"Allah bir kulunu sevdi mi onu sıkıntılara mübtelâ kılar. Eğer sabrederse, kendisine alır. Ya Resûlüllah, kendisine almak ne demektir, dediler. "Geriye ne mal ne evlat bırakmaz." dedi. (Deylemi, Firdevs, hadis no: 968
Sayfa 93
Nihayet 26 Şevval 968 [=10 Temmuz 1561] günü Rüstem Paşa'nın ölümü üzerine Türk edebiyatındaki belki en ilginç mersiyelerden birini yazarak paşayı hicvetti ve bir bakıma içine düştüğü acıklı durumun intikamını aldı. Başlı başına bir inceleme konusu teşkil edebilecek kadar mükemmel bu eserin "[Rüstem'in] ölüm haberi beni bir hayli zaman kederlendirdi, bu mutluluk haberi yalan olabilir diye endişe ediyordum." anlamındaki şu beyti nefistir: Haber-i mevti melûl itdi beni hayli zemân Korkar idüm ki bu şâdî haberi ola yalan
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Keşfü'z-Zünûn an el-Esâmî ve'l-Fünûn
Katip Çelebi kitabının mukaddimesini yazarken özellikle Taşköprüzade'nin (ö.968/1 560) Miftâhu's-saâde ve Misbâhü's-Siyâde'sinden yararlanmıştır. Miftâhu's-saâde'nin birinci faslı nazari usule başlamak ve onu geliştirmek için faa­liyetimize hangi istikameti vereceğimizden bahsetmekte olup Katip Çelebinin eserinde Taşköprüzâide'ye ait olan kısımların hepsi bu fasıldan alınmıştır. Müellif, döneminde, özellikle A­nadolu'da yetişen bilginlerden pek çoğunun biyografisini ver­mektedir. Eser, müellifin yaşadığı dönem için en zengin kay­naklardan biridir. Taşköprüzade eserini ilimlere göre tertip etmiş, bu ilimleri altı dala ayırıp her birini devha olarak adlan­dırmıştır. Bu levhalar onun dönemine kadar mevcut olan ilim­lerin ve bu ilimlerde telif edilen eserlerin çoğunu ihtiva eder. Sadece eserleri zikretmekle kalmaz müelliflerin biyografileri ve eserleri hakkında bilgi de verir. Oğlu Kemalüddin Mehmet (ö. 1030/ 1620) tarafından Mevzuatü'l-Ulûm adında Türkçe'ye tercüme edilmiştir ve iki cilt halinde 131313/ 1895 yılında İstan­bul'da yayınlanmış, ilk bölümü O. Rescher tarafından Almanca'ya tercüme edilmiştir. Kamil el-Bekri ve Ahdülvahhab Ebu'n-Nur eseri dört cüz halinde tahkik edip her cüzün sonuna birer fihrist dördüncü cüzün sonuna da umumi fihrist ilave ede­rek 1968 yılında Kahire'de neşretmişlerdir.
Sayfa 38·Kitabı okudu
968. Ebû Zer radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu: “Kardeşini güleryüzle karşılamak şeklinde bile olsa hiçbir iyiliği küçük görme.”
[968] Eğer onların konuları mütedâhil olursa, yani onların bazısı, bazı- sından daha genel olursa, ilimler mütedâhil (girişimli) olarak isimlendirilir: Bu genellik, ister geometri ve cisimler için miktar ve ta‘lîmî cisimler gibi cins olsun; ister mukayyedin yanında mutlak gibi ‘itibârî olsun farketmez. [Çünkü iki ilimden birinin konusu mutlak/herhangi bir yönden kayıt al- tına alınmamış, diğerinin konusu kayıtlı olabilir.]
Sayfa 490·Kitabı okudu
Münasebetleri ve Ayrılıkları [967] Bu meslek, onların konularının tedâhulleri, münasebetleri ve ay- rılıklarıyla alakalıdır. [968] Eğer onların konuları mütedâhil olursa, yani onların bazısı, bazı- sından daha genel olursa, ilimler mütedâhil (girişimli) olarak isimlendirilir: Bu genellik, ister geometri ve cisimler için miktar ve ta‘lîmî cisimler gibi cins olsun; ister mukayyedin yanında mutlak gibi ‘itibârî olsun farketmez. [Çünkü iki ilimden birinin konusu mutlak/herhangi bir yönden kayıt al- tına alınmamış, diğerinin konusu kayıtlı olabilir.] Örneğin: Yuvarlak ve hareketli yuvarlak için küre ve hareketli küre gibi. Bu kısma girenlerden kimisinde örneğin mûsikî ve matematik gibi, araz olması bakımından iki ilimden birinin konusu, diğerinin konusuna özgü olabilir. Zira birincisinin konusu, telifi gerektiren sayısal nisbetlerin kendisine arız olması bakımın- dan “nağme”dir. Sayısal nisbet, matematiğin konusu olan sayıya özgü araz- dır. Konuları bakımından ayrılmakla beraber birincisi, ikincisinin altında kabul edilebilir. Çünkü nağmelerde sayısal nisbetler araştırıldığı zaman, bir nevi sayının araştırılıyor olması kaçınılmazdır. Adeta nağmeler, hususi sayılar olarak farzedilir. Bundan dolayı matematiğin konusu olan sayının altında kabul edilmiştir. Özellik ve genellik bakımından ilimler, konusu daha genel olanda son bulacak şekilde düzenlenebilir. İlk felsefe yani “ilmi ilâhî”den daha özeli tabiat, ondan da daha özeli tıp ilmidir. Çünkü bu ilmi[ilâhî’ni]n konusu, “mevcut olması bakımından mevcut”tur ki bu da eşyanın en kapsamlısıdır ve bu ilimde birlik, çokluk, vacip, mümkün, ka- dîm, hâdis, illet, nedenli, basît, mürekkep ve bunların dışındakiler gibi varlığın zâtî eklentileri araştırılır.
Sayfa 490·Kitabı okudu