Anıl Haznedar

Anıl Haznedar
@AHaznedar
İnstagram @haznedaranil
Sahnede bir prensi, bir başkası danışmanı, bir üçüncüsü hizmetçiyi ya da askeri ya da generali vb. oynar. Ama bu farklılıklar yalnızca dış görünüştedir: İç dünyada böyle bir görünüşün çekirdeğinde, herkeste aynı şey yatar. Eza ve cefa içinde yoksul bir komedyen. Yaşamda da böyledir. Rütbe ve zenginlik farklılıkları herkese oynayacağı rolü gösterir. Bunlara asla içsel mutluluk ve hoşnutluk farklılıkları karşılık gelmez.
Felsefe
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Herkesin içinde yaşadığı dünya, öncelikle kendi kendisini kavrayışına bağlıdır, bu yüzden kafaların farklılığına göre yönlenir: Bu farklılığa göre yoksul, dar ve sığ ya da zengin, ilginç ve anlam dolu olabilir. Akıllı bir kafada ilginç bir biçimde görülen aynı olay, sığ bir kafanın sıradanlığıyla kavrandığında, günlük yaşamın sıradan sahnesi olacaktır. Bu durum Goethe'nin ve Byron'ın, temellerinde açıkca gerçek olayların yattığı bazı şiirlerinde en üst düzeyde görülmektedir: Budala bir okur bu güzel olay yüzünden, son derece sıradan bir olayı böyle büyük ve güzel bir şeye dönüştürme yeteneğinde olan, güçlü düşlemi kıskanmak yerine şairin kendisini kıskanabilir ancak.
Felsefe
Dışsal olaylar ya da koşullar, herkesi bütünüyle başka başka etkilerler ve herkes aynı ortamda yine de başka bir dünyada yaşar. Çünkü ancak kendi tasarımlarıyla, duygularıyla ve irade devinimleriyle doğrudan bir ilişki içindedir; dışsal olaylar ancak içsel olayların izin verdiği ölçüde o kişiyi etkilerler.
Felsefe
Tüm zamanların bilgeleri hep aynı şeyi söylemişlerdir ve tüm zamanların budalaları, yani ezici çoğunluğu da tam tersini yapmışlardır. Bu durum bundan sonra da böyle sürecektir. Voltaire işte bu nedenle "Bu dünyayı, tıpkı dünyaya gelirken onu bulduğumuz gibi, yani aptal ve kötü bir biçimde terk edeceğiz." demektedir.
Felsefe
451 Fahrenheit
"Güç" dedim. Sen de Doktor Johnson'dan alıntı yaparak 'Bilgi kaba kuvvetin üstesinden gelmeye yeter de artar bile!' dedin. Ben de 'İyi ama Doktor Johnson, "Belirsizliği belirliğe yeğleyen insan akıllı değildir de demişti, sevgili çocuğum," dedim. Sen de alıntı yaptın: 'Gerçek açığa çıkacak, cinayet fazla gizlenmeyecek!' Ben de keyifle haykırdım: 'Ah Tanrım, sadece atından bahsediyor!' Ve 'Şeytan işine gelince Kitab-ı Mukaddes'ten alıntı yaparmış." Sen de 'Bu çağda, bilgeliğin okulunda, gösterişli budalalar paçavralar içindeki azizlerden üstün tutuluyor' diye bağırdın. Ben de usulca 'Fazla itiraz gerçeğin itibarını düşürür' diye fısıldadım. Sen de 'Cesetler katili görünce kanar!' diye haykırdın. Ben de "Bir metaforu kanıt, bir laf kalabalığı selini temel gerçekler pınarı, kendimizi de kahin sanma aptallığına düşmek doğamızda vardır demişti" diye özetledim.
Sayfa 130 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat