Friedrich Nietzsche
Henüz varolmayan bir insan türü için yazıyorum: “Dünyanın efendileri” için. Dinler, avuntu ve dinlenme yeri olarak tehlikelidirler; insan, rahat olmaya hakkı olduğuna inanıyor. Platon’un Theages eserinde şunlar yazar: “Hepimiz, mümkünse bütün insanların ve daha da iyisi Tanrı'nın efendisi olmak isteriz.” Bu tutum yine var olmalıdır. İngilizler, Amerikalılar ve Ruslar— 959 (1885-1886) Ormanda büyümüş “insan” daima güç için verilen mücadelenin en uzun sürdüğü yerde belirir. Büyük insan. Romalılar—orman hayvanları.
Felsefe
SÛRET GÜZELLİĞİ!
Ebû Mesud el-Bedri şöyle anlatır: Allah Rasûlü (s.a.v) duasında şöyle diyordu: اَللَّهُمَّ حَسَّنْتَ خَلْقِي فَحَسِّنْ خُلُقِي "Allah'ım, sûretimü güzelleştirdin gibi ahlâkımı da güzelleştir. *İbn Hibban, 959; Ebû Ya'l, 5075.
Sayfa 19 - Çelik·Kitabı okudu
Din
Reklam
Rasûlullah Efendimiz, sîretinin de sûreti gibi güzel olması için devamlı olarak dua ederdi. Aynaya bakarken ahlâkî güzelliğe vurgu yaparak ve: "Allah'ım! Yaratılışımı güzel kıldığın gibi ahlâkımı da güzelleştir!" (İbn Hibban, Ed'iye, No: 959; İbn-i Hanbel, 1/403)
Tahrip kolaydır;
Tahrip esheldir; zayıf tahripçi olur Vücud-u cümle ecza, şart-ı vücud-u külldür. Adem ise oluyor bir cüz'ün ademiyle; tahrip eshel oluyor. Bundandır ki, âciz adam, sebeb-i zuhur-u iktidar-ı müsbete hiç yanaşmaz. Menfîce müteharrik, daim tahripkâr olur. 《Tahrip Kolaydır; Zayıf, Tahripçi Olur Parçaların varlığı, bütünün var olması için şarttır. Yokluk ise sadece bir kısmın yokluğuyla mümkündür; tahrip kolay olur. Bundandır ki: Aciz adam, müspet bir işi netice veren sebebe hiç yanaşmaz. Menfice hareket eden, daima tahripçi olur.》 RNK-Sözler/959
Hazmedilmeyen İlim Telkin Edilmemeli
Hazmolmayan ilim telkin edilmemeli Hakikî mürşid-i âlim, koyun olur, kuş olmaz; hasbî verir ilmini. Koyun verir kuzusuna hazmolmuş musaffâ sütünü. Kuş veriyor ferhine lüab-âlûd kayyını. RNK-Sözler/959
İmparatorluk, iç güçlüklere ilaveten, genişlemesinin bir sonucu ola­rak sınırlarında yeni kuvvetlerle yüz yüze gelmişti. Bunların en dişlisi batı­ da Normanlar, kuzeyde Peçenekler ve doğuda Selçuklulardı; Peçenekler ile Selçuklular Türki kökenliydi. Peçenekler Bizanslılara yabancı değildi, çün­kü aralarında uzun zamandır devam eden bir ilişki şekillendirmeyi becer­mişlerdi ve onları Rus, Macar ve Bulgarları denetlemek için kullanıyorlardı. Bunu Vll. Konstantinos Porfirogennetos'un (905-959) oğlu Romanos'a verdiği öğütten açıkça görüyoruz: Romalıların imparatoru Peçeneklerle barış içinde yaşadığı sürece Ruslar ya da Türkler ne Roma topraklarını silah zoruyla ele geçirebi­lir, ne de onlardan barışın bedeli olarak büyük ve abartılı miktarlar­ da parayla mal koparabilirler... Romalıların imparatoru Bulgarlara da daha dişli görünecektir ve eğer Peçeneklerle barış halindeyse Bul­garları da huzuru korumaya zorlayabilir. Bu durum Il. Basileios'un ölümünden (1025) sonra kökünden değiş­mişti. Bulgaristan'ın ilhakı jmparatorluğu Peçenek akınlarına açık kılıyor, bu da ardında bir yıkım bırakıyordu. İmzalanan periyodik anlaşmalar da uzun ömürlü olmadı ve Peçenekler daimi bir tehdit olarak kaldı. Ne var ki başka bir göçebe Türki aşiret olan Oğuzlar çok daha tahripkar çıktı: 1065'te Tuna'yı geçip Thessalonike'ye [Selanik] ulaştılar, Yunanistan'a nüfuz ettiler, kırsal kesimdeki yerleşim alanlarını kasıp kavurup sakinlerini öldürdüler. Bir yan­ dan da Anadolu'da yeni ve daha da zorlu bir hasım olan Selçuklu Türkleri peyda oldu. II. Basileios ve IX. Konstantinos Monomahos'un saltanatları sırasında Ermenistan'ın ilhakı imparatorluğu Selçuklu saldırılarına maruz bıraktı. Bütün bu olaylar imparatorluğun askeri potansiyelini etkileyecek olan toplumsal ve iktisadi değişikliklerle çakıştı.
Sayfa 29·Kitabı okudu
Reklam
Reklam