Bir aralık aklına Muazzez'i kaçırdığı gün ,öğleyin eve gelirken çocukların kovaladıkları arı geldi. Bu anda kendini ona o kadr benzetti ki ,gözleri yaşardı. Tıpkı o arı gibi hem kuvvetli,hem zayıftı. Tıpkı onun gibi etrafını insafsiz kimseler sarmıştı. Zehrini akıtmasına imkan vermeden onu kıskıvrak yakalıyorlar ve müdafaa vasıtalarını elinden alıyorlardı.
Önüne bir lokma ekmek tutuluyor ve bunun geri alınmaması tehdidiyle en olmayacak şeyler yapılıyordu. İstihfaf ettiği,kendisinden zayıf bulduğu mahlukların mahkumu olmak çok harap edici bir şeydi.
Martıların Fletcher'ı, Martıların kutsal Jonathan'ı uçak için yükseldiğinde,rüzgâra doğru bir adım mı ilerlerdi... yoksa iki mi ? "Daha Fletcher bir soruyu düzeltmeden başka bir soru geliyordu."Martıların Fletcher'ı,Martıların Aziz Jonathan'ının gri gözleri mi altın gözleri mi vardı?" Soruyu soran gri gözlü kuş,istediği cevabı duymak için kıvranıyordu.
"Zavallı Fletch. Gözünle gördüklerine sakın inanma. Görünenlerin hepsi sınırlıdır. Anlayarak bakmaya,bildiklerinin ötesine geçmeye çalış. O zaman uçmanın anlamını da daha iyi öğreneceksin."
"Hakkımda saçma sapan söylentiler çıkarmalarına ya da beni Tanrılaştırmalarına sakın izin verme ,olur mu Fletch? Ben, belki de sadece uçmayı çok seven bir martıyım..."