Osmanlı'dan genç Türkiye Cumhuriyeti'ne kalan miras oldukça kötüdür. Türkiye'nin nüfusu 13 milyond. Okuma yazma oranı erkeklerde %7 kadınlarda binde 4, ülkede 72 ortaokul 23 lise vardı. Toplam ortaokul öğrenci sayısı 5905 lise öğrenci sayısı 1241. Ortaokullarda sadece 543 liselerde 230 kız öğrenci okuyor. Çocukların ancak dörtte biri okula gidebiliyor. Ülkede sadece bir üniversite var. Arapça Farsça ve Fransızca Türkçeyi istila etmiş. Nüfusun %80'i kırsalda önemli bir bölümü göçebe olarak yaşıyor 40.000 köyün 37.000'inde okul, yol, posta yok. 830 köy tümüyle 930 köy kısmen düşman tarafından yakılmış 40.000 köye karşılık diplomalı ebe sayısı 136 idi. Sadece 337 doktor 434 sağlık memuru 60 eczacı bulunuyordu. Eczacıların neredeyse tümü yabancı 150 ilçede doktor yoktu Doktor başına 30 bin kişi düşüyor. Trahomlu insan sayısı 3 milyondu; sıtma tifüs verem frengi tifo salgın durumdaydı. Evlerin %97'sinde tuvalet yok. Bit ciddi bir sorun. Bebek ölüm oranı %60'ın üzerinde. Kapitülasyonlar ülkenin belini bükmüş. Toplam sanayi kuruluşu 282. Bunların sadece %9'u devletin %85'i yabancıların ve azınlıkların. Elektrik yalnızca İstanbul İzmir gibi büyük kentlerde var. Mustafa Kemal Paşa'nın Cumhuriyet mucizesi, bu korkunç tabloyu çok değil 10 yılda tersine çevirecekti. Dünyanın hayran kalacağı bir başarı öyküsü yazılacaktı.
Sayfa 172·Kitabı okudu
Ortaçağı yaşıyoruz.
Cumhuriyetin devraldığı miras: 13 milyon nüfus, ilkel bir tarım, sıfıra yakın sanayi, madenlerin büyük çoğunluğu, limanlar ve var olan demiryolları yabancı şirketlerin yönetiminde. 153 ortaokul ve lise, sadece bir üniversite var. Halkın yalnız % 7'si okur-yazar, bu oran kadınlarda % 1 bile değil. Ortaokullarda 543, liselerde sadece 230 kız öğrenci okuyor. Ekonomik bakımdan yarı-sömürge. Kişi başına gelir 4 lira, kişi başına ortalama kamu harcaması 50 krş. Alt yapı her alanda yetersiz. Bilim hayatı ve düşüncesi yok sayılacak düzeyde. Anadolu araştırmayan, nakilci ve yetersiz medreselerin elinde. Her yanda tarikatler, tekkeler, dergahlar. Yasalar çağın gereklerinin gerisinde. Kadınların ilke olarak toplumsal hayatları ve hiçbir hakları yok. Kadınların da bir gün erkekler gibi doktor, mühendis, avukat, belediye başkanı, milletvekili, bakan olabileceklerini hayal etmek bile zor. Ne seçme hakları bulunuyor, ne seçilme. Kısacası vatandaş sayılmıyorlar. Ülke neredeyse bütünüyle ve pek çok alanda ortaçağı yaşıyor.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Cansever'in ölümünü duyan Cemal Süreya'nın Ruh hali
"543. GÜN ............................................ TV'de, sekiz haberlerinde, birden, Edip Cansever'in ölüm haberi verildi. Bu haber inanılmaz ölçüde sarstı beni. Rastlanmadık bir biçimde ve yüksek sesle ağlamaya başladım. Oğlum fazla kaygılan­mış, gelip avutucu şeyler söyledi. Turgut'ta bunca sarsılmamıştım. Üst üste gelişte bir şey var belki. Otuz yıllık arkadaşımdı. Yalnız sanat serüvenimiz değil, hayat serüvenimiz de iç içe durumlar yaşamıştır."
Sayfa 15 - Yapı Kredi yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Uzun süre, çokhücreli hayvanların, 543 milyon yıl önce başla­yan Kambriyen'de ortaya çıktığı sanılmıştı. Kısa bir süre için­ de, iskeletli hayvan şubelerinin büyük bir kısmı, erken Kambriyen tabakalarında fosil olarak bulundular.
543 milyon yıl önce başlayan Kambriyen, çokhücreli ökaryotla­rın yükselişe geçtikleri çağdır. Yerkürenin önceki tüm tarihi, Prekambriyen olarak adlandırılır (4,6 milyar - 543 milyon yıl öncesi). Yaşamın başladığı anlaşılan tarihten (3,8 milyar yıl öncesi) sonra en az 1 milyar yıl boyunca sadece prokaryotlar vardı. Bununla birlikte, Proterozoik Devir'de (2,7-1,7 milyar yıl önce) bir zamanda ökaryotlar ortaya çıkmış, kısa süre son­ra da ilk çokhücreli ökaryotlar doğmuştu. Fosil kaydı bırak­madıkları halde erken başlangıç tarihleri, Kambriyen' deki torunlarının ileri evriminden ve evrimsel saat hesaplamala­rından çıkartılabilir. Prekambriyen sonuna (650-543 milyon yıl öncesine) ait Ediakara faunası (Proterozoik Devir sonla­rında yaşayıp, soyu tükenen çokhücreli ökaryotların tümü) ilk fosil hayvan faunasıdır.
Abdullah b. Ömer (radıyallahu anh) rivayet ediyor: Kevser sûresi nazil oldu­ğunda Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “O cennette bir nehirdir. Karşılıklı her iki tarafı da altındandır. Su­yu sütten beyaz, baldan tatlı ve miskten daha hoş kokuludur. Mercan ve inci kayalarının üzerinden akar.” Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/112; Nesâî, es-Sünenüî-Kübrâ, nr. 11704; Tayâlisî, Mûsned, nr. 2045; Hâkim, el-Müstedrek, 3/543.
Din