6 Ekim 1915'te Lordlar Kamarası'nda Ermeni mültecilerin durumu görüşülürken, Malazgirt ve Van' dan gelen çok sayıdaki mültecinin Eçmiyazin ve Erivan'ın farklı yerlerine vardıkları, 160 kadarının Iğdır ve Eçmiyazin yönüne gittikleri, hastalık ve açlık sebebiyle durumlarını çok kötü olduğu, günde 100 kişinin öldüğü, Ağrı Dağı'nın ötesindeki 9000 mültecinin de diğerlerinden daha iyi bir vaziyette bulunmadığı açıklanmıştır. Bir Alman kaynağı ise Osmanlı topraklarından Kafkasya'ya giden 139 bin Ermeni'nin bulaşıcı hastalık ve açlık sebebiyle öldüğünü bildirmektedir. Justin Mc. Carthy, 1918'de Ahılkelek'te 30 bin kişinin koleradan, 1919'da da 200 bin kişinin tifüsten hayatını kaybettiğini yazıyor. 16 Mart 1916 tarihli bir kayıta göre Konya civarındaki kampta bulunan 5 yaşının altındaki, 15 bin çocuk açlıktan, yorgunluktan, bir tehcir kampındaki 55 bin kişinin 12 bini de tifo sebebiyle ölmüştür. Burada hatırlatmamız gerekir ki; Kafkasya'dan, savaş sebebiyle Anadolu'ya sürülen Müslüman halkın yaklaşık yarısı hayatını kaybetmiştir. İstatistikler, sürgüne tâbi tutulan 1.5 milyon Müslümandan sâdece 700 bin kişinin Anadolu'ya gelebildiğini göstermektedir. 22 Eylül 1915 tarihli bir belgeden; Eskişehir ve Kütahya Mutasarrıflıkları'ndan Afyonkarahisar'a gönderilen 10.170 Ermeni arasında dizanteri, 17 Ekim 1915 tarihli bir başka belgede de Hama'da bulunan 20 bine yakın Ermeni muhaciri arasında dizanteri ve tifo salgınının başladığı ve her gün 70-80 kişinin öldüğü bildirilerek, bunların bir an önce iskân yerlerine gönderilmeleri Talat Paşa tarafından emredilmektedir. O yıllarda Anadolu'nun bu gibi salgın hastalıklardan kırıldığı bilindiğine göre herhalde hiç kimse "Ermeniler tehcir edilmeselerdi bulaşıcı hastalıklara yakalanmazlardı" diyemeyecektir. Sadece 1918-1919 yılında Sovyet