"NESH" OLGUSU ve TARİHSELCİLİK...
Mustafa Öztürk, tarihselciliğini temellendirmek için “nesh” olgusunu merkeze alır. Ona göre ilk Müslüman nesil, Kur’ân hükümlerini bugünkü okuyucu gibi tamamlanmış bir mushafın içinde yan yana duran âyetler olarak değil, yirmi üç yıllık bir hayat akışı içinde, olaylarla birlikte ve kronolojik olarak tecrübe etmiştir. Bu yüzden sahabe, farklı zamanlarda gelen farklı hükümleri teorik bir problem veya metin içi çelişki gibi algılamamış; bilakis içinde yaşadıkları şartlar değiştikçe hükümlerin de değişmesini tabii karşılamıştır. Öztürk’ün burada söylediği temel şey şudur: Kur’ân’ın teşri süreci, soyut ve tarih dışı bir hukuk bildirisi şeklinde değil, 610-632 yılları arasındaki somut tarihî tecrübenin akışı içinde gerçekleşmiştir. Öztürk’e göre Mekke döneminde Müslümanlar zayıf, baskı altında ve siyasî-askerî bir güçten yoksunken müşriklerle ilişki biçimi başka bir hüküm çerçevesinde düzenlenmiş; Medine döneminin son safhasında ise Müslüman toplum artık siyasî ve askerî bir birlik hâline geldiği için aynı müşrik zümrelerle ilgili hüküm farklılaşmıştır. Dolayısıyla ona göre burada değişen yalnızca üslûp değil, tarihî şartlara bağlı olarak hükmün kendisidir. -REHA KANSU, "Tarihselcilik ve İslâma Muhatap Anlayış", -I. Mustafa Öztürk’ün Dilinden Tarihselciliğin İddiaları-, besincidevre.org, 18 Haziran 2026-
İslam'da Tarihselcilik
Part 2 - İslam'ın Arefesi
"Her şey ancak bu kadar kötü olabilir!" dedirtecek türden bir karanlığın ortasındayız. İmparatorluk, tarihçilerin deyimiyle "0. Dünya Savaşı" diyebileceğimiz bir savaşın tam ortasına düşmüştü. 602 yılında Sasanilerle başlayan ve 26 yıl boyunca Mezopotamya’dan Anadolu’ya kadae uzanan bu korkunç savaş, kadim iki süper gücü birbirinin gırtlağına sarılmış bir şekilde uçuruma sürüklüyordu. ​Persler, Romalıları art arda ağır yenilgilere uğratmıştı. 614 yılında Kudüs'e girdiklerinde sadece altın değil, Hristiyan dünyasının kalbini de söküp aldılar; Hz. İsa’nın çarmıha gerildiğine inanılan, Roma’nın en büyük manevi dayanağı olan "Gerçek Haç"ı ve kutsal emanetleri çalıp kendi topraklarına kaçırdılar. 619’da Mısır’ın tahıl depoları Perslerin eline geçmiş, 622’ye gelindiğinde ise Persler Konstantinopolis’in karşı yakasına, Kadıköy'e kadar işgal etmişlerdi. Surlara ise Avarlar dayanmıştı. Şehrin içinde tam bir kıyamet havası hakimdi. Roma’nın cenaze marşını çalıyordu. Slavlar Trakya’yı yağmalıyor, Avarlar surları kuşatıyor, Persler ise boğazın karşısına geçmeye çalışıyorlardı... Roma’nın sonu gelmişti. ​Peki durum gerçekten bu kadar vahim miydi? Dışarıdan bakıldığında evetti ama iyi bir göz önemli bir ayrıntıyı fark edecektir, fark etti de. Aslında bakılırsa Persler ülkelerinden uzaklaşarak ilk kumarı oynamıştı. Pers ordusu, başkentlerinden binlerce kilometre uzaktaydı ve bu ikmal hattı, bir ağdaki en zayıf bağlantı gibi kırılgandı. Ve en önemlisi Romalıların müthiş bir avantajı vardı: Donanma Gücü. Sasanilerin bir tane bile gemisi yoktu. Onlar karanın efendisiydi, ancak denizler hala Roma’nındı. ​Herakleios, patrikle anlaşıp kilisenin altınlarını, hatta meydandaki heykelleri bile eritip para bastı. Paraların üzerine "DEUS ADIUTA ROMANIS" yani "Tanrım, Romalılara yardım et"
Din
Reklam
Boşuna kibirlenmeyin bu dünya 571-632 yillari arasında yaşamış bir can için yaratıldı bizde Onun hürmetine yaşıyoruz...
