Anne Baba, Biz Suçluyuz: Şeriati'nin Nesiller Arasındaki Sessiz İtirafı
Ali Şeriati'nin kalemi, her seferinde bir ayna gibi; ama bu ayna, sadece bireyi değil, aileyi, toplumu ve tarihin katmanlarını yansıtan bir labirent. Anne Baba, Biz Suçluyuz (orijinal adıyla Mādar Bābā, Mā Su'ūdīm), 1970'lerin İran'ında, devrim rüzgarlarının estiği o kaotik yıllarda doğmuş bir çığlık. Şeriati burada, anne-babaların kutsallığına dokunmuyor; aksine, o kutsallığın altında yatan suçluluk duygusunu kazıyor. Kitap, bir mektup gibi başlıyor – gençlerin anne babalarına yazdığı bir itirafname – ve hızla bir manifesto'ya dönüşüyor. "Biz suçluyuz," diyor Şeriati'nin sesi, ama bu "biz", sadece evlatlar değil; ebeveynler, toplum, hatta dinin kendisi.Şeriati'nin dehası, nesiller arası savaşı bir aile dramı olarak değil, bir kurtuluş mücadelesi olarak resmetmesinde yatıyor. Anne baba figürü, Doğu toplumlarının temel taşı: Koruyucu, yol gösterici, ama aynı zamanda zincirleyen bir kale. Şeriati, bu kalenin duvarlarını sorguluyor. Neden gençler, özgürlük haykırırken suçlulukla boğuşuyor? Cevap, sömürgecilik, kapitalizm ve geleneksel dinin ittifakında gizli. Ebeveynler, diyor Şeriati, bir zamanlar peygamberlerin getirdiği tevhid'in taşıyıcısıydılar – adaletin, eşitliğin bekçileri. Ama modern dünya onları dönüştürdü: Artık servet biriktiren, statükoyu koruyan, evlatlarını "güvenli" bir köleliğe mahkum eden figürlere evrildiler. Kitap, bu dönüşümü acımasız bir cerrahiyle açığa vuruyor; her bölüm, bir aile sofrasında geçen bir tartışma gibi canlı, her cümle bir hançer gibi keskin.Düşünün: Şeriati, Freud'un aile komplekslerini alıntılamadan, Marks'ın sınıf çatışmasını İslamî bir mercekle yoğuruyor. Gençlik, burada bir mağdur değil; bir devrimci. "Suçluyuz" ifadesi, bir özür değil; bir meydan okuma.