MART AYI OKUDUKLARIM! 📚
13 kitap, 1.959 sayfa ve bir ayın karanlık yüzü… Mart’ta edebiyatın en tekinsiz köşelerinde gezdim. 🖤📚
Bu ayın okuma listesinde bir araya gelen kitaplar, sanki kendi aralarında gizli bir anlaşma yapmış gibiydi: hepsi de insan ruhunun en ıssız, en çıplak, en karanlık hallerine ayna tutuyordu. Mart ayında okuduklarımı topladığımda karşıma çıkan tablo tam anlamıyla “yoldan çıkmış” bir edebiyat haritası oldu. 🗺️
Agustina Bazterrica’nın iki kitabı bu listede yan yana duruyor: Değersizler ile insanlığını yitirmiş bir dünyada nefes almaya çalışırken, Leziz Kadavralar etin, şiddetin ve sınırların ötesine geçen bir distopya. Bazterrica’nın kalemi insanı önce titretiyor, sonra düşünmeye zorluyor. 🥩🧠
Alexandre Seurat’nın Sakar’ı minimalist ama vurucu diliyle adeta içe çökerken; Eliza Victoria’nın Sakinler’i gotik atmosferiyle bir evin sırlarını kanımın donma noktasına kadar getirdi. Guadalupe Nettel’in Yoldan Çıkanlar’ı ise ruhun çatlaklarından sızan bir ışık gibi: deliliğin, takıntıların ve aidiyetsizliğin şiirsel bir anatomisi. 🌪️
Japon edebiyatının tekinsiz yüzüyle tanışmama Saou Ichikawa’nın Kambur’u ve Hiroko Oyamada’nın Çukur’u vesile oldu. Sıradanlığın içindeki gerçeküstü korku, bu iki kitapta farklı şekillerde karşıma çıktı. José Revueltas’ın Hücre’si ise Meksika’nın o sert, politik ve varoluşçu gerilimini yüzüme çarptı. Coğrafyalar farklı olsa da “mahsur kalma” hissi bu dört kitabın ortak paydasıydı.
Listede beni en çok sarsanlardan biri Jorge Barón Biza’nın Çöl ve Tohumu oldu. Aile travmasını çıplak bir gerçeklikle, neredeyse belgesel soğukluğunda anlatan bu metin, “edebiyatın sınırı nedir” sorusunu yeniden sordurdu. Gianrico Carofiglio’nun Sabahın Üçü ise tüm bu karanlığın içinde soluklanmak için biçilmiş kaftandı; sade, derin ve insana