Puan vermedi·288 syf.··
2026 17. kitabı
İlk 50 sayfada aşırı sıkıldım, hikaye ilerlemeyecek gibi geldi. Diğer kitaplarında olaylar daha mı hızlı akıyordu yoksa bu kitaba başladığımda ben mi yorgundum anlamadım ama sonrasını tek solukta okuyup bitirdim. Bir isim hariç geri kalan hiçbir şey şaşırtmadı beni. Brooke un anne babasının neden öyle davrandığı da bariz belliydi aslında. Sonunda dediğim gibi beni ters köşe yapan bir isim oldu. Beğendiğim kitapların arasına eklendi.
MahkûmFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20242,705 okunma
Delirmeler Sarayı..:)
10/10
·632 syf.··
Beğendi
·
2026 97. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 15:55
Kitap, klasik bir roman okuma deneyiminden biraz daha farklı bir yerde. Okuru yalnızca bir hikâyenin içine çekmekle kalmıyor, aynı zamanda karakterlerin zihinsel karmaşasına da dahil eden bir eser olarak karşımıza çıkıyor. Sayfa sayısı fazla olmasına rağmen genel anlamda akıcı ilerleyen bir yapıya sahip. Özellikle ilk 50-100 sayfalık bölümde karakterlere ve anlatım tarzına alışmak biraz zaman alıyor. Bu süreçte okur zaman zaman zorlanabiliyor; ancak karakterlerin dünyasına girdikten sonra kitap çok daha rahat akan ve merak uyandıran bir hâle geliyor. Kitabın en dikkat çekici noktalarından biri, Selim ve İsmail karakterlerinin birbirinden ayrı iki insan mı, yoksa tek bir zihnin parçaları mı olduğu hissini sürekli vermesi. Bu durum esere oldukça farklı bir okuma deneyimi katıyor. Selim daha günlük hayatın içinde kalan, daha sıradan düşüncelere sahip bir öğrenci olarak karşımıza çıkarken; İsmail çok daha yoğun duygular yaşayan, zihnindeki karmaşayı dışa vuran ve okura bu karmaşayı hissettiren bir karakter olarak öne çıkıyor. Yazar burada yalnızca bir karakter hikâyesi anlatmıyor; insan zihninin kırılma noktalarını, düşüncelerin kontrolden çıkışını ve iç dünyadaki çatışmaları ele alıyor. Özellikle İsmail’in bölümlerinde kullanılan kopuk anlatım, anlamsızlaşan kelimeler ve sürekli devam eden zihinsel hareket hâli, okura bir delirme anını dışarıdan izletmek yerine onun içine sokuyor. Yazar, karmaşayı anlatmak yerine karmaşanın kendisini yaşatmayı tercih ediyor. Kitabın en güçlü taraflarından biri de kurgunun kendi sınırlarını sorgulaması. Karakterlerin kendi varlıklarını ve kurgu içerisindeki yerlerini sorgulamaları, eseri yalnızca bir roman olmaktan çıkarıp daha farklı bir noktaya taşıyor. Bununla birlikte kitabın en zorlayıcı tarafı da yine bu anlatım biçimi.
