Knight
(9 yaşında) Luna'nın beni önemsediği için böyle davrandığını söylüyordu. İtiraf edecek değildim ama ben de onu önemsiyordum. Omzuma dokundu. Başka bir sayfaya geçtim. "Açık elini çenenin yanında ileri geri sallamak kaltak demekmiş. Dostum, baban sana bunu öğrettiğimi öğrenirse beni öldürür." Omzuma sert bir tokat atıp tırnağını etime batırdı. Cümlemin ortasında ona baktım. "N'oldu?" "İyi misin?" diye sordu işaret dilinde. İşaret dilini pek kullanmazdı. Luna konuşamıyor değildi, konuşabiliyordu ama konuşmak istemiyordu. Teknik olarak konuşabiliyordu yani. Şimdiye kadar bir şey söylediğini hiç duymamıştım. Ama annemle babam konuşabildiğini söylüyorlardı. Onun derdi sesiyle değildi. Dünyaylaydı. Luna'yı anlıyordum. Ben de dünyadan nefret ediyordum. Yalnızca farklı şekillerde ediyorduk. Omuz silktim. "Evet." "Arkadaşlar birbirlerinin küçük şeyler yüzünden üzülmesine izin vermez," dedi elleriyle.
Knight
(9 yaşında) Luna aşağı inmem için el salladı. Omzuna bir çam kozalağı fırlattım. "Rexroth." Ne? dedi kaşlarını kaldırarak. Bu kız sadece kaşlarıyla bana binlerce şey anlatabilirdi. Bazen sırf inat olsun diye o kaşları tıraş etmek istiyordum. "İntikamımı her zaman alırım. Bunu unutma, tamam mı?" Tamam, huysuzca gözlerini devirdi. "Şimdi yukarı gel." Bisikletimi işaret ederek ayağını yere vurdu. "Aptal bisikleti orada bırak." Ağaç evin içine kıvrıldık. Ona teşekkür etmek yerine -ki etmem gerektiğini biliyordum- daha önce yazdırdığım sayfaları çıkarıp aramızdaki tahta zemine yerleştirdim. Terli alınlarımız birbirine yapışmış hâlde kâğıtlara baktık. Ona işaret dilinde küfretmeyi öğretiyordum. Bu, babası ve terapistinin asla yapmayacağı bir şeydi. "Burada sik diyor, yani her iki elinin işaret ve başparmaklarını c şekline getirip sağ elin başparmağını sol elin işaret parmağı ile birleştirerek s harfi yapacaksın." Sayfalardan birinde bulunan görseli taklit edip arkasını çevirdim. "Ah, bak. Siktir git demek için yalnızca kaşlarını çatıp orta parmağını göstereceksin. Bu kadarı yeterli."
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Knight
Knight (9 yaşında) Luna ikinci kozalağı attı. Bu kez onu yakaladım ve kolumu bir beyzbol oyuncusu gibi geriye savurup isabet ettirmemeye özen göstererek Luna'ya geri fırlattım. "Sana hayır dedim." Üçüncü bir kozalak çıkarıp (davetsiz misafirlerin gelmesine karşı ağaç eve zula yapmıştı ama böyle bir şey hiç yaşanmamıştı) göstere göstere bana fırlattı. Sonunda tepem attı. "Sen tam bir aptalsın!" Gözlerini kırpıştırdı. "Bana öyle bakmayı kes!" Bir kez daha kırpıştırdı. "Kahretmesin, Luna!" Vaughn'ın ne dediği umurumda değildi. Bu kızı hiçbir zaman öpmek istemeyecektim. Tanrı beni Luna'nın onu öpmemi istemesinden korusun.
Bhagavan konuştu
6: Çok eski zamanların yediği ermişi ve insan ırkının 4 atası olan manularda aynı şekilde benim Aklımın üründürler 8: Ben her şeyin kaynağıyım her şey benden doğar yükselir bilge kişi böyle düşünerek beni sever bana tapar 9: düşünceler benden yaşamlar bendendir onlar birbirini karşılarak aydınlatırlar daima beni konuşarak mutlu olur ve sevinirler
Sayfa 71·Kitabı okuyor
[18]. Meryem Sûresi, 9.ayet
“Öyledir. (Fakat) bu benim için pek kolaydır. Bundan evvel de, hiçbir şey değilken seni Ben yaratmıştım.” [18]
Sayfa 55 - [18]. Meryem Sûresi, 9.ayet·Kitabı okuyor
Din
Mukaddime
Malûmdur ki şanı yüce olan Kur'an, insanlık âlemini hidayet nurları içinde bırakacak, semaví (insan eseri olmayan vahiyle gelmiş bulunan) ve ilâhî bir kitaptır. Onun kutsal ayetleri binlerce hakikatleri içermektedir, bütün akıl sahiplerini irşat edip aydınlatmaya yeterlidir. Yeter ki o yüce kitabın emirleri, yasakları, bütün hükümleri, tavsiyeleri can ve dilden kabul edilsin, onun bütün beyanlarının birer hakikat, birer hikmet kaynağı olduğu tasdik olunsun. Evet. Kur'an-ı Mübîn, bütün beşeriyetin bir mukaddes, ilâhî kitabıdır. Bu mübarek kitabın bütün lafızları da manaları da ilâhîdir, vahye dayanmaktadır. Bütün insanları birlik ve kardeşlik dairesine davet etmektedir. Binaenaleyh Kur'an-ı Kerim'in ayniyetini, hikmet dolu hükümlerini olduğu gibi muhafazaya çalışmak, içinde bulunanlara tamamen riayet etmek, bütün beşeriyet için en kutsal, en faydalı bir vazifedir. Kur'an-ı Kerim'in beyanları, hükümleri herkese yönelik ise de bunları layıkıyla ilmî bir dairede güzelce anlayıp kavramaya her kimse muktedir olamaz. Velev ki Arap lisanına iyice vakıf bulunsun. Böyle bir kudret ve meziyeti haiz olabilmek için senelerce dinî ilimlerle uğraşarak maharet ve ayrıcalık kazanmış olmak lazımdır. İşte bu vasıflara sahip olan birçok İslam âlimleri, Kur'an-ı Azim'in yüksek hakikatlerini, bütün hükümlerini yine Arapça lisanıyla ve sair muhtelif lisanlarla şerh ve beyan ederek medeniyet ve İslamiyet âlemine pek kıymetli eserler armağan etmişlerdir. Bu acizin "Tabakatü'l- Müfessirin" unvanlı eserinde yazılmış olduğu üzere Asr-ı saâdet'ten beri on dört asır içinde birçok müfessir vücuda gelmiş, her biri güzel bir niyetle İlâhî kelâm'a hizmeti bir şeref kabul etmiş, bunun neticesi olarak da yüzlerce kıymetli tefsir ve meali Kur'an'dan ibaret olan tercümeler kütüphaneleri süsleyip
Kitap Alıntısı