İmparatorluk, iç güçlüklere ilaveten, genişlemesinin bir sonucu olarak sınırlarında yeni kuvvetlerle yüz yüze gelmişti. Bunların en dişlisi batı da Normanlar, kuzeyde Peçenekler ve doğuda Selçuklulardı; Peçenekler ile Selçuklular Türki kökenliydi. Peçenekler Bizanslılara yabancı değildi, çünkü aralarında uzun zamandır devam eden bir ilişki şekillendirmeyi becermişlerdi ve onları Rus, Macar ve Bulgarları denetlemek için kullanıyorlardı.
Bunu Vll. Konstantinos Porfirogennetos'un (905-959) oğlu Romanos'a verdiği öğütten açıkça görüyoruz:
Romalıların imparatoru Peçeneklerle barış içinde yaşadığı sürece Ruslar ya da Türkler ne Roma topraklarını silah zoruyla ele geçirebilir, ne de onlardan barışın bedeli olarak büyük ve abartılı miktarlar da parayla mal koparabilirler... Romalıların imparatoru Bulgarlara da daha dişli görünecektir ve eğer Peçeneklerle barış halindeyse Bulgarları da huzuru korumaya zorlayabilir.
Bu durum Il. Basileios'un ölümünden (1025) sonra kökünden değişmişti. Bulgaristan'ın ilhakı jmparatorluğu Peçenek akınlarına açık kılıyor, bu da ardında bir yıkım bırakıyordu. İmzalanan periyodik anlaşmalar da uzun ömürlü olmadı ve Peçenekler daimi bir tehdit olarak kaldı. Ne var ki başka bir göçebe Türki aşiret olan Oğuzlar çok daha tahripkar çıktı: 1065'te Tuna'yı geçip Thessalonike'ye [Selanik] ulaştılar, Yunanistan'a nüfuz ettiler, kırsal kesimdeki yerleşim alanlarını kasıp kavurup sakinlerini öldürdüler. Bir yan dan da Anadolu'da yeni ve daha da zorlu bir hasım olan Selçuklu Türkleri peyda oldu. II. Basileios ve IX. Konstantinos Monomahos'un saltanatları sırasında Ermenistan'ın ilhakı imparatorluğu Selçuklu saldırılarına maruz bıraktı. Bütün bu olaylar imparatorluğun askeri potansiyelini etkileyecek olan toplumsal ve iktisadi değişikliklerle çakıştı.