Hz. Peygamber Medîne’yi çok severdi Hz. Ömer’in şu duasında bu sevgi açıkça görülür: “Allah’ım! Beni senin yolunda şehit olmakla rızıklandır ve ölümümü Rasûlü’nün yanında (Medîne’de) kıl.” Pek çok şehit verilmişti ve sahabeler Mekkeli müşriklerle savaşmak istiyorlardı sayıları 1500 bulan sahabeler efendimiz SAV in yanına gelerek sayımız çoğaldı gün geçtikçe artmaktayız bize izin ver Allah yolunda savaşalım cihat edelim kıyama kalkalım desede Hz Resul ilahi emri bekliyor ayetlerle izin verilmeden savaşmak istemiyordu Kuraandan ayet inmemiş savaşı farz kılan ayetler gelmemişti ey sahabe topluluğu dedi peygamberimiz kılıcı kınlarına koyun ben barış peygamberiyim sizler ilahi fermanı bekleyin sabır ve dua ile yardım isteyin medine halkı silahlı cihat istiyordu Hz Ebubekir şöyle diyordu o günler sabır ile imtihan olunduğumuz günlerdi sabır ile dua ile olgunlaşıyor ve düşmana karşı harbetmeden kazanıyorduk biz müminlerin iki silahı vardı sabır ve dua Hz Resül bizlere ilk başta yasaklamış olduğu kabir ziyaretlerini sonradan serbest bıraktı ve buyurduki efendimiz kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü bu ziyaret size ölümü hatırlatır 632 yılında efendimiz vefat edince kendisini mescidi nebeviye defnetmişlerdir Hz Ebubekir efendimizin ölümünü şöyle anlatır bu bana en ağır gelen ölümdü hiç kuşkusuz dünyanın tüm yükü omuzlarıma çökmüş gibiydi bugün Hz Ebubekir efendimizin yanında yatıyor
610 (ilk vahiy) ile 632 (Hz. Peygamber’in vefatı) yılları arasındaki dönemde, yani Asr-ı Saadet’te meydana gelen savaşlarda hayatını kaybedenlerin sayısı, modern tarihçiler ve araştırmacılar tarafından titizlikle hesaplanmıştır. Bu konuda en çarpıcı gerçek, yapılan askeri operasyonların büyüklüğüne ve coğrafi genişliğine rağmen "insan kaybının diğer dünya savaşlarına oranla oldukça düşük" olmasıdır. Toplam Can Kaybı Tahminleri Prof. Dr. Muhammed Hamidullah gibi önemli araştırmacıların siyer kaynaklarına (Vâkıdî, İbn İshak vb.) dayanarak yaptığı çalışmalara göre, 23 yıllık bu dönemde yapılan tüm savaşlardaki toplam ölü sayısı yaklaşık şöyledir: | Taraf | Ölü / Şehit Sayısı (Tahmini) | | :--- | :--- | | Müslümanlar (Şehit) | 250 - 300 | | Müşrikler ve Diğer Gruplar| 750 - 1.000 | | TOPLAM | 1.000 - 1.300 | Büyük Savaşlardaki Kayıplar (Örnekler) Bazı dönüm noktası niteliğindeki savaşlardaki yaklaşık rakamlar şöyledir: * Bedir Savaşı:14 Müslüman şehit, 70 Müşrik ölü. * Uhud Savaşı: 70 Müslüman şehit, 22-30 arası Müşrik ölü. * Hendek Savaşı:6 Müslüman şehit, 8-10 arası Müşrik ölü. * Mute Savaşı: 12-15 Müslüman şehit (Karşı tarafın kaybı tam bilinmemekle beraber birkaç yüz olduğu tahmin edilir). * Mekke'nin Fethi: Neredeyse hiç kan dökülmemiştir (her iki taraftan toplamda 15-20 kişi). Bu Düşük Sayının Sebebi Nedir? İslam tarihçileri, on binlerce askerin karşı karşıya geldiği onlarca seferde (gazve ve seriyye) toplam ölüm sayısının bir trafik kazasından bile az olmasını şu nedenlere bağlar: 1. Askeri Strateji:Hz. Peygamber'in kan dökmekten ziyade caydırıcılığa, psikolojik üstünlüğe ve diplomatik zekaya (istihbarat ve kuşatma taktikleri) önem vermesi. 2. Savaş Hukuku: Sivillere, ağaçlara, yaşlılara ve teslim olanlara dokunulmamasının emredilmesi. 3. İnkılap Metodu:
FATİH'İN PERSPEKTİFİ
Kuran-ı Kerim'i Komutan Gözüyle Okumak! (Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa'nın (s.a.v.) hatırasına ve fethini müjdelediği Konstantinopolis'in Fatih'i Sultan Mehmed Han'ın, şehitlerimizin ve gazilerimizin ruhuna zaferin 573.yılı şerefine ithaf olunur.) Kuran-ı Kerim tüm zamanların en çok okunan, en çok ezberlenen ve her insanın idrak seviyesince anlaşılan kitaplarından biridir. Tefsir geleneği onu anlamlandırmaya çalışmış; edebiyat onu güzelliğiyle taşımıştır. Ama boyutlardan biri hep eksik kalmıştır: Stratejik okuma. Bu çalışma Kuran'ı indirgemez. Onu farklı bir ışıkla aydınlatmaya çalışır. Fatih Sultan Mehmed Han — sekiz dil bilen, felsefe ve matematik okuyan, 21 yaşında Konstantinopolis'i fetheden komutan — Kuran'ı hem ibadet hem strateji kitabı olarak okuyanların bize göre en güçlü örneklerindendir. Clausewitz 'Savaş Üzerine'yi 1832'de yazdı. Sun Tzu 'Savaş Sanatı'nı MÖ 500'de yazdı. Kuran savaş doktrinini MS 610-632 arasında — savaş meydanında — ortaya koydu. Fark şudur: Clausewitz strateji anlattı. Sun Tzu taktik anlattı. Kuran stratejiyi, taktiği, psikolojiyi, hukuku, motivasyonu ve metafiziği aynı anda ele aldı. Bu çalışma dört ana bölümden oluşuyor: Mekke döneminin direniş stratejisi, Medine döneminin savaş doktrini, savaş hukuku ve teslim olmama ilkesi. linkedin.com/posts/zgrcsknkm... Mekke 13 yıl bekletti. Medine savaşı öğretti. İkisi birlikte tam oldu, tamam oldu. Fatih Sultan Mehmed Han, Kuran'ı inanıyorum ki komutan gözüyle de okumuş olmalıdır. Konstantinopolis'e karadan gemi taşıttı — 'harp hiledir.' Bedir'in 313'ü 1000'i yenmişti — 'az sayı
Reklam
Reklam