göğsünün içinde, bu asırlık ağacın kabuğu gibi yarıklar bulunduğunu sandı ve gırtlağına kadar bir ateşin çıktığını hissetti. aman Yarabbi, ne kadar yalnızdı.
Sıradışı tavrıyla sokak jargonu üslubuyla kısa roman birçoklarının hiç beğenmediği kendiminde bayılmadığı bir kitap
Adı kapağı çok ilgi çekici sürekli anlatıcının kafa sesini duyuyoruz derken aslında herşeyin Müzeyyen olduğunu herşeyin ona bağlandığını görüyoruz sokaklarda kafasında konuşa konuşa gezen bir anlatıcı
Başından beri Müzeyyenin gideceğini biliyor zaten bütün hüznüde bu yüzden kitap sürekli hüzünlü .. canı sıkkın..
(Spoiler içerebilir!)
Bir kitap düşünün. O kadar gerçekçi bir kitap ki; sayfalar ilerlediğinde ruhunuzu bir nevi hayalet gibi karakterin yanı başında, o küçücük ve küf kokan odasında buluyorsunuz. Konuşulan her şeye, yapılan her fiile eşlik ediyorsunuz.
Kitabın ana kahramanının -Raskolnikov’un- geçirdiği nöbetler içinizi titretirken işlediği cinayette baltasından fışkıran kanlar üzerinize bulaşıyor.
Dostoyevski’nin yarattığı karakterin canlılığı o kadar bariz ki Raskolnikov’a elinizi uzattığınızda dokunabileceğinize inanıyorsunuz.
Kitap o kadar ince tahliller ve ayrınlı tasvirler içeriyor ki nefes aldığınız ortamdaki hava nasıl olursa olsun, yazarın anlattığı ortamdaki atmosferi teneffüs ediyorsunuz.
Ayrıca romana böylesine gerçekçilik kazandıran tahliller ve psikolojik incelemer gayet ilgi çekici bir uslüp ile anlatıldığından bölümler hızlı hızlı geçiyor ve kitap akıcılığından taviz vermiyor.
Bu mükemmel eser hakkında söylenecek çok şey olmasına karşın içlerinden en mantıklısı romanın okunması gerektiğidir.