“-Bu ne biçim bir hastalık? -Önceleri pek farkına varılmaz. Günün birinde insanın canı artık hiçbir şey yapmak istemez. Hiçbir şeyle ilgilenmez ve kurur gider. Üstelik bu isteksizlik geçici değildir, hatta giderek de artar. Günden güne, haftadan haftaya daha kötü olur. İnsan kendinden hoşlanmaz, sanki içi bomboştur ve dünyayla bağdaşamaz. Sonraları bu hisler de kalmaz ve hiçbir şey hissetmez olur. Bütün dünyaya yabancılaşmış ve hiç hiç kimse onu artık ilgilendirmez olmuştur. Ne kızgınlık duyar ne hayranlık. Ne sevmesini bilir ne de üzülmesini. Gülmeyi de ağlamayı da unutmuştur. Böyle bir insanın içi kaskatı kesilmiştir. Artık hiçbir şeyi ve hiç kimseyi sevemez. Bu durumda, artık hastanın iyileşmesine olanak yoktur. Geriye dönüş kalmamıştır. Bomboş kül rengi bir yüzle ve nefretle çevresine bakar, tıpkı duman adamlar gibi. Onlardan biri olup çıkmıştır. Hastalığın adına gelince, buna ölümcül can sıkıntısı denir.”
Çağımız hastalığını hikayeleştirerek her yaşın anlayacağı bir şekilde özetlemiş yazar kitapta. Zamanın kıymetini nasıl bilmediğimizi çok ince işlemiş. Verilen mesajları sindirebilmek adına ağır okumayı tercih ettim. Hayata farklı bir pencereden daha bakmayı sevenlerdenseniz okunmalı..
Uyumak üzereyken bana de ki: "Uyanmayabilirsin." Uyandığım zaman da de ki: "Bir daha uyumayabilirsin." Evden çıkarken de ki: "Geri dönmeyebilirsin." Döndüğüm zaman da de ki:
"Bir daha çıkamayabilirsin."
Kadınlar konuşurken onları anlamak kolaydır, öfkesi, gülüşü, bakışı, sesi, kelimeleri, onun anlatmak istediğinin de ötesini anlatır. Anlayamadığımız, susan kadındır.
Sayfa 109 - Doğan Kitap, 1. Baskı, Kasım 2020.·Kitabı okudu
Dış dünyadaki yapmacık insanların samimiyetsizliğinden kaçıp öykülerindeki karakterlerin samimiyetine sığındığım bir kitap oldu. Samimiyetsizliğin daralttığı bedenim, bazen güldüren bazen üzen öyküleriyle biraz da olsa nefes almak için çevirdi kitabın sayfalarını..
:)
Öykülerden biri..
"Hacanne" diye bildiğimiz,
Hani "Hacanne" denilince ne canlanıyorsa gözünüzde tam da öyle bir kadın..
Kat kat giyinmiş, yaz kış demeden giyindikçe giyinmiş, hatta öyle bir giyinmiş ki sanırsınız elbise dolabını üzerinde taşıyor..
İlk kocasını kaybettikten sonra ikinci bir evlilik yapmasıyla başlayan bu giyinme tarzı belki de bir tepkiydi yaşama, yeni kocasına, insanlara..
Belki de Özdemir Asaf'ın dizelerinde de belirttiği gibiydi Hacanne'nin duyguları:
《Seninle ölmek varken
Onunla yanlış yaşamak》(Özdemir Asaf, Benden Sonra Mutluluk)
Beden üşüse çaresi vardı işte, eyvah ki ruh üşüyorsa..(syf.82)
Yüreklerimizin üşümediği bir gün olması dileğiyle^^