" Nikolay ve Elena Çavuşesku diplomatik bir ziyaret için Fransa'ya davet edilmişler. Bütün resmi görüşmeleri bitirdikten sonra Elena'nın ısrarıyla Louvre Müzesi'ni görmeye gitmişler. Bir resmin önünde Elena heyecanlanarak bağırmış: " Vaaay, ne güzel bir Da Vinci!", rehber yavaşça ve belli etmeden, "Da Vinci'ye biraz benziyor ama bu bir Rembrandt hanımefendi", diye fısıldamış. Birkaç adım daha attıktan sonra yine, " Vaaay, ne muhteşem bir Utrillo!" demiş. Rehber tekrar araya girmiş:" Küçük bir düzeltme yapmama izin verin hanımefendi, bu bir Da Vinci! ". Elena yan odaya geçmiş ve bağırmış: "Bunu biliyorum! Kesin biliyorum! Grigorescu'nun Çingene'si." Rehber bıyık altından gülümsemiş: "Hanımefendi size hayal kırıklığına uğratmak istemem ama bu sadece bir ayna." (S.77)
Bu sene Romen edebiyatına doydum. Çavuşesku dönemi, öncesi, sonrası derken cidden içim şişti :)
Herta Müller'in Yürekteki Hayvan'ı, peşine "Kayıp Sabah" sonrasında da bu kitap. (3 kitaba dair yorumum şöyle).
Sırayla gitmem gerekirse Herta Müller kesinlikle bana hitap eden bir yazar değil. Romanya'nın Alman azınlığı içinde doğan yazarın kalemi, uslübu daha çağdaş Alman esintileri hissettiriyor diye düşünüyordum ki Gabriela Adameşteanu'nun kalemini görünce acaba haksızlık mı ediyorum diye düşündüm. #YürektekiHayvan arka kapak yazısına aldanarak okuduğum bir kitaptı. Diktatörün ölümünü bekleyen insanlar, bu insanların en ufak fısıltıda bile ümide kapılmaları konusu üzerine bina edilmiş olsa da yazarın uslübu okumayı soğutan, okuru kitaptan uzaklaştıran bir şekle girmiş. Aslında altını çizdiğim çok cümle oldu. Ama şimdi dönüp bakınca dahi kitaptan aklımda kalan o kadar az şey var ki. Parçalar bir bütün haline getirilememiş ve çok güzel bir konu hiç edilmiş diye hissediyorum.
#KayıpSabah bırakın başı sonunun