İskender Pala’nın A-71 romanı, ilk bakışta zaman yolculuğu, kuantum fiziği ve politik entrikalarla örülü bir kurgu gibi görünse de esasen insanlığın kadim meselesine eğiliyor: İnsan, bunca bilgiye rağmen neden hâlâ bilgeleşemiyor? Romanın asıl gerilimi yalnızca zamanlar, devletler ya da ideolojiler arasında değil; insanın aklı ile vicdanı, bilgisi ile merhameti, gücü ile ahlakı arasında kuruluyor.
Eserin merkezinde bilgi ile bilgelik arasındaki ince ama hayati fark var. Bilgi çoğu zaman aklın, hesaplamanın, analiz etmenin alanında kalır. Bilgelik ise bunların ötesine geçerek kalbi, vicdanı ve merhameti de içine alır. Pala’nın romanı, aklı küçümseyen romantik bir metin değil; fakat aklın kalpten koparıldığında ne kadar soğuk, tehlikeli ve yıkıcı hâle gelebileceğini gösteren bir anlatı. Bu nedenle A-71’de akıl ile kalp karşı karşıya getirilmez; aksine insanlığın kurtuluş ihtimali, ikisinin dengeli birlikteliğinde aranır.
Romanın günümüz Ortadoğu siyasetine, devletlerin çıkar hesaplarına, kapalı kapılar ardında çevrilen oyunlara ve ideolojik ikiyüzlülüklere uzanan tarafı, metni yalnızca bireysel bir arayış hikâyesi olmaktan çıkarıyor. Burada insanlık, yalnızca bireyin iç dünyasında değil; devlet aklında, diplomasi dilinde, savaş politikalarında ve inançların araçsallaştırıldığı karanlık alanlarda da sınanıyor. Güç sahiplerinin hakikati eğip bükmesi, insan hayatını stratejik bir hesap kalemine indirgemesi ve dini söylemlerin çıkar ilişkileri uğruna kirletilmesi, romanın en sert eleştiri damarlarından birini oluşturuyor.
Bu noktada eserde belirgin bir tasavvufi yön hissediliyor. Ancak bu tasavvuf, romanda süsleyici bir unsur gibi durmuyor; metnin ahlaki omurgasını kuruyor. Din, Pala’nın anlatısında iktidar sahiplerinin elinde biçim değiştirdiğinde insanı iyileştiren bir