Ebû Mûsâ el-Eş‘arî radıyallahu anh kurban kesme günü yaptığı hutbede şöyle dedi: “Bu gün, Hacc-ı Ekber günüdür. Bundan sonraki üç gün ise Aziz ve Celîl olan Allah’ın: ‘sayılı günler’ (الأيام المعدودات) diye zikrettiği günlerdir. Bu günlerde yapılan dua geri çevrilmez. Öyleyse rağbetlerinizi, isteklerinizi Allah’a yükseltin.” | Ebû Bekir el-Firyâbî, Ahkâmu’l-‘Îdeyn 140 Bu günlerde nasıl dua etmeliyiz? Selefimiz, teşrik günlerinde şu duayı yapmayı müstehap görmüştür: ﴿رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ﴾ “Rabbimiz! Bize dünyada da güzellik ver, ahirette de güzellik ver ve bizi ateş azabından koru.” İkrime şöyle demiştir: “Teşrik günlerinde şu duanın söylenmesi müstehap görülürdü: ‘Rabbimiz! Bize dünyada da güzellik ver, ahirette de güzellik ver ve bizi ateş azabından koru.’” Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bu duayı çokça yapardı. Hatta rivayet edildiğine göre bu, onun en çok yaptığı dualardandı. Bir dua ettiğinde de bunu o duaya eklerdi. Çünkü bu dua, dünya ve ahiret hayrını bir araya getirmektedir. | Letâifu’l-Me‘ârif (1/505)
Din
Kitabımda Abdülhamid'in (polisiye roman) merakından söz etmeyi planladım ve araştırmalara başladım. İlginç bilgiler buldum. Hilmi Çığıraçan'dan söz ederken kendisinden bahsettiğim Osman Nuri Bey kitabında, Abdülhamid'in sarayda kurduğu tercüme bürosunda 6.000 polisiye roman çevirttiğini yazıyordu. Hüseyin Cahit Yalçın anılarında çok pahalı olan Fransızca Larousse Ansiklopedisi'ni alabilmek için dönemin ünlü kitapçısı Karabet'in önerisiyle Abdülhamid için polisiye romanlar çevirdiğini anlatıyordu. Osman Nuri Bey'in 6.000 roman çevirttiği bilgisi bana çok abartılı geldi ve o dönem İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'nde bulunan Abdülhamid'in kütüphanesinde inceleme yapmak istedim. Kütüphaneye gittim ve isteğimi ilgili memura söyledim. Efendi bir kişi olan memur, bunun için kütüphanenin bağlı olduğu profesör hanımdan izin almamız gerektiğini söyledi ve beni hanımın huzuruna çıkardı. Profesör Hanım asık bir suratla bana ne istediğimi sordu. Anlattım, yine asık suratla bana: - O mel'un adamdan başka inceleyecek kimse bulamadınız mı, dedi. Kafam attı, sinirle yanıt verdim: - Sorumlusu olduğunuz kütüphane onun kütüphanesi, sizin dediğiniz gibi farz-ı muhal mel'un olsa da, mel'un kişiler incelenemez mi? Örneğin Hitler hakkında tonla inceleme var! Hanım bana aynı sertlikle yanıt verdi: - Size izin vermiyorum, beni istediğiniz yere şikayet edin, deyip eliyle kapıyı gösterdi: - Buyrun! Beni huzura çıkaran görevliyle dışarı çıktık. Görevli bana döndü: - İki ay sonra emekli olacak, ondan çok sinirli, hepimizi kırıp geçiriyor. Siz en iyisi iki ay sonra gelin. Yerine geçecek profesör çok anlayışlıdır, ondan kolaylıkla izin alırsınız. *** İki ay sonra yine kütüphaneye gittim ama bu kez yanımda cumartesi yararımdan o zaman doçent olan Mehmet Ö. Alkan vardı. Bana
Anı-Hatırat
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Gazâli (v. 505/1111), Râzî (v. 606/1210) ve Âmidi (v. 631/1233) gibi kelâmcılar ise keşf ve ilhamla kesin bilgilerin elde edilebileceğini kabul ederler.Ancak keşf ve ilhamın kesin bilgiler verebilmesi ve vehimden arınabilmesi için nasla desteklenmesi zorunludur. Keşf ve ilham bir bakıma icti-hada benzer. Nasıl ki ictihad sadece sahibini bağlarsa keşf ve ilham da genel geçer bir hüküm ifade etmeyip sahibini bağlar ve zan ifade eder.
