Atatürk'ün Gözünden Yaralanması
16-17 Ocak 1912 tarihindeki baskında Mustafa Kemal, askerlik mesleğinin acı yanıyla yüzleşti ve çatışma sırasında gözünden yaralandı. Buna bağlı olarak uzun süreli bir tedaviye ihtiyaç duyacağına şüphe yoktu; ancak cepheden ayrılmayı bir an olsun aklindan geçirmemiş, Hilal-i Ahmer çadırında tedavisinin yapılmasını istemişti, ilk görev yeri olan Şam’da çöl tozundan kaynaklı bir göz rahatsızlığı daha geçirmişti. Mustafa Kemal’in gözü kanlanırken adeta hiçbir şeyi goremiyordu. Yaşadığı ıstırap nedeniyle vazifesini yapamaz haldeydi. Fakat savaş bir grup subayın organize ettiği bir direnişten cephe havasına evriliyordu. Bunun İçin Enver ve Mustafa Kemal’in aldıkları sorumluluk da giderek artıyordu. 3 Mart 1912 günü tüm cephe hatunda genel bir muharebe yaşandı. Muharebe gece saatlerine kadar devam ettiğinden Mustafa Kemal tedavisi İçin geri dönememiş ve rahatsız olan gözü soğuğa maruz kalmıştı. Buna bağlı olarak 4 Marr’ta hastalığı daha da arttı. 15 gün kadar yatağa mahkum olduğu gibi gözlerini açamıyordu. önce sol gözü biraz açılmış müteakiben diğer gözü de görmeye başlamıştı. Doktorlar tedavisi İçin Mısır’a gitmesinde ısrar etmelerine rağmen bunu kabul etmedi. Artık iyi goremiyordu ancak doktorlar zaman içerisinde gözlerinin açılacağını söylüyorlardı. Mustafa Kemal, Trablusgarp’taki ilk ciddi taarruzunda gönüllüferi sevk ve idare etmenin zorluklarıyla yüzleşmiştî. Bu tarihten sonra teşkilatlanmaya ayn bir önem veren Mustafa Kemal, Bingazi ve Havalisi Umum Komutam Enver Bey tarafından 5 Mart 1912de Derne Komutanlığı görevine tayin edildi..
Sayfa 365 - Kronik
Tarih
Mürselât Suresi
Rahman Rahim Allah'ın Adıyla 1. Yemin olsun, o art arda gönderilenlere/meleklere/rüzgârlara/vahyin bölümlerine/kalplere inen doğuşlara, 2. Esip de büküp devirenlere, 3. Dağıtıp yayanlara/diriltip harekete getirenlere, 4. Fırka fırka ayıranlara, 5. Öğüt ulaştıranlara/Kur'an'ı ulaştıranlara, 6. Özür yahut uyarı İçin, 7. Ki, size duyurulmuş olan, mutlaka gerçekleşecektir. 8. Yıldızlar silinip süpürüldüğünde, 9. Gök yarıldığında, 10. Dağlar un ufak edilip savrulduğunda, 11. Resuller vakte bağlandığında, 12. Hangi gün için vakte bağlandılar? 13. Ayrım ve hüküm günü için. 14. Ayrım ve hüküm gününü sana bildiren nedir?
Sayfa 49 - Yeni Boyut Yayınevi·Kitabı okuyor
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
18 yaşında bir çocuk teslim oldu bize, Başkale'den Zaho'ya 21 günde yayan gitmiş. Askerlik yoklamasına giderken teröristler çocuğu kaçırmışlar. Sabahın 5'inde bize geldi, teslim oldu. Babası Van Başkale'de korucubaşı, yedi amcası var, hepsi de korucu. Koskoca Başkale'nin Korucubaşının oğlu, nasıl terörist olsun? Benim oranın halkından bir arkadaşım var, halası terörist. Onun yalancısıyım, bir çocukla bunlar 17-18 yaşına kadar beraber büyümüşler, benim tanıdığım askerliğini bitirmiş, korucu olmuş, öteki de 14-15 yaşında terörist olmuş. Korucu ile arkadaşı silahlarını birbirlerine doğrultmuşlar, ateş etmemişler. Biri bir yana gitmiş, biri öbür yana. Zavallı insanlar, adamın beş amcası var, üçü korucu ikisi terörist..
