biraz tuhaftı çabam. "Akşamdan kalmasın sen," dedim kendi kendime, "uğraşacak iş arıyorsun ... "
Sayfa 26 - YKY yayınları 2008
Hikaye (Öykü) Edebiyat
11 Haziran 1654'te Kapudân-i Derya Murad Paşa, 42 kadırga, 7 mavna ve 24 yardımcı gemiyle oluşan donanmasıyla Boğaz'dan çıktı. Donanmanın öncü gücü Ali Paşa, Venedik donanmasını yarıp Bozca-Ada'ya vardı. Mısır'dan 15 gemi gelip kendisine katıldıktan sonra, Osmanlı donanması Bozca-Ada'dan hareket etti. Ege Adaları'nda Tunus'tan gelen gemiler donanmaya katıldı. Güçlenen Osmanlı donanması, Delfio'nun kumandası altında Çanakkale Boğazı'nı ablukada tutan Venedik donanması üzerine yürüdü. Venediklilerin esas donanması uzakta olup Osmanlı donanması beklenmiyordu. Osmanlı donanması, Değirmenlik-Adası açıklarında bekleyen esas Venedik donanması ile de karşılaştı. İki taraf da kesin bir saldırıdan kaçındı. Murad Paşa, esir aldığı altı gemi ve 500 esirle 1 Kasım 1654'te İstanbul'a döndü. Ertesi yıl, 1655'te Venedik donanması Egina Adası'nı işgal ettikten sonra kaleyi yıkıp çekildi. Amiral Morosini bundan cesaret alarak 27 kalyon, 24 kadırga, sekiz mavna ve yedi Malta kadırgasıyla Çanakkale Boğazı'na girdi, sonra Ege'den Girit'e yardım götüren bir Osmanlı filosunu dur-durmak için Boğaz'dan ayrılıp Benefşe Adası civarına gitti. O zaman kapudân-i derya 50 kadırga, sekiz mavna, 40 kalyon ve 30 yardımcı gemiden oluşan büyük donanmayla Çanak-kale karşısında bırakılan Venedik filosunu yarıp Girit'e yöneldi. Midilli önünde Morosini'nin donanmasını püskürtüp yoluna devam etti. Boğaz'ı kapamaya çalışan Venedik donanması amirali Delfino yetersiz kuvvetleriyle saldırdı, deniz muharebesi Venedik için bozgunla sonuçlandı. Venedik, en büyük gemilerini ateşe verilerek veya batırılarak kaybetmenin yanı sıra, 3000 ölü vermişti. Osmanlı kayıpları da ağırdı. Bununla beraber Murad Paşa ablukayı yarmıştı. Divân'a arkası arkasına gelen haberlere göre, 1656 yılında Venedik Avrupa devletlerinden yardım
Sayfa 326 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Saat 15:45
Şimdi havaalanındayım. Karşımdaki masada küçük bir çocuk. Daha yürüyemiyor. Genç kadın onu kucağına alıyor. Gülümsüyor. Kadın gülümseyince o da gülümsüyor. Onu kendine bastırıyor. Öpüyor. Dünyanın en kolay şeyi. Bunu yapmak niye bu kadar zor?
Sayfa 35·Kitabı okuyor
Zannedildiğinin aksine kendilerine hiçbir zaman, "Biz Yedi Güzel Adamız" dememişlerdir. Cahit Zarifoğlu, altı bölümden oluşan şiirine "Yedi Güzel Adam" ismini koyarak bu ismi Türk edebiyatına katmış olur. Bu şiirde yedi güzel adamdan birisi kan görür, birisi aşk, biri yar, biri bela, biri dağ, biri de sofra görür. Şiir altı bölümdür ama gizli bir son bölümü de vardır aslında; en sonuncusu ise diğerlerini görür. Her bir kelimede ayrı bir anlam yüklü olsa da, tıpkı kuşların geçtiği vadiler gibi hepsinin farklı bir amacı olsa da, güzel insan tanımı Nuri Pakdil'e göre "Ülküsel konumunu algılayan her insan güzel insandır. Güzel insanlar da ülkülerini ülkelerinde yaşatmak için yaşarlar." Bundandır isimlerinin, kim olduklarının bir önemi yoktur. Onlar yedi kişi değillerdir, bir sayıları da yoktur. Çünkü okurlarıyla birlikte sayıları sonsuza dek artmaya devam edecektir.
Yedi Güzel Adam edebiyatının da bir derdi vardır. Kalemi kendi toprağına batırır, kendi inancına, kendi kültürüne, insana, tabiata, psikolojiye ve insanın içindeki acıya. Oysa edebiyatla bir ideolojiyi anlatmak sanıldığı kadar kolay değildir. Okur, her an kendini ayrıştırılmış hissedebilir. Yedi Güzel Adam ise okurunu bütünler, ağacı altında toplar. İnsan olmanın verdiği acının parantezine alır herkesi. Acıyı bölüşen bir edebiyattır o.
Simurg efsanesini bilir misiniz? Kaf Dağı'ndaki padişahları Simurg'u aramak için yola çıkan tüm kâinat kuşlarının yedi dipsiz vadi geçip sadece otuz kuş kalarak Kaf Dağı'na ulaşmalarını ve orada suyun üzerinde kendi yansımalarıyla karşılaşmalarını anlatan hikâyedir. Simurg zaten Farsçada "otuz kuş" demektir ve zorlu yolların eziyetini aşanlar, o yolun sonunda kendi yansımalarını göreceklerdir. Simurg, yolu aşanların ta kendisidir. Kuşların aştıkları bu yedi tepenin ismi sırasıyla "İstek, aşk, ustalık, kanaatkârlık, yalnızlık, şaşkınlık ve yokluk"tur. Bunlar sadece bir tepe ismi değil, aynı zamanda tasavvuftaki yedi mertebeyi temsil eden isimlerdir. İşte tıpkı kuşların çıktığı bu yolculuk gibidir Yedi Güzel Adam'ın edebiyatı. Bundandır belki Cahit Zarifoğlu da altı bölümden oluşan şiirinin her bölümünde farklı bir öğeyi işleyip atıvermiştir şiire başlığı: Yedi Güzel Adam. Yedi, bir bütündür. Yediyi ikiye tam bölemezsiniz, üçe veya dörde de. Onu ancak kendine bölebilirsiniz ve çıkan sonuç "bir" olur. Bu sebeptendir ki Yedi Güzel Adam'ın edebiyatı da bölmeden bir bütün olarak ele alınmalıdır. Hepsi birbirinin içine karışmış, hepsi birbirini temsil eden, hepsinde birbirinden bir parça bulan, tek başına hepsi biricik ama bir araya geldiğinde tıpkı o yedi vadi gibi okurunu kendine, aynaya götüren bir bütün.