Delirmeler SarayıGüray Süngü · Ketebe Yayınevi · 202587 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Olağanüstü Bir Hayat
8/10
·472 syf.··
Beğendi
·
2026 67. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 15:21
Yakın tarihimizde yaşadıklarımızı bir belgesel tadında 450 sayfalık bu kitapta yeniden hatırlamış oldum. Türk televizyonculuğunda bir marka bir duayen olan Sevgili Uğur Dündar'ın güç odaklarına asla eğilmediği çıkarcı menfaatçi Yolsuzluklara bulaşan başta siyasiler,çeteler olmak üzere bir çok suç örgütüne karşı verdiği cesurca korkusuzca mücadeleden izler var kitapta. O sadece halkın tarafsızca haber alma hakkını öne çıkarmış bunu 50 yıllık gazetecilik hayatında hep önemsemiş mesleğinin daima zirvesinde yerini koruyan bir efsanedir. Kitabın 450 sayfası okuru uzun yaşanmış gerçeklerle dolu heyacanlı bir yolculuğa çıkarıyor. Bizim gibi balık hafızalı toplumların bu tür kitapları sık sık okuması gerekir diye düşünüyorum. Evet ya bunları da yaşamıştık diye buruk bir iz bırakıyor geride... Uğur Dündar'ın hayatında maddiyatın hiç bir zaman önde olmadığını da. Gerek uhdesinde birlikte çalıştığı arkadaş ve dostlarına daim yardımcı olduğu, yine Mezun olduğü vefa lisesinde eğitim gören ihtiyaç sahibi öğrencilere kitaplarının telif gelirlerini burs verilmek üzere bağışladığı gibi kendine nevi şahsına yakışır davranışlarını da bu kitap vesilesi ile öğreniyorsunuz. Uzatmadan kitabın arka kapağında ki kendisi ile ilgili değerlendirmelerle bitirelim. Uğur Dündar sırf yayıncılara değil, Türkiye'de her bireye bir rehber, bir el kitabı gibidir. Bekir Coşkun Sevgili Uğur, sen Türkiye'de hırsızların ve üçkağıtçıların korkulu rüyası olmuş adamsın. Emin Çölaşan Bir gazeteciden daha fazladır. Bir kamuoyu lideridir, "anchorman"dir. Emre Kongar Uğur Dündar'ı, özellikle şu karanlık dönemdeki kamusal işleviyle bir deniz fenerine benzetiyorum. Yol gösteriyor, ümit ve cesaret veriyor. Haluk Şahin Medyanın pisliğe, rezilliğe, çıkarcılığa bulaşıp tam anlamında yozlaştığı bir dönemde
Olağanüstü Bir HayatGökmen Ulu · Sia Kitap · 201945 okunma
ne kitaptı ama..
7/10
·114 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 11:58
Bu kitap hakkında çok fazla şey söylemek geliyor içimden.İlk 50 sayfayı okuyunca çok sıkılmıştım,çok fazla detay vardı,akmıyordu bir türlü.Beklentim farklıydı öncelikle,iyi mi kötü mü bilmiyorum.Ama yüzleşme anı geldiğinde generalin içini döktüğü kısımlar daha heyecanlıydı,daha akıcıydı. •İlk başta Konrad'a hakk veriyordum,sırf müziğe ilgi duyuyor diye dışlanıyormuş gibi hissetmiştim,onunla daha fazla empati kurmuştum. •Generalin konuştuğu kısımlar geldiğinde detayların bir anlamı varmış.Generalin bazı dediklerine katıldım,bazılarına katılmadım,bazıları çok düşündürdü. •Mesela soruların cevapları bazen kelimelerle değil de hayatla da verilebiliyormuş.Bazı dostluklar göründüğü kadar masum değilmiş.Eğer aralarında gerçek bir dostluk olmasaydı, Konrad'ın öldürmek isterken yaşadığı tereddütü, ardından kaçışını ve 41 yıl sonra geri dönüşünü anlamlandırmak mümkün olmazdı.