Sayfa 242 - Metis Yayınları·Kitabı okudu
Anı
"Evliydim... İki de 4 ve 6 yaşında evladım vardı. Kocam memurdu. İçmeden yapamıyordu. O, 38 yaşındaydı... Ben, ondan 10 yaş küçüğüm, 28'indeydim. Evde, mecburdum dul anneme de bakmaya... Çaresizdi, hâlsizdi. Kısaca yardıma muhtaçtı. İçkili kocam ikide bir, "atsana bu cadalozu, suratını gördüm mü çileden çıkıyorum" diyordu... Biraz karşı geldim mi, sille tokat veryansın, iki çocuğumun önünde, annemin önünde bana meydan dayağı atıyordu. Anneciğim de, yavrularım da, o kocam olacak rezil adam beni döverken ağlıyorlar, çırpınıyorlardı. Sonunda isyan ettim ve annemle anlaşıp evi terkettim... Haftası içinde ayyaş kocam da sır olmuş evden; çocuklarını da yüzüstü bırakıp yoklara karışmış. Ne yapabilirdim?.. Çalmadığım kapı kalmadı, ama cevap aynıydı: İş yok!.. Ve mecburen, gecelerin kadını oldum. Evi de boşaltıp başka bir eve taşındık... Gecekondu bir ev bu ama, komşu dedikodusundan uzak. Pis bir hayat sürüyorum, farkındayım ama, hergün dayak yemekten uzağım şimdi; tesellim işte bu... Gece kazancım, evime ve yavrularıma yetiyor. Kahroluyorum onları severken, yaşadığım, mecbur edildiğim hayata. Bugün İstanbul, benim gibi binlerce, çaresizlikten gece hayatı yaşayan kadınlarla dolup taşıyor. İçimizde 17 yaşında olan da var, 40 yaşında olan da... Aklınıza gelebilecek her köşe bucakta varız maalesef. Ben lise mezunuyum. İstanbul'un fuhuş yuvaları içinde adeta doktora yaptım... Kahroluyorum ama, evde iki yavrum ve annemin geçimleri, benim bu çirkin hayatımın sürüp gitmesine sebep oluyor. Söyleyin, nasıl kurtulayım bu bataktan?.. Sayın Başbakanımız bir kadındır, erkeklere nazaran daha içli düşünür... Bizleri, gece hayatına çaresizlikten atılanları başka kim kurtarır; düşünemiyoruz bile. "Çaresizim" diyerek bu girdapta ömür törpülüyoruz, hiçbir el uzanmıyor bizlere!.. **Sayın
Sayfa 336 - Ağustos 1994, Vâridât: Tahsin Bey’e Mektup
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu
Anneme Cicoz
1 yıllar yıllar önceydi akşamlar gaz lambasıydı ışık sarı bir sessizlik . ben ödev defteriydim annem hem silgi hem kalem 2 bir zamanlar kar pencereye vururken . üşüyen ellerimi değil ellerimin içindeki çocuğu ısıtırdı annem 3 yıllar önceydi boyum kapı pervazında çentik çentik yükselirken ev aynı evdi . büyüyen ben küçülen annem 4 o zamanlar sokak akşama kalırdı ben oyuna
Güne Cicozlar
1 ayna yoruldu her gün yabancı yüzler taşımaktan içindeki sır dökülüyor şimdi bakan kendini görüyor ayna ise sadece yokluğu 2 toprak uyandı üstünde yürüyen ayakların yüküyle bizi taşıdığını sanıyoruz oysa o bizi sabırla biriktiriyor 3 bir nar açıldı içinde dünya kadar kan biz meyveyi değil kırılmayı yiyoruz 4 kapı gıcırtısı evin yaşlandığını söylüyor duvarlar daha az dayanıklı insanlar gibi her şey eskimeyi öğreniyor 5 kapı çalındı