Her şey karanlıktı, ama belirgindi de, sanki alacakaranlığın bahçenin üzerine örttüğü tül, bir yıldız ya da bir kılıçla ikiye ayrılmış, sanki korkunç bir gerçek, her zamanki usulüyle bir şimşek gibi parlayarak ilkbaharın bağrından kopup ortalığa saçılmış gibi. Çünkü gençlik..
...hiçbir şey düşünmeden ve hiçbir şey yapmadan saatlerce, günlerce, belki aylarca, senelerce beklemek kabiliyeti vardı ve içini yakan düşüncelerden bitap bir hale gelince, bu mutlak hiçliğin kucağına atılıyordu.