Çünki bence de dost olmayan biri gözünü bile kırpmadan öldürür,öldüremese de kaçmazdı.Arkadaşı olarak gördüğü kişi umrunda bile olmazdı çünki. •Hayatın anlamı üzerine;yaşlandığında veya olayların üzerinden uzun zaman geçince soruların cevapları,intikam almak,aldatılmış olmak bile o kadar önemsiz oluyor ki,hiç bir anlamı kalmıyor yani. •Veya insanların "başka türlü" olması o kadar kabul edilebilir bir şey ki(karakterlerden birinin yaratıcı, diğerinin öldürücü olması gibi).Yani sırf bu insani özellikler,hayattan aldıkları zevkler,hayat amaçları farklı diye yargılanması saçma olur,ki insanlar ne kadar çabalasalar da,değiştiremeyecekleri şeyler var.Uyumluymuş gibi rol yapmak ne zamana kadar sürdürülebilir ki? •Genel olarak bana çok şey kattı,bu kadar detay olmasaydı da iyi olurdu yine de,200 sayfalık bir kitap okumuş gibi hissediyorum bu yüzden.Bu
Mumlar Sonuna Kadar YanarSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20246,7bin okunma
1/10
·152 syf.··
2026 21. kitabı
Okumayı öğrendiği günden beri okuyan biri olarak müsaadenizle edebiyattan bir miktar anladığımı dile getirmek istiyorum. Bu fikrime dayanarak ise bu kitapta edebi bir yön bulunmadığını, niçin popüler olduğunu anlamadığımı, 15 yaşında bir ergenin günlüğünden fırlamış gibi cümleler bir araya getirilerek bir kitap oluşturulmaya çalışıldığnı kitaba dair analizim olarak aktarmak isterim. Kitabın 3'te 2'si boştu zaten, 141 sayfa ama 40-50 sayfa kadar yazı vardı. Kağıt israfının boyutunu siz düşünün. Kısaca benim için yalnızca zaman kaybıydı.
Beyaz KitapHan Kang · April Yayıncılık · 20242,062 okunma
Puan vermedi·88 syf.·
2026 16. kitabı
Kör Baykuş’un kapağını nihayet kapattığımda zihnimde uyanan ilk his, bir kitaptan ziyade ağır bir kâbusun içinden uyandığım hissi oldu. Sadık Hidayet bize nesnel, dışsal bir dünya sunmuyor; onun yerine bir insanın kendi zihninin kuytularında kayboluşunu, o sancılı bilincin kendi kendini bir cüzzam gibi yiyip bitirişini satır satır yaşatıyor. Kitap boyunca kendime sorduğum o can alıcı sorunun izini sürerek bu incelemeyi kalabalık eleştirilerden uzak, tamamen bir okur gözüyle kağıda dökmek istedim: Hepimiz günün birinde, içimizde kaçtığımız o kambur ihtiyara dönüşür müyüz? ​Roman, doğrusal bir zaman ve mekan algısını tamamen yıkarak bizi afyon dumanının, sanrıların ve tekinsiz sembollerin hüküm sürdüğü bir ilk yarıyla karşılıyor. Kalemdanlar üzerine hep aynı resmi çizen o yalnız, hayata yabancılaşmış ressamın dünyası, aslında hepimizin içindeki o saf, idealist ve dünyaya estetik bir iz bırakmak isteyen naif tarafı temsil ediyor. Resimdeki o esrarengiz kadına duyulan kutsal ama yıkıcı saplantı, ulaşılamayan o "saf güzellik" idealiyle ilk hırpalandığımız an. Fakat yazar daha ilk 50 sayfada bizi o ağır şokla baş başa bırakıyor: Esrarengiz kadının ölümü, cesedin parçalanması ve eve dönüldüğünde aynada beliren o nefretlik "kambur ihtiyar" yüzü. ​İkinci bölümde anlatıcının çocukluğuna, karısı "Lakka" ile olan o sancılı ve nefret dolu evliliğine geçtiğimizde, ilk yarıdaki sanrıların hayattaki karşılıklarını bulmaya başlıyoruz. Buradaki aldatılma hikayesi, bana kalırsa dış dünyada gerçekten yaşanmış bir ihanetten çok daha derin bir anlam taşıyor. Karısının onu reddetmesi ve aşağılaması karşısında anlatıcının yaşadığı cinsel ve ruhsal iktidarsızlık, onu ağır bir deliliğe sürüklüyor. Karısını bir fahişe olarak damgalaması ve etraftaki tüm kaba, hoyrat, parası olan "dünya
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,7bin okunma