Kur’an ve hadislerde geçen “Fakr” kavramının iki ayrı anlamda kullanıldığı gö-
rülmektedir. Bunlardan biri “suret fakirliği” de denilen “maddî fakirlik”, diğeri ise
“manevî fakirlik”tir.
1. Maddî Fakirlik veya Suret Fakirliği:
İhtiyaç duyulan mala ve eşyaya malik ve sahip olmamak demektir. Kur’an’daki:
“Ganimet malları, yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerin-
dir” 5
, ayeti ve benzer ayetlerde anlatılan fakrdır. Bu anlamdaki fakirlik hadislerde
de: “Fakr, insanı nerede ise küfre düşürecekti.”6
“Fakirlik, iki cihanda yüzkarasıdır.”7
İfadeleriyle anlatılmakta ve bu manada gönle sıkıntı veren fakirliğin makbul olmadığı ifade buyrulmaktadır. Tasavvufa konu olan fakr ise bu tür fakirlik değil, manevi fakirliktir.
2- Manevî Fakirlik:
Kulun kendinde varlık görmemesi, herşeyi Hakk’a irca etmesi, şahsının, amelinin,
hal ve makamının Allah’ın lütfu olduğunu kabul etmesidir. Kur’an’daki: “Ey insanlar,
siz Allah’a karşı fakir; yani muhtaçsınız. Allah ise ganîdir; yani herşeyden müstağni-
dir.”8
ve “Allah ganîdir; siz fakirlersiniz; yani O’na muhtaçsınız.”9
ayetleri bu anlamda-
ki fakrı anlatmaktadır. Peygamber Efendimiz, “Fakr, benim medar-ı iftiharımdır.” 10
buyurmaktadır. Yine başka bir hadis-i şerifinde “Allah’ım beni fakir yaşat, fakir öldür
ve fakirlerle haşret!”11; Allah’ım beni sana karşı muhtaç (fakir) kılarak müstağni eyle,
kendinden başkasına muhtaç (fakîr) etme!12 buyurmuştur. Bu hadisler manevi fakr
anlamında kullanılmıştır.
Kulun Allah’a muhtaç olması demek olan fakirlik, elbette fakiri de zengini de
kapsar. Bu anlamıyla fakir ve fukara, malı olmayan anlamına değil, “sufî ve derviş”
manasına gelir. Bu yüzden eskiden şeyhler kendilerine “Hadimu’l-fukara” (Fakirlerin
hizmetkârı) derlerdi.
İlk sufîler “yoksulluk” anlamına gelen fakr ile