Bir keresinde şöyle bir cümle okumuştum; “Hiç yazar olup da hassas olmamak, hassas olup da insaflı bulunmamak, insaflı olup da buna uygun davranmamak mümkün müdür?” diye. George Orwell de dönemini iyi okumuş, analiz etmiş ve sahip olduğu bilgiye kayıtsız kalamayarak insanlık için bir şeyler yapmak istemiş. O dönem bilgiye ulaşmak ciddi anlamda zor ve en kolay yolu ise bizzat yaşamak. Yaşadığımız çağa bakınca ise bilgiye ulaşmak bir o kadar kolay bir o kadar da zor. Biz bilginin bilmemiz istenen şey olduğuna inanırken, bize ancak bilmemizi istediklerini öğretiyorlar. Hem de doğru ya da yanlış olduğunu sorguya izin vermeksizin. Tıpkı Orwell’in Çiftliğinin Totaliter Domuzu Napoleon’un iktidarı zorla ele geçirip kendisinin tek lider olacağı bir dikta rejimi kurduğu gibi. Napoleon o andan itibaren artık sadece kendi iktidarını düşünen ve bunu sürekli hale getirebilmek adına her türlü yalanı, doğruymuş gibi kabul ettirebilmek için kuvvet kullanmaktan geri durmamaya başlar ve bunu sağlayabilmek için her bilgiyi kendi iktidarı adına manipülasyon aracı olarak kullanmaktan da imtina etmez. Bilgiyi güç kabul edip, doğruluğunu sorgulatmaksızın halkına kabul ettirir. İlk yaptığı şey; halkın tamamının bir arada bulunup kararları ortaklaşa aldıkları sistemi -doğrudan demokrasi- değiştirip, bütün hayvanlarla ilgili kararları yalnızca domuzlardan oluşan bir komitenin aldığı sistemi kurmaktır. Bu, görünüşte hala bir meclis var dedirtip bir sistem eleştirisinin önünü kapatırken yalnızca kendisini tek adam ilan edeceği diktatöryayı da adım adım hızlandırmaktadır. Düşünsenize birisi çıkıp, sizden kazandığınız paranın neredeyse tamamını alıp, size ancak yaşamanız için yetecek kadarını bırakıyor ve bunun adına vergi diyor. Yine aynı birisi sizi hürriyetinizden sır canı sıkıldığı için