Türkiye deprem riskini ileri sürerek tarihi bir karar aldı ve "Kentsel Dönüşüm" adı altında 1999 depremi öncesi yönetmeliklerine göre yapılan 15 milyon konutun elden geçirilmesini ve belki de yıkılmasını projelendirdi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın açıklamalarına göre dönüşüme acil bölgelerden başlanacak ve tüm kentlerin meydanlarından, ulaşımına, altyapısına ve tretuvarlarına varıncaya kadar elden geçirilmesi gerekecek. Bu yıkım nedeniyle Türkiye'nin eline bir fırsat geçtiği de söylenmelidir. Madem deprem riski nedeniyle kentler yıkılacaktır, deprem riski altındaki İstanbul gibi bir kenti Yunanistan'ın nüfusundan daha fazla bir nüfus barındırmak için yeniden tanzime gerek yok. Depremle sarsılacağını bildiğiniz bir kenti belki de mevcut nüfusundan daha yoğun bir ekümenopolis haline getirmenin anlamı yok. Anadolu'ya on beş-yirmi şehir kurmak ve coğrafyayı tarıma dayalı bir üretim politikası ile de değerlendirmek mümkün görülmelidir. Şimdi bazı sayılar vererek deprem korkutması ile gündeme gelen kentsel dönüşüm projesinin hesabının yanlışlığına işaret etmek istiyoruz. Bilindiği üzere 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi'nde resmi raporlara göre, 17.480 ölüm, 23.781 yaralı olmuş, 505 kişi sakat kalmıştır. Hasar gören konut sayısı 285.211, işyeri sayısı ise 42.902 kadardır. Resmi olmayan bilgilere göre ise ölü-yaralı sayısı önceki verilerin iki katıdır ve yaklaşık 600.000 kişiyi evsiz bırakmıştır. 12 Kasım 1999 Düzce Depremi'nde de resmi açıklamalara göre ölü sayısı 845, yaralı sayısı 4948. Depremde hasar gören bina sayısı 3395, ağır hasarlı ev sayısı 12939, iş yeri sayısı ise 2450'dir. Ilkay Südaş'in 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi nedeniyle Gölcük'ün nüfus yapısı ile ilgili yaptığı araştırmada şu ifade edilmiştir: "İlçe sınırları içinde nüfusun daha çok kıyı şeridinde
Sayfa 235 - MGV Yayınları·Kitabı okuyor
Sultan Alparslan 455 yılında Selçuklu tahtına geçtiğinde "Nizâmülmülk" ismiyle bilinen Hasan b. Ali b. İshak et-Tûsiye (ö.485/1092) İsmailî tehditle askerî ve siyasî açıdan mücadele etme emri verir. Nizamülmülk, Selçuklu Devleti sınırları içerisinde propaganda faaliyetlerini yürüten Şiî İsmailîleri engellemek için Nizamiye Medreselerini (459/1067) inşa ettirir. Bu dönem aynı zamanda Nizâmiye ile el-Ezher Medreselerinin karşılıklı mücadele dönemidir. Nizâmiye Medreselerinde Şii yayılmacılığına karşı duracak Ehl-i sünnet âlimleri ve davetçileri yetişirken Mısır'daki el-Ezher Medresesinde ise İsmailî mezhebini yaymak için yetiştirilen propagandacılar eğitim görür. Bu dönem İmam Gazzâli (ö. 505/1111) gibi âlimlerin Şii propagandacılara karşı ilmi mücadele dönemidir.
Sayfa 419 - Sallabî, Selçuklular, 171-203.·Kitabı okudu
Din
… 6. Bu olay grameri, "rizomatik mantığın" programını takip eder (R 1976). "Bu-luğun ne başı vardır ne sonu, ne çıkış ne de varış noktası, o her zaman orta(m)dadır. Noktalardan oluşmaz, sadece çizgilerden oluşur. Bu-luk, rizomdur" (MP 1980, s. 321). Bu-luk, gerçekliğin tüm aşamaları için geçerli olduğuna göre, bu-luğun metodolojik önemini "son derece incelikli bir topoloji"yi, "sis" veya "pus" türünden (a.g.e., s. 321) bir topolojiyi gerektiren (a.g.e., s. 474), kısacası, “pürüzsüz” mekânlara ait olan -formlaştırmayla parsellenmiş “pürtüklü” mekândan farklı olarak ve "noktalara veya nesnelere değil, bu-luklara, ilişki kümelerine (rüzgârlar, karın veya kumun dalgalanışları [...])" yerleşmiş olan düzenlemelerde tespit etmek daha da kolaydır (a.g.e., s. 474). Bu-luğun bilimsel modeli, "ayrık"tır, hilomorfik şemayı temellendiren değişmezin yasal ve yasalcı modeli olan "benzer" değildir. Ayrık, "göçebebilimde maddeformlardan ziyade madde-kuvvetlere gönderme yapan unsurdur." "Madde ile formun bileşimiyle olmuş 'nesneden' değil de olaylardan veya bu-luklardan bireyleşmeler” yaratır. “Bulanık özler, bu-luklardan başka bir şey değildir” (a.g.e., s. 458). Çoklukların teorik ve pratik mantığı, durağan olmayan “değişkenlerle," "harekette," "çeşitlemelerde” bileşime girer. Bu çeşitlemeler, iki ana başlık altında toplanabilir: farklı düzenlere ait uzay-zamansal tekillikler ve bu-luklar [...] ile bu tekilliklere ve operasyonlara tekabül eden, farklı düzenlere ait etkileniş nitelikleri veya ifade özellikleri" (a.g.e., s. 505). Öyleyse bu-luk, ölçü değil ritim işidir - tabii, eğer ölçüden verili, “kodlanmış” bir formu, ritimdense "homojen bir uzay-zamanda değil hete rojen bloklarla işleyeni" ve "yön değiştireni" anlıyorsak. Tüm bu-luklar "bir ortamdan diğerine geçişte oluşur" (a.g.e.,
Sayfa 62·Kitabı okudu
Alıntı