72 Büyük Günah:
1- Haksız yere adam öldürmek. 2- Zinâ etmek. 3- Livâta etmek. 4- Şerâb ve her türlü alkollü içkileri içmek. [Birâ içmek harâmdır.] 5- Hırsızlık etmek. 6- Keyf için, uyuşturucu madde yimek ve içmek. 7- Başkasının malını cebren almak. Ya'nî gasb etmek. 8- Yalan yere şehâdet etmek. [Yalancı şâhidlik]. 9- Ramezân orucunu, özrsüz, müslimânların önünde yimek. 10- Fâiz alıp-vermek. 11- Çok yemîn etmek. 12- Anaya-babaya âsî olmak, karşı gelmek. 13- Mahrem ve sâlih akrabaya sıla-i rahmi [ziyâreti] terk etmek. 14- Muharebede, harbi terk edip düşman karşısından kaç-mak. 15- Haksız yere yetîmin malını yimek.
Sayfa 173 - Büyük Günahlar Çokdur: [Yetmişiki büyük günâh şunlardır.]·Kitabı okudu
Günah
Reklam
En'am Suresi
وَهُوَ اللّٰهُ فِي السَّمٰوَاتِ وَفِي الْاَرْضِۜ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ Göklerde ve yerde (kulluk edilen) Allah O’dur. Sizin gizlinizi de açığınızı da bilir. Kazandıklarınızı da bilmektedir. <p> <sup> <i>En’âm Suresi Mekkî’dir. Sure, başından sonuna dek müşriklerde var olan inanç problemlerine temas edip, batıl akideyi delillerle çürütmekte, sahih akideyi ortaya koymaktadır. Bu yanlışlardan biri de şudur: Mekkeli müşrikler, Allah’ın (cc) göklerin Rabbi olduğuna ve yerde var olanları yarattığına inanıyorlardı. Fakat Allah’ın (cc) hayata, dine, ekonomiye müdahalesini istemiyorlardı. Kişiyle vicdanı arasına hapsedilen, tüm putlara, dinlere ve inançlara eşit mesafede bir Allah (cc) istiyorlardı. Kâinata hükmeden ama insanlara hükmetmeyen bir Allah (cc)...</i></sup></p><p> <sup> <i>Allah (cc) genel olarak surede, özel olarak da bu ayette Allah’ın (cc) göklerde ve yerde kulluk edilen, boyun eğilip teslim olunan, yasaları geçerli olan tek otorite olduğunu vurgulayarak, bu yanlış Allah tasavvurunu çürüttü. (Bk. 11/Hûd, 87)</i></sup></p> En'âm 3 وَلَهُ مَا سَكَنَ فِي الَّيْلِ وَالنَّهَارِۜ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ Gecede ve gündüzde yerleşmiş ne varsa hepsi O’nundur. O, (işiten ve dualara icabet eden) Es-Semi’, (her şeyi bilen) El-Alîm’dir. 13 وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُٓ اِلَّا هُوَۜ وَاِنْ يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ Allah sana bir zarar dokunduracak olursa onu (Allah’tan) başka kimse gideremez. Sana bir hayır dokunduracak olursa O, her şeye kadîrdir. 17 وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِه۪ۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْخَب۪يرُ O, kullarının üzerinde (her şeye boyun eğdiren) El-Kahir’dir. O (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm, (her şeyden haberdar olan) El-Habîr’dir. 18 وَمِنْهُمْ مَنْ
Bir Yazar Bir Kitap
* Size öyle bir hikaye anlatacağım ki, anlatacaklarım bittiğinde, öğrendiklerinizin bir kısmını unutmak isteyeceksiniz. Heyhat, hepimiz unutmayı becerecek kadar şanslı değiliz. Bazen hayatınızda tüm taşların yerli yerine oturduğunu, ömrünüzün kalanını birbirine geçmiş Lego parçaları arasında sessiz sedasız tamamlayacağınızı düşünürsünüz. Bu, evvela güven ve huzur duymanızı sağlar, sonra da sıkıntı. Ben sıkıntı safhasındaydım. Her şey olması gerektiği gibiydi, peki ama yeterince güzel miydi? Doğru ile güzel arasındaki mesafe, kendi halinde bir insanın başını derde sokmaya kâfi miydi? Güzel ama yanlış bir ihtimal, tadını yitirmiş doğrudan evladır çoğu zaman. Bir yanlışı, sırf güzel olduğu için sevebilir insan. Bir şeyi güzel bulmaksa, galiba onun kalpte yarattığı kıpırtıyla ilgili. Hadi o kıpırtının adını heyecan koyalım. Yıllar sonra ilk defa heyecanlandım. Yıllar sonra ilk defa, gece uyumadan evvel ve sabah uyandığımda aynı kişiyi düşündüğü¬mü fark edip telaşa kapıldım. Yıllar sonra ilk defa, gece gündüz demeden içimden onunla konuştum, ona sözler hazırladım. San¬ki dünyadaki her şeyden emekliye ayrıldım da kendimi tümüy¬le o ikinci varlığa adadım. Hadi o adayışın adını da aşk koyalım. Bilim insanları, aşkın bir çeşit hastalık olduğunu söylüyor; obsesif kompülsif bozukluk. Yıllar sonra, bile isteye ve bizzat illetin kendisinden şifa umarak, yatak döşek hastalandım. Açıkçası, yatak kısmı başlangıçta eğlenceliydi, fakat çok geçmeden aşkın ne feci bir bela olduğunu nedametle hatırladım. Onu ilk gördüğümde, üzerinde lacivert bir ceket vardı; la¬civert rengi hiç sevmem. Dudaklarından aşağı sarkmış bıyık¬ları arasından harıl harıl bir şeyler anlatmaktaydı; bıyıkla¬rı ve anlatacak mühim şeyleri varmış gibi şevkle konuşanları da sevmem. Yakışıklı biri sayılmazdı, ama
HEP KİTAP
Bir Yazar Bir Kitap
BEN SÖZLERİ * Ben de bu dünyaya düşmüş biriyim. Kimi zaman şeytan dokunmuş düşünü hayra yoramayan Havva, kimi zaman af dileyerek kırk yıl gözyaşı döken Âdem gibiyim. 15 * Parmaklarımın ucunda yükselerek bir pencere aralığından, batan güneşi gördüğüm günden beri, gökyüzünün rengini, yeryüzünün derdini seçebilirim; ışıklı, bulutlu, denizliyim. 15 * Her ben dediğimde “Affola,” diyesim geliyor oysa. Ben desem bile bu bambaşka bir ben oluyor. Azaplardan azabennâr seçiyorum. Nâr üzeri dört elif, imlâları bozuyorum. 15 * Ben ki, hep özne oldum ömrümün cümlesinde, lâkin hiç eylem olamadım. 16 * “Hiç yara almam,” sanırken aldığı yaralardan tanınan biriyim ben. En şaşılacak yerde kurağa düşmesem adım çöl olmazdı. Kimi taş gemi oldum cam ırmakların üzerinde yüzmeye kalkıştım; kimi cam ırmak oldum taş gemilerin bağrımda yüzmesine alıştım. 16 * Bahtı da tahtı da müjdeleyen Hüma değildim. Turnaydım, gölgem vardı. Habbeyi kubbe eden, ha demeden hayran olan bir kalbin sahibiyim ben. 16 * Ukde düğüm. Benim hâlim düğüm düğüm. Kördüğüm. 17 * Gece geçtiğim yollara sabah olup da gündüz gözüyle baktığımda gördüm uçurumları. Cahilin cesareti. Şimdi sağa çektim bekliyorum. 17 * Hâlâ içimde dar günlerimin kırkıncı odası hâlâ yüreğimde çatlamayan sabır taşı. Hayret! Tufan kopmuş çoktan ama boğulan olmadı. Kocaman bir bulut geldi, üstümde durdu. Sesim geliyor, kendim görünmüyorum. 18 * Yalandır anlaşılmaz olduğum; kalbim açık, dersim açık, yazım açık. Ama kim bir hikâye kahramanına dönüştürüldüğünde kendisini zahmetsiz tanıyabilir? 18 * Bu gece çok ağlayacağım, bunu tarihler yazmayacak ama kâtipler yazacak. Tarihler yazmasın. Ben kendimin tanığıyım. Ama bana hangi lisanla sual edeceksiniz şimdi? 18 * Ben buraya bıçak sırtında yürüye yürüye, sehiv secdesinde bile yanıla yanıla, mahya
TİMAŞ
TOPRAĞA BULANMIŞ ADAM
١٢٠ . (قُمْ أبَا تُرَابِ، قُمْ أبَا تُرَابٍ». 120. "Kalk, Ebû Türâb! Kalk, Ebû Türâb.'237 Bu hadîs-i şerîfi Medine'de en son vefat eden sahâbî Sehl ibni Sa'd es-Sâidi radıyallahu anh rivâyet etmiştir. Bir gün Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, kızı Hz. Fâtıma'ya uğradı. Evde Hz. Ali'yi göremeyince: "Amcanın oğlu nerede?" diye sordu. Hz. Fâtıma da aralarında küçük bir anlaşmazlık çıktığını, Onun kendisine kızdığı için öğle uykusuna yatmayıp gittiğini söyledi. Hz. Ali'nin Mescid-i Nebevi'de uyuduğunu öğrenen İki Cihân Güneşi Efendimiz onun yanına gitti. Hz. Ali toprağın üzerinde yatarken hırkası açılmış, vücudu toprağa bulanmıştı. Bunu gören sevgili Efendimiz mübarek eliyle Hz. Ali'nin üzerindeki toprakları temizlemeye başladı. Bir yandan da ona: 'Toprağa bulanmış adam' anlamında: "Kalk, Ebû Türâb! Kalk, Ebû Türâb!" diye seslendi. Resûl-i Ekrem ona Ebû Türâb dediği için, Hz. Ali kendisine "Ebû Türâb" diye hitap edilmesinden pek hoşlanırdı. 237. Buhâri Salât 58, nr. 441; Müslim, Fezâilü's-sahâbe 38, nr. 2409.
Sayfa 261·Kitabı okudu
Reklam
Reklam