Gözleri hiç kapanmadı. Keşfi onunla beraber mezara gitmişti.
Epilepsi iddiası (2)
Başarıyı bozuklukla açıklamaya çalışan bir teori, yerini nerede alır? Böylesine büyük bir başarıyı hastalıkla açıklamak, gerçekten bir açıklama çabası mıdır, yoksa ön yargının tezahürü müdür? Gündelik hayatınızda ya da tarihî figürleri incelerken hangi başarılı insanın öyküsünü dinleyince tıp kitaplarına koşuyorsunuz? O hâlde aşağıda nakledeceğim başarıları açıklamak için hemen tıp kitaplarına ve doktorlara koşalım. Hangi hastalık bu başarıları sağlıyorsa Allah'ın bize o hastalıktan vermesi için dua edelim. Çünkü bunları hastalıkla açıklamaya çalışan hiç kimse, böyle başarılar göstermiş değildir. Armstrong: "Muhammed'e, diğer önemli tarihsel kişiliklere yaklaştığımız şekilde yaklaşırsak onun, dünyanın tanıdığı en büyük dâhilerden biri olduğunu kolayca söyleyebiliriz."914 "İnanılmaz bir yazınsal eser yaratmak, büyük bir din kurmak ve yeni bir dünya gücü oluşturmak sıradan başarılar değildir.” Lapidus: "Peygamberlik, sıra dışı bir fenomendir ve bir peygamberin etkisinin halkının yaşam biçimini külliyen değiştirip arkasında dünyanın büyük dinlerinden birini miras bırakması nadirdir." Maxime Rodinson: "Muhammed hem bir ideoloji hem de bir devlet kurucusuydu. İsa ile Şarlman onda tek ve aynı varlık hâline gelmiş gibidir." Bernard Lewis: "Peygamber 8 Haziran 632 tarihinde kısa bir hastalığı müteakip vefat etti. Hayatında büyük işler başarmıştı. Batı Arabistan'ın putperest kavimlerine, tek Allah'a inanışı ve ahlak ilkeleri sayesinde yerini aldığı putperestlikle mukayese edilemeyecek derecede yüksek seviyede bulunan yeni bir din getirmişti. Söz konusu dini, vahyolunmuş bir kitapla donattı. Bu kitap, sonraki yüzyıllarda milyonlarca müminin düşünce ve davranış rehberi olacaktı. Fakat o, bundan da fazlasını yapmıştı. İyi örgütlenmiş ve silahlanmış bir cemaat ve devlet
Sayfa 395 - İnsan Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
1 - HZ. MUHAMMED ( 571-632 ) Dünyanın en etkin insanlarının listesinde başı çeken kişi olarak Hz Muhammed'i seçmem bazı okurları şaşırtabilir, bazıları da bu konuyu sorgulayabilirler ancak; O, tarihte hem dini hem din dışı alanlarda üstün başarı göstermiş tek kişiydi. Mütevazı kökenlerden gelen Hz. Muhammed, dünyanın en büyük dinlerinden birini kurdu, yaydı ve son derece etkili bir siyasal lider oldu. Bugün, ölümünden on üç yüzyıl sonra, etkisinin gücü ve yaygınlığı hala sürmektedir. Bu kitaptaki insanların çoğunluğu, uygarlık merkezlerinde, kültür düzeyi yüksek ya da büyük siyasal önem taşıyan ulusların üyesi olarak doğmuş ve bu ortamlarda yetiştirilmiş olmanın getirdiği üstünlüğe sahiptir. Hz. Muhammed ise 571 yılında Arabistan'ın güneyindeki Mekke şehrinde, o zamanlar ticaret, sanat ve bilim merkezlerinin çok uzağında olan, dünyanın geri kalmış bir yerinde doğmuştu.
Alıntı
Halifeliğin ifade edilişindeki değişim örneği İbn Haldun’un (ö. 1406) Mukaddime’sinde bulunur. Halifeliğin dünya tarihinde sadece bir hükümet şekli olduğunu ifade eden İbn Haldun, bu makamın gerçekte sadece “Hulefa-i Raşidin” döneminde (632-661) var olduğu sonucuna vardı. Sonraki yöneticiler adalet dağıtan ve şeriata göre hüküm süren her yöneticinin talep edebileceği saltanat otoritesinin keyfini sürdüler. Böyle bir yönetici, halife de dahil istediği unvanı talep edebilirdi. İbn Haldun’a göre, “Hulefa-i Raşidin”in gerçek halifeliği geçmişte kalmıştı. Bu değerlendirmede, İbn Haldun peygamberden “Halifelik monarşiye döndüğünde otuz yıl sürecektir” sözünü naklederek halifeliğin Ali’nin ölümüyle sona erdiğini söyleyen Müslüman hukuk alimi İbn Teymiye’nin (ö. 1328) izinden gitti. İbn Teymiye’ye göre ilk dört halifenin ardından gelen monarşi Müslüman hukukunun emirlerine uyduğu ve adaletle yönettiği müddetçe meşru idi. Kısaca, hükümdarı meşru kılan unvanı veya soyu değil, eylemleriydi.
Sayfa 68·Kitabı okudu
Müslüman siyaset teorisinin kökenleri Hz. Muhammed tarafından 622 yılında Medine’de kurulan devlete uzanıyordu. (..) Peygamber devletin başındaydı ama bu rolde dini olmaktan çok siyasi bir lider olarak algılandı. Müslümanlar onun peygamberliğini ve siyaseti harmanlayan liderlik modelinin Kuran’da bahsi geçen Yahudi peygamberler Musa, Davud ve Süleyman’dan geldiğini düşündüler. Her üçü de, hem siyasi liderlerdi hem de vahiy alabiliyorlardı. Hz. Muhammed 632 yılında aniden öldüğünde, belli bir varisi yoktu ve müminler topluluğu ilk Müslümanlardan biri olan Hz. Muhammed’in eşi Ayşe’nin babası Ebu Bekir’in liderliği konusunda uzlaştı. Müslümanlar Hz. Muhammed’in ölümüyle vahyin sona erdiğine ancak onun tarafından kurulan siyasi devletin sona ermediğine inandılar. Ebu Bekir’in rolü ümmetin siyasi liderliğini üstlenmekti ancak dini rehber olamazdı. Söz konusu rolü için uygun bir terim sunan bir söz dağarcığı olmadan, Ebu Bekir sözlük anlamıyla “Allah’ın resulünün halefi” anlamına gelen Arapça Halifetü’l Resulullah unvanından hareketle halife unvanını aldı.
Sayfa 65·Kitabı okudu
Hz. Muhammed (sas)Veda Haccı'ndaki (yaklaşık 632) muazzam hutbesinde,"Ey insanlar! Rabbiniz de babanız da birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarisiniz. Adem ise topraktandir. Arab'in Acem'e, siyah tenlinin beyaz tenliye, beyaz tenlinin de siyah tenliye bir üstünlüğü yoktur. Aranızda en hayırlısı en fazla hayırlı amel isleyendir," demistir.
Sayfa 28
Reklam
Reklam