Görünenin arkasında gerçekten de başka bir dünya var mıdır? Buna sanırım, ancak öldüğümüzde
cevap bulabileceğiz. En azından ben böyle düşünüyorum. Ama Schopenhauer buna irade
cevabını veriyor. Bütün görünenlerin kaynağının irade olduğunu iddia ediyordu. İnançlı insanlara
göre gerçekten de bir irade söz konusu. Ben de gerçekten bir irade olduğuna inanıyorum.
Hayatta karşılaştığımız her olay bizde başka başka etkiler bırakır. Hayatta karşılaşılan her olay da
başka başka insanlarda başka başka etkiler bırakır. Ve bu olaylar zaman içerisinde karakterimizi
belirler. Eğer yaşanılanların şiddeti zamanla artmış ise işte o zaman huzursuz bir karaktere sahip
oluruz. Çok okumuş psikologlarımız buna obsesif kompulsif bozukluk diyorlar. Aslına bakarsanız
onlar, her şeye bu adı veriyorlar. Hiç geçmeyen hiç unutulmayan şeyler vardır. Yaşanmışılıklar...
Yaşanılan acı tatlı tecrübelere, herhangi bir bozukluk adını veremem. Bedensel ve zihinsel
üstünlükler yavaş yavaş zamana yenilirler ancak ahlaki karaktere zaman bile dokunamaz.
Schopenhauer de kaderci bir anlayış gösteriyor aslında. Ona göre bize verilmiş olan bir kişilik söz
konusu. Ve yapabileceğimiz tek şey, bu kişiliği elimizden geldiğince yararlı bir biçimde kullanmak.
Ben, bana verilmiş olan kişiliği, en iyi kendi kendime döndüğüm bir yalnızlıkta bulabiliyorum.
İnsan, sadece yalnız olabildiği sürece bütünüyle kendisi olabiliyor. Demek ki yalnızlık aslında
özgürlük demek. Ama fazla bilgelik olan yerde fazla keder vardır. Gerçekten de okudukça
öğrenirsiniz ve öğrendikçe mutsuz olursunuz. Çünkü gerçeklerin yaşanılan hayatla zıt düşme gibi
bir huyu vardır. -Belki de Fahrenheit'daki yüzbaşı haklıdır.- Bedenimiz nasıl giysilerle örtülüyse,
zihnimiz de yalanlarla örtülüdür. Bir konuda konuşabilmek için bir şeyler okumak gerekir.