Kadın haklarına yönelik bulabildiğim en erken tarihli ilkeli tartışma, on dokuzuncu yüzyılın büyük Osmanlı yazarı, Genç Os­manlılar'ın lideri Namık Kemal tarafından I 867'de Tasvir-i Efkar gazetesinde yayınlanmış bir makalede yer almaktadır: Kadınlarımızın insanlığa çocuk doğurmaktan başka faydası yok­muş gibi görülüyor; müzik aletleri veya mücevherat gibi sadece bir hizmet nesnesi olarak görülüyorlar. Ancak cinsimizin yarısını hatta belki de daha fazlasını kadınlar teşkil etmektedir. Onları başkalarının maişetini ve gelişimini sağlamaktan alıkoymak halk iştirakinin temel kurallarını ihlal etmektedir. Sanki milletimiz yarısı felçli bir vücuda benzemektedir. Ancak kadınlar zihni ve fiziki yeterlilik­leri bakımından erkeklerden aşağıda değildir. Kadim zamanlarda kadınlar savaş dahil bütün erkek faaliyetlerine iştirak ediyordu. Köyde kadınlar hala tarım ve ticaret işinde ortaktır... kadınların aramızda böyle ayrı tutulmasının sebebi onların tamamıyla cahil, hak ve sorumluluk, fayda ve zarara dair hiçbir şey bilmedikleri yö­nündeki algıdır. Kadınların bu konumu dolayısıyla birçok kötü sonuç doğmaktadır. En temelde bu durum, çocuklarını kötü yetiş­tirmelerine yol açmaktadır.
Sultan Abdülaziz, 1 867 yılında Paris'te açılan sanayi fuarını görmek için İmparator Napolyon'un davetini kabul ederek Fransa'ya gitti. O güne kadar hiçbir Osmanlı sultanı başka bir devlete sadece nezaket maksadıyla da olsa bir ziyarette bulunmamıştı.
Sayfa 13·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Eğer ünlü Fransız ansiklopedisi Larousse'un 1930 baskısı, 3. cilt, 867. sayfasını açarsanız bu hilekâr komşunun şöyle tanımlandığını görürsünüz. "Grek: Roue, fripon, escroc, particulierement au yev: Etpulser les grees d'un cerele." Ne demektir bu? Türk Dil Kurumu'nun Fransızca-Türkçe Büyük Sözlük'üne göre yukarıdaki metnin manası şudur: "Çıkarı için anasını satar. Kurnaz, sinsi, düzenbaz, dümenci, üçkâğıtçı, hin oğlu hin, edepsiz, bilhassa oyunda kulüpten kovulan!" Böylece çıkarı için anasını satacak kadar tiynetsiz olduğunu öğrendiğimiz bu edepsiz komşuda, hilekârlığın karakter haline geldiği anlaşılıyor. Şöyle ki: Eski çağda Yunanlılar Karadeniz'e Pontus adını vermişlerdi. Zaten "Pontus", Grekçe'de "deniz" demekti. Yunanlılar tiynetlerine uygun olarak bir elçabukluğuyla, kendileriyle hiçbir ilgisi bulunmayan bu devleti kendi devletleri, devletin İranlı kurucusu Mihirdat'ı da Mihirdates yaparak kendi kahramanları ilan ettiler! Karadeniz'in güney sahillerine Pontus, bölge sakinlerine de Pontuslu dediler. Sonra bölgede yaşayan bütün Hıristiyanları Yunanlı ilan ettiler. Onlara göre Karadeniz Müslümanları da Türklerin zoruyla din değiştirmiş Ortodokslardı. Aynı oyunun Trabzon isminde de oynandığı anlaşılıyor. Hüseyin Hüsamettin Efendi, Amasya Tarihi'nde Trabzon adının Tibaren veya Tibaron kelimelerinden bozma olduğunu yazar. Diyarbakırlı Sait Paşa'nın Miratü'l İbar'da bildirdiğine göre bazı Arap tarihlerinde Trabzon'un adı, şehirde çoğunluğu teşkil ettikleri anlaşılan Tibarenler'e izafeten Tibarende, Tibarite, Trabende, Trabzende imlaları ile yazılmıştır. Bazı Arapça eserlerde ise Karadeniz'e Bahr-i Trabezanda yani Trabzon Denizi denmektedir. İdrisî şehrin adını Atrebezun olarak kaydeder. Konuyu inceleyen Mahmut Ak, Joachim Lelewel'in Atlası'nda Trabezonda olarak geçen
Sayfa 62 - Bilgi Yayınevi·Kitabı okudu
Tarih
Dedi ki: Bize Ebû Abdullah tahdis etti, dedi ki: Bana Ebû Abdurrahmân er-Rakkî tahdis etti, dedi ki: Bize el-Hasen-yani Ebû Melîh- ez-Zuhrî'den onun şöyle dediğini tahdis etti: Hişâm b. Abdulmelik dedi ki: "Sana Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in bir münâdiye 'Kim Lâ ilâhe ilallâh derse ona cennet vardır' demesini emrettiği ulaştı mı?" Dedim ki: "Evet fakat bu farzların nâzil olmasından önceydi. Sonra farzlar nazil oldu. Şu hâlde insanların yapması gereken Allah (azze ve celle)'nin kendilerine farz kılmış olduklarını yerine getirmektir." İbn Batta musannifin tarîkinden "el-İbânetul Kubra"da (1339), el-Acurrî de "eş-Şerîa"da (305) rivâyet etmiştir. Hallal'ın "es-Sünne"sinde (939) rivayet edildiğine göre Ebu'l Hâris onlara tahdis edip şöyle demiştir: Ebû Abdullah Ahmed b. Hanbel'e "Kişi La ilahe illallâh dediği zaman mümin midir?" diye sordum. Dedi ki: "İmanın başlangıcında durum böyleydi. Sonra farizalar nâzil oldu: Namaz, zekât, Ramazan orucu ve Beyt'in haccı." Benzeri 79. maddede ed-Dahhåk b. Müzâhim (rahimehullah)'tan gelecektir. İbn Batta da "el-İbânetu'l Kubra"da (867) benzerini İbn Uyeyne (rahimehullah)'tan rivayet etmiştir. Yine bunun benzeri "el-Îmân" kitabında (9) Ebû Ubeyd (rahimehullah)'ın sözü olarak geçmişti. Daha fazla açıklama için oraya bakınız. Bu meseleden bu derlemenin mukaddimelerinde söz etmiştim. (Fasıl: Mürcie "Kim Lâ İlâhe İllallâh Derse Cennete Girer" Hadisini Delil Getirerek Ameli İmanın Rüknü Olmaktan Çıkarır.)
Sayfa 57·Kitabı okudu
[867] Ve Şeyh şöyle dedi: Tâlîsi ortak tümel olumlu bitişik şartlı bir öncülle tümel olumsuz mâni‘atü’l-huluvv bir öncül sonuç vermez. Örne- ğin: “Her ne zaman A, B ise, C de D’dir. Ve mâni‘atü’l-huluvv olarak ya C, D’dir, ya da V, Z dir, olmaz.”
Sayfa 448·Kitabı okudu
Alıntılar
Ermeniler Rus, İngiliz, Fransız emperyalizminin askerliğini yapıyorlar. Bizimkiler saldırınca Yunanlılardan medet umuyorlar. Tam bir rezillik. Taşnak Hükümeti'nin Başbakanı Kaçaznuni, 7 Şubat 1919 tarihinde İngiliz işgal kuvvetleri komutanı General F. Wocker'la yaptığı görüşmede Ermenilerin, İtilaf Devletleri'nin zaferiyle ve Kafkasya'ya gelmeleriyle durumlarının iyiye doğru değişeceğinden kesinlikle emin olduklarını belirtmiştir. Bu görüşmenin raporu, Ermenistan İçişleri Bakanlığı Arşivi'nde saklanmakladır.(13) Aynı şekilde Ermenistan Devlet Arşivi'nde bulunan başka bir belge, Adana'daki Ermenilerin Fransız işgal kuvvetleri komutanı General Diffe komutasında "intikam birlikleri" adıyla silahlandırıldıklarını ve Fransız üniformasıyla savaştıklarını anlatmaktadır.(14) İngiliz ve Fransız emperyalizmine itaat, Yunan işgaline bel bağlamayı beraberinde getirmiştir. Taşnak Hükümeti Dışişleri Bakanı, Tiflis'teki temsilcisine gönderdiği telgrafta şöyle diyor: "Cephedeki durum çok ağır. Bir an önce Luck ve Corbeille'e15 başvurarak, Türk birliklerinin ilerlediği konusunda hükümetlerine telgraf çekmelerini ve gerekli bütün önlemlerin alınmasını islemelerini sağlamak mutlaka zorunlu (...) Yunan temsilcisinden de, hükümetine hemen bir telgraf çekerek her şeyi bildirmesini ve Yunan birliklerinin saldırıya geçerek Türk hareketini güçsüz düşürmelerinin olanaklı olup olmadığını öğrenmesini isteyin. (16) Taşnakların Baş-Gyarninsk birliği komutanı Yarbay Melik-Şahnazarov'un ayrı bir Ermeni tümenine gönderdiği 7 Kasım 1918 tarihli acil damgalı raporunda ise, bölgenin bütün köylerini bombaladıklarını, 30 Türk köyünü ele geçirdiklerini ve geri kalan 29 köyü de bombalamak amacıyla harekât izni istediğini bildirmektedir. Merkezden onay alan Taşnak birliği, Baş-Gyarninsk bölgesindeki onlarca