Parelel Evrende Okşan Büyük
Adı Kehba Comming. Adını ve adresini benim için orada duran koyu sarı renkte bir kağıda yazıyor: "Kehba Comming, 472 west 51st street, apartment BN."
Sayfa 19
Ebubekir zehirlenerek ölüm döşeğine yattığında güya pişman­lığını itiraf ediyor. Abdurrahman b. Avf onu ziyarete geldiğinde onun iyiliklerinden söz ederken Ebubekir ona şunları söylüyor: "Hayatımda yaptığım üç şey için keşke yapmasaydım; hayatımda yapmadığım üç şeyi de keşke yapsaydım diyorum. Yaptığıma piş­man olduğum şeylerden biri, keşke Fatma'ya yaptıklarımı yapma­saydım. Bir de, ateşte yakmak suretiyle işkenceyle öldürdüğüm Fücae Sülemi 'yi (Eyas b. Abdi Yali!) keşke ya serbest bıraksay­dım, ya da normal bir şekilde öldürseydim. Üçüncüsü de Hz. Mu­hammed 'den sonra halifelik tartışmaları olduğu vakit (Sakife Be­ni Saide' olayını kastediyor) keşke ben halifeliği Ömer'le Ebu Ubeyde'den birine bırakıp kendim vezir/bakan olsaydım." Yapmadığına pişman olduğu üç olayı şöyle açıklıyor: "Keşke Hz. Muhammed hayatta iken, senden sonra kim halife olacak di­ye sormuş olsaydım. O zaman bu kadar sıkıntı da çekilmezdi. Bir de bana Eş'as b. Kays'ı getirdiklerinde keşke onu öldürsey­dim. Üçüncüsü de, keşke ben Halit b. Velid'i Şam tarafına gön­derdiğim zaman Ömer'i de Irak taraflarına göndermiş olsaydım. Böylece iki elim özgür olurdu, istediğimi yapabilirdim." Tüyler ürpertici açıklamalar: Pişman olduğu olayların önem­ li bir kısmı cinayetler. Ebubekir'in yukarıdaki açıklaması, nerdeyse konuyu işleyen İslami kaynakların çoğunda var. Hep vurguluyorum: Bilinme­yenlere dokunduğum zaman kimilerine zor gelebilir. Onun için şüphe kalmasın diye İslami kesimce sağlam-güvenilir sayılan kaynaklardan bolca doküman eklerim. Tıpkı Ebubekir'in az ön­ceki açıklaması hakkında gösterdiğim gibi. (165) 165. a- Taberi Tarihi. 3/430-3 1 . b- İbni Hacer Askalani, Lisan-ül Mizan, no: 5293, Ulvan b. Davud Beceli kıs- mında, 5/472. c- Hindi, Kenz'ül Umma!, no: 141 1 3- cilt 5/63 1 . d- Muhibbüddin
Sayfa 121 - Berfin·Kitabı okudu
Araştırma - İnceleme& Din
Reklam
İzmir 15 Mayıs 1919'da 12 bin kişilik bir Yunan kuvveti tarafından işgal edilmişti. 15 Mayıs 1920'de Yunan askerlerinin sayısı 94 bin 311'e yükseldi. Bu sayının 3 bin 248'i subay, 91 bin 63'ü erdi. Aynı tarihte Türkiye'de İngilizler'in 38 bin, Fransızlar'ın 59 bin, İtalyanlar'ın 17 bin askerleri vardı. Bu kuvvetler hem yüksek moral gücüne sahiptiler, hem de modern silâhlara. İngilizler'in, İtalyanlar'ın, Yunanlılar'ın olduğu gibi Fransızlar'ın da tankları, uçakları ve kamyonları vardı. 1920 Mart ayı itibariyle İngilizler sınırlarımızdan içeri 112 top sokmuşlardı. Aynı tarihte Fransızlar'ın 55 topu, 25 tankı, 39 uçağı vardı. Diğer düşman ordularının yaptığı gibi Yunanlılar Türkiye'ye çoğu kamyon olmak üzere 937 otomobil sokmuşlardı. Bu kuvvetli düşman birliklerinden başka Güney'de 10 bin silahlı Ermeni, Kuzey'de 25 bin Pontus Rum çetesi vardı. Batı Anadolu'da da Rum ve Ermeni çeteleri faaliyet hâlinde idiler. Bazı Rum çeteleri, adalardan gelip Yunan askerlerinin himayesi altında köyleri, kasabaları talan edip dönüyorlardı. İçişleri Bakanı Fethi Okyar, Meclis'te 180-200 kadar Rum çetesi olduğunu, İngilizler'in Türkleri öldürmeye programlanmış bu çetelere 10 bin silâh dağıttığını açıklamıştı. Kuzey'de İngilizler'in ve Yunanlılar'ın silâh dağıttığı Rum çeteleri ve Güney'de âsi Kürt aşiretleriyle mücadele eden Merkez Ordusu'nun toplam mevcudu 6 bin 700 kişiden ibaretti! Ciddiye alınacak yegâne güç, Kâzım Karabekir'in 15. Kolordusu idi. Onun asker sayısı da ancak 17 bin 860 kişiye ulaşabiliyordu. 9-11 Ocak 1921'de cereyan eden 1. İnönü Savaşı'nda Türk Ordusu saflarında 8 bin 500 er, 417 subay vardı. Bu kuvvet 15 bin 816 kişilik Yunan Ordusu ile çarpıştı. Yunan Ordusu'ndaki subay sayısı 472 idi. İki ordunun kuvvetini sıralarsak karşımıza şöyle bir tablo çıkacaktır. Türk
Sayfa 445 - Bilgeoğuz Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Bu yenilgi, Yunanlılar için gerçekten Mısıroğlu ile Dilipak'ın iddia ettiği gibi, 'Yunanlılar denize menize dökülmeden, geldikler gibi gittiler' ise, niye bütün Yunanlılar bu olayı, yenilgi olarak değil de 'felaket' diye anıyorlar? Yoksa Yunanlılar da mi Kemalist? Bazı alıntılar: "Dünya üzerinde istila orduları, Yunanlıların uğradıkları büyük bozgun gibi yenilgiyle pek az karşılaşmışlardır." (General C.H.Sherill, Atatürk İçin Diyorlar ki, s.29) İngiltere'nin Atina Maslahatgüzarı Bentick'ten Lord Curzon'a: "[Yunan] Dışişleri Bakanı durumun pek vahim olduğunu söyledi." (1 Eylül 1922, Bilal N.Şimşir, Sakarya'dan İzmir'e, s.472) Ordu İrtibat Subayı Binbaşı Panayakos'un raporu: "Elde kalan birliklerin de iskeleti arka arkaya çözülmektedir... Açlık felaketi tamamlayacaktır..." (1 Eylül 1922, Y.L.Spyridonos, Harp ve Hürriyetler, s.265) İngiltere İzmir Başkonsolosu Harold Lamp'ten Lord Curzon'a: "Askeri durum ümitsiz hale geldi... Yunan ordusu tam kaçış halinde ve daha fazla direnişe muktedir görünmüyor..." (2 Eylül 1922, Bilal N.Şimşir, Sakarya'dan İzmir'e, s.474) Patrik Meletios'tan Venizelos'a: "Anadolu'daki Helenizm, Yunan devleti ve tüm Yunan ulusu, hiçbir kuvvetin kurtaramayacağı bir cehenneme düşmek üzeredir." (7 Eylül 1922, M.L.Smith, Anadolu Üzerindeki Göz, s.311) "Yunan ordusu kin dolu ve paniğe kapılmış bir 'güruh' haline geliverdi... Bazı birlikler Türklere karşı koymayı denedilerse de, çoğunlukla panik, mantığa üstün geldi ve denize doğru kaçışta, ardı sıra terk edilmiş yüzlerce top, cephane, binlerce tüfek ve araç-gereç bırakarak sürdü gitti. Bozgunun son bölümünde Yunanlıların kaçışı o kadar hızlanmıştı ki, cesur Türk süvarileri, düşmanla temas kuramaz olmuştu..." (D.Walder, Çanakkale Olayı, s.206, 208) "...Yunan ordusunun nasıl parça parça olduğunu
Sayfa 555·Kitabı okudu
"Kendilerine Kitap'tan pay (ilim) verilen kimseleri görmedin mi? Onlar cibte ve tağuta iman ediyorlar ve kâfirler için: 'Bunlar, müminlerden daha doğru bir yol üzeredir. diyorlar." (4/Nisâ, 51; İbni Abbas (ra) ayeti: "Cibt, taptıkları putlardır. Tağut ise putların önünde duran, putlar adına konuşan, toplumu yönetenlerdir." diye tefsir etmiştir. (bk. Tefsiru ibni Ebi Hatim, 3/975, 5446-5451 No.lu rivayetler) İbni Kuteybe (th), İbni Cerir Et-Taberi (rh) ve dil âlimlerinden Zeccac (th): "Allah dışında yüceltilen ve ibadet edilen her şey cibt ve tağuttur." demişlerdir. (bk. Tefsiru't Taberi, 8/465, Nisa Suresi, 51. ayetin Tefsiri; Zâdu'l Mesir, 1/420, Nisâ Suresi 51. ayetin tefsiri)) Ayet; Ehl-i Kitab'ın âlimleri, siyasi ve dini kanaat önderleri hakkında inmiştir. Onlar Mekke müşriklerine gidip Muhammed'e (sav) karşı savaşmalarını, kendilerinin de bu savaşta onlara yardımcı olacağını söylemiş ve üzerinde oldukları yolun müminlerin yolundan daha doğru olduğunu garanti etmişlerdir. (bk. Mevsûatu't Tefsiri'l Me'sûr, 6/472-477, 18597-18611 No.lu rivayetler) Bu ayet kötü alimin iki önemli vasfını ifşa eder. Kötü alim, tağutun safında yer alır. Hakimiyeti kendinde gören, insanları mutlak itaate/kulluğa davet eden, siyasi/askeri otoritenin, azgınlığın yanında durur. Bu tavır, zorunlu olarak onun ikinci özelliğini açığa çıkarır: Küfür/şirk ehlinin yolunu müminlerin yoluna tercih eder. Haliyle mümin, kötü alimi tanımak istiyorsa onun durduğu yere bakmalı; kimin yanında, kimin kurumlarında, kimin safında olduğunu görmeye çalışmalıdır. Sözleri, yazıları ve çalışmaları kime hizmet ediyor? Kimin karartısını çoğaltıyor, kimin değirmenine su taşıyor? Ve en önemlisi kimi/neyi meşrulaştırıyor: Allah'ı, Resül'ünü ve müminleri mi; tağutu, cibti ve şirk ehlini mi? Ona kulak verenler
Sayfa 55·Kitabı okudu
1481'den 1808'e dek yalnızca İspanya'da kutsal engizisyon tam… 32.472 kişiyi dine dair soruları nedeniyle hem de İsa Mesih adına diri diri yaktı. (Hollanda, Fransa, İtalya ya da Hindistan'dakileri saymıyoruz bile). "352.732 kişi işe hapse ya da kürece mahkûm edildi…"
Sayfa 136 - Yordam Kitap·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
Reklam
Reklam