İstanbul, Bursa, Edirne, Sofya, Selânik, Atina gibi önemli şehir-ler bir yana bırakılırsa, şehirler az nüfusludur (genellikle 2.000 hâne altında); Rumeli'de en büyük şehirlerden Selanik 4.803, Atina 2.297, Niğbolu 1.343, Serez 1.093 hâne idi. Bizans'ın son dönemlerinde ancak 30-40 bin nüfusu olan İstanbul, Fâtih'in büyük çabaları sonucunda 1478'de yapılan bir sayıma göre 14.803 (8.953'ü Müslüman) hâne ile Balkanlar'ın ve Anadolu'nun en büyük şehri durumuna geldi (hâne'yi 4 nüfus kabul edersek bu 60.000 kişi olur, vergiden muâf olanlar eklenirse 70.000). 16. yüzyıl başlarında şehrin nüfusu 80.000 hâne'yi aşkındır. 17. yüzyıl sonlarına doğru İstanbul, yarım milyonu aşan nüfusu ile Avrupa ve Orta-Doğu'nun en büyük şehri oldu. O zamanlar, İstanbul salhânelerinde yılda 4 milyon koyun, 3 milyon kuzu ve 200.000 öküz boğazlandığı ve fırınlara günde 300 ton kadar buğday verildiği he-saplanmıştır. Bu yiyecek ve içeceklerin önemli bir kısmını Rumeli sağlardı. Dobruca kırı, kuyular kazılarak tarıma açılmış ve deniz yolu ile ulaşımdaki kolaylık dolayısıyla İstanbul'un buğday ambarı haline gelmiş, orada yüzlerce yeni köy kurulmuştur. Öbür yandan, bütün Türk şehirleri gibi, İstanbul da zenginlerin kurdukları vakıf kuruluşları ile bayındır hale getirilmiş, kırsal kesimden ve imparatorluğun her yönünden erzak ve para Osmanlı pâyitahtına akmaya başlamıştır. Özetle, eski Roma gibi İstanbul da büyük pazar olarak imparatorluk ekonomisinin oluşumunda kesin bir rol oynamıştır.
Sayfa 202 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
80'ler :)
O gün pazar ve evde bir banyo telaşı var....
Sayfa 33·Kitabı okuyor
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
80'ler travmatik bir dönemdir ve travmanın açık etkisi 2000'lerin başlangıç yıllarına kadar da uzanmıştır. İsmail Mert Başat
Sayfa 323·Kitabı okudu
'80 ler..
O zamanlar sosyal medyaydı, e-postaydı yoktu. İnternet ya da cep telefonu bile yoktu. Şimdi onlarsız bir yaşamı hayal etmesi bile zor.
80s in Tr
80'ler Türkiyesi söz konusu olduğunda da benzer bir "ikili keşif"ten söz edilebilir. Türkiye bu dönemde öncelikle kendi periferisini, kendi "üçüncü dünya"sını, kendi "yerliler"ini, merkezin dışına ittiği, taşralaştırdığı dünyayı -Kürtleri- keşfetmek zorunda kaldı. Ama yalnızca onları değil, yalnızca kendi dışındaki taşrayı değil, aynı zamanda kendi içindeki taşrayı, modern olabilmek için kendi içinde bastırmak zorunda kaldığı yanları da keşfetti. 80'lerdeki "aşağı kültür" patlamasının sınıflarüstü yaygınlığının bir nedeni burada yatıyor. Çünkü bu patlama yalnızca yüksek kültürün dışındaki "aşağı kültür"ün keşfi değil, aynı zamanda yüksek kültürün bunca yıldır yüksek olabilmek için kendi içinde bastırdığı, aşağılara ittiği yanların da keşfiydi.
Alıntı
80s
80'ler bir yandan bu toplumda yaşanmış en sert baskı dönemiydi, devlet şiddetinin kendisini en çıplak biçimde hissettirdiği dönemdi, ama bir yandan da bir kültürel çoğullaşmayı, bugüne kadar bütünsel ideolojiler içinde hapis kalmış kültürel kimliklerin serbest kalmasını da beraberinde getirdi. Daha önce ancak siyasi tasarılar içinde varolabilen, bu tasarıların diline tabi olan kültürel talepler, kendilerini ifade imkânını ancak 80'lerde bulabildiler.
